Ben Seni Kurtaramam




Kınamayın canım, hevestir bu, herkeste olur. İşte Nasreddin Hoca zamanında, baykuş sesli bir adamcağız da müezzinliğe özenmiş, üstelik ezan vakti de değil ama olsun, çıkmış minareye; ezan okumaya çalışırken, Hoca aşağıdan ikaz etmiş:

– Hey evlat, başının çaresine bak; öyle dalsız budaksız bir ağaç ki çıktığın, seni kurtaran olmaz!




Baş Başa Yemek

Nasreddin Hoca gün boyu gelenden gidenden, sorandan sual edenden yorgun düşmüş. Eve gelip sofraya oturduklarında karısına:

– Hatun, demiş, çıkar şu yazmayı başından!

Karısı, yazmayı çıkarmış ama sormadan da edememiş:
– Efendi, demiş, bayram değil seyran değil, baş başa yemek yiyoruz, nerden icap etti şimdi bu?

O günkü kalabalığın uğultusu hâlâ kulaklarında olan Hoca:
– Bak hatun, demiş, sen yazmayı çıkardın melekler kaçtı, ben “Bismillah” dedim şeytanlar kaçtı; şimdi baş başa bir yemek yiyelim!

Kime Düşer?

Akşehir’de hayvanların oraya buraya, yol ortasına pislemeleri iyiden iyiye sorun olmuş. Çünkü, ortada kalan j pisliği kimin temizleyeceği konusunda her kafadan bir ses çıkıyormuş.
Bir gün, yine bir köpeğin biri çarşının tam ortasına pislemiş. Dükkân sahipleri, her zamanki gibi temizlik kavgasına başlamışlar. O sırada eşeğiyle Hoca geçiyormuş. Hemen Hocayı hakem olarak seçmişler. Sormuşlar:

– Allah aşkına Hocam, pislik kimin dükkânına yakınsa onun temizlemesi gerekmez mi?

Hoca düşünmüş, bir pisliğe bakmış:

– Her gün pislik mi arşınlayacaksınız? Pislik herkese bulaşır. Kokusunu bir tek siz değil, tüm memleket duyar, demiş. Sonra işleri iyice karıştırdım herhâlde diye düşünüp, son noktayı koymuş:
– Akşehir’in ortasındaki pisliği temizlemek kadıya düşer!

Ey “İp”

Nasreddin Hoca, bir cuma günü kürsüde vaaz verirken, yine aklına ne geldiyse birdenbire:

– Ey Müslümanlar, demiş, oğlunuz olursa adını sakın Eyüp koymayın!

Cemaat birbirine bakmış. Birisi:

– Hocam, sebeb-i hikmeti ne ola ki, diye sorunca;
– Ne olacak demiş, Hoca, ahali dilinde “Eyip” olur; söylene söylene “ip”i kopar!

Misafir Sevmez

Hoca, pek misafiri sevmezmiş. Ne zaman birisi gelecek olsa, bahaneler ileri sürer, kabul etmezmiş.
Bu huyunu bilen birisi. Hoca’ya misafir gitmeyi aklına koymuş. Sokağında pusuya yatmış. Tam,

Hoca, eşeğiyle evine girerken, saklandığı yerden çıkıp:

– Çok iyi oldu, demiş. Ben de size gelmiştim. Davetsiz misafir, ayağını eşikten tam atarken Hoca:- Dur hele, burada bekle, deyip içeri girmiş.

Karısına da misafiri atlatmasını söylemiş.

Misafir kapıda beklemiş, beklemiş hiç ses seda yok. Kapıyı çalmış. Pencereye Hoca’nın karısı çıkmış.

– Hoca efendi evde yok, demiş.

Misafir şaşkın:

– Nasıl olmaz. Gözümle gördüm, biraz önce içeri girdi. Hatta bana da burada beklememi söyledi, deyince Hoca kafasını uzatıp:

– Ne diye anlamıyorsun? Ev benim değil mi? demiş. İster olurum ister olmam!

Pınar Başında Uyudum

Nasreddin Hoca Akşehir’den Sivrihisar’a giderken, bir ahbabına uğrayıp yorgunluk gidermek istemiş. Ev sahibiyle neredeyse Akşehir’den, Sivrihisar’dan, hatta memleket meselelerinden konuşmuşlar. Ancak, bir türlü Hoca’nın derdine çare olacak söze sıra gelmiyormuş. Yatmaya yakın ev sahibi:

– Hocam, demiş, susuz musun uykusuz musun?

Açlıktan midesi yapışan Hoca bu söze ne dese beğenirsiniz:

– Yolda bir pınar başında yeterince uyudum!

Pintinin Sorusu Kendini bilmez, pinti ve gevezenin biri, aklı sıra Hoca’nın açığını yakalamış gibi sormuş:

– Parayı neden bu kadar çok seviyorsun, Hocam?

Hoca, içinden, bu soruyu başkası sorsa batmaz ya deyip tutamamış dilini:

– Senin gibilere avuç açmamak için!

İnecektim

Nasreddin Hoca, Akşehir’de dolaşırken eşeğinden düşmüş. Çocuklar hemen çevresini sanp Hocayla dalga geçmeye başlamışlar:

– Sizi gidi haylazlar, demiş Hoca, ne gülüyorsunuz, ben zaten inecektim!

Oktan Sonra Çakşır Gerek

Timur, keskin nişancılar arasında bir yanşma düzenlemiş. Hoca’yı da hedef tahtası olarak seçmişler. Yarışmacılardan biri okunu, Hoca’nın koltuk altından, diğeri bacaklarının arasından, üçüncüsü de kavuğunun üzerine koyduğu elmadan geçirmiş.

Hoca, yanşma boyunca bir heykel gibi durmuş.

Hünkâr, yarışmacılara ödül verirken Hoca’ya da mintan, kavuk ve para verilmesini emretmiş.

Hoca:

– Emir verin Hünkâr’ım, demiş, bir de çakşır versinler!

İyi Şahit

Bir adamın tamburu çalınmış. Kadılık yapan Hoca’dan hırsızı yakalatmasını istemiş. Subaşı, hırsızı ensesinden tuttuğu gibi Hoca’nın karşısına getirmiş. Şahitler de adamın suçlu olduğunu söylemiş ama hırsız bir türlü hırsızlığını kabul etmiyor. Baktı ki işler karışacak:

– Kadı Efendi, demiş, bu şahitlerin biri darbukacı, diğeri köçek. Onların lafına inanılır mı?

Hoca ne desin?

– Tambur davasına darbukacıdan ve köçekten daha iyi şahit olmaz!

Cennet Cehennem Dolana Kadar

Bir gün Nasreddin Hoca’ya, Akşehir’in ileri gelenlerinden birinin cenazesinde:
– Hocam, demişler, insanlar ne zamana kadar böyle doğup ölecek?

Hoca düşünmüş mü cevap vermiş, yoksa hemen mi söylemiş bilinmez ama şu cevabı vermiş:
– Cennetle cehennem dolana kadar!