Nasıl Bilirsiniz?

Nasreddin Hoca’nın hanımı ölmüş. Cenaze namazı kılınmış. İmam, dualar bittikten sonra cemaate:

– Ey Müslümanlar, demiş, merhumeyi nasıl bilirsiniz?

Herkes bir ağızdan karşılık vermiş:

– İyi biliriz!

Hoca, imamın kulağına eğilip:

– Kimi kimden soruyorsun be adam, demiş, sen onu bana sor!

Fark Meselesi

Nasreddin Hoca, vaaz ve nasihatte bulunmak, ilmihal bilgileri öğretmek üzere Konya’nın bir köyüne davet edilmiş; Kolay mı üç gün üç gece eşek sırtında o köye ulaşmak. Köye varır varmaz da sağ olsun köy ağası Hoca’yı misafir etmiş. Hoş beş ettikten sonra:

– Hocam, demiş, Tin Suresi’ni okur musun?

Hoca euzü besmele çekip sureyi okumuş. Ardından ev sahibi de okuduktan sonra:

– Hocam, demiş, elli dört farzı sayar mısın?

Hoca lahavle çekip elli dört farzı saymış. Ev sahibi de saymış. Bu minval üzere bir müddet önce Hoca, sonra ev sahibi okumuşlar saymışlar, okumuşlar saymışlar. Sonunda ev sahibi:

– Gördün mü Hocam, demiş, senin bildiğini ben de pekâlâ biliyorum; ne fark var aramızda?

Hoca, dişlerini gıcırdatarak:

– Öyle büyük bir fark yok aslında, demiş, üç günlük yoldan geldim; açım ve uykusuzum. Senin göbeğin, keyfin hepsi yerli yerinde. İşte fark buradan kaynaklanıyor!

Cenaze Evi

Hoca’nın komşusu ölmüş. Cenaze, mezarlığa götürülürken, karısı başlamış ağıt yakmaya:

Gittiğin yerin adı var,
Ne tuzu var ne tadı var,
Ne odun ne ocağı var,
Böyle nereye gidersin!

Hoca, karısına dönüp:
– Hanım, demiş, galiba cenaze bizim eve geliyor!

Ver Cüppemi Al Semerini

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkarıp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor. Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçan’a:

– Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!

İğneli Öğüt

Nasreddin Hoca kızını gelin ediyormuş. Nereden aklı na geldiyse düğün alayının ardından yetişip kızının kulağına:

– Evladım, demiş, sana benden baba öğüdü, dikiş dikerken sakın iğneye taktığın İpliğin arkasını düğümlemeyi unutma; iplik çıkar, iğne elinde kalır…

Peşin Paraya Gülmek

Nasreddin Hoca bir ahbabından borç almış. Elde avuçta olsa Hoca hemen ödeyecek ama yoksulluğun iki gözü de kör olsun. Daha vadesi gelmeden adam alacağı için Hoca’nın kapısını aşındırmaya başlamış. Bir böyle iki böyle derken yine bir gün adam borcunu istediğinde;

– Şu anda yok ama, demiş, çok yakında ödeyeceğim,

Böylesi düşman başına, adam yüzsüz mü yüzsüz:

– Söyle Hoca, ne zaman vereceksin, kimden bulup vereceksin!
– Evin önüne çalı ektim!
– Niye?
– Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak.
– Sonra?
– Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım.
– Eee?
– Ne e’si be adam, sordun ya, senin paranı o zaman öyle ödeyeceğim.

Buna kim gülmez; adam da kasıklarını tuta tuta gülünce Hoca:

– Gidi hâlden bilmez, demiş, peşin parayı gördün ya gül bakalım!

Biraz da Ben Öleyim

Hocayı bir ahbabı iftara davet etmiş. Sofra tamam kurulmuş, kulaklar ezanda iken ortaya iftar aşı konmuş. Ev sahibi kepçe gibi bir kaşık alırken, Hoca’ya da çay kaşığına yakın bir kaşık vermişler. Ezan okunur okunmaz ev sahibi o kocaman kaşıkla peş peşe iftar aşını cennetlik mideye indiriyor, her seferinde “Oh, öldüm!” diyormuş.

Hoca bakmış olacak gibi değil; yemek bitti bitecek, bitmese bile bu küçücük kaşıkla sahura kadar yese iftarı edemeyecek. Sonunda dayanamayıp o kocaman kaşığı adamın elinden kaptığı gibi yemeğe daldırmış:

– Senin öldüğün yeter, biraz da ben öleyim!

Acemi Avcı

Hikâye bu ya, kurtlar Akşehir’e, hatta Hoca’nın mahallesine kadar iner olmuş. Hoca da kış kıyamet demeyip komşusuyla kurt avına çıkmış.

Neyse uzatmayalım, acemi avcı şansı, bir kurdu ininde kıstırmışlar. Komşusu hayvanı görmek için kafasını inin ağzından içeri sokmuş. Sokar sokmaz da ayakları halay tutar gibi zıplamaya oynamaya başlamış. Hoca, “Tamam,” diye düşünmüş, “işte bizim adam kurdu yakaladı. Avcı dediğin böyle olur. Bari yardım edeyim” diyerek adamın ayaklarından asılıp dışarı çıkarmış ki bir de ne görsün; komşunun kafası yok. Hoca’yı bir düşüncedir almış. Apar topar geri dönüp adamın karısına:

Hatırlıyor musun, demiş, ava çıkarken kocanın kafası yerinde miydi?

Misafir Sevmez

Hoca, pek misafiri sevmezmiş. Ne zaman birisi gelecek olsa, bahaneler ileri sürer, kabul etmezmiş.
Bu huyunu bilen birisi. Hoca’ya misafir gitmeyi aklına koymuş. Sokağında pusuya yatmış. Tam,

Hoca, eşeğiyle evine girerken, saklandığı yerden çıkıp:

– Çok iyi oldu, demiş. Ben de size gelmiştim. Davetsiz misafir, ayağını eşikten tam atarken Hoca:- Dur hele, burada bekle, deyip içeri girmiş.

Karısına da misafiri atlatmasını söylemiş.

Misafir kapıda beklemiş, beklemiş hiç ses seda yok. Kapıyı çalmış. Pencereye Hoca’nın karısı çıkmış.

– Hoca efendi evde yok, demiş.

Misafir şaşkın:

– Nasıl olmaz. Gözümle gördüm, biraz önce içeri girdi. Hatta bana da burada beklememi söyledi, deyince Hoca kafasını uzatıp:

– Ne diye anlamıyorsun? Ev benim değil mi? demiş. İster olurum ister olmam!

Sonra Karışmam

Bizim Hoca’ya, rüyasında komşu kadınlar kız istiyorlar, düğünü yazın yapalım, güzün yapalım hesabı yapıyorlar; hani, Hoca da kızı beğense bari, ne gezer,

çare yok adamcağızı ikinci kez evlendiriyorlar… Derken Hoca’nın uyanmasıyla yataktan fırlaması bir olmuş. Hemen kansını uyandırmış:

– Kalk hatun, demiş, beni zorla evlendiriyorlar; sonra karışmam!