O Adam

Hikâye bu ya, Nasreddin Hoca’yı merak eden birisi Akşehir’e geldiğinde, devrilmek üzere olan bir duvara sırtını vermiş bir adam görünce:

– Akşehir’de bir Nasreddin Hoca varmış, ben onu arıyorum, demiş, nasıl bulabilirim?

Duvara dayanan adam cevap vermiş:

– Gel benim yerime şu duvarı omuzla, sana Nasreddin Hoca’yı getireyim!

Yabancı beklemiş, adam beklemiş. Ne gelen var ne giden. Gün, akşam olmak üzereyken birine durumu anlatınca:

– Nasreddin Hoca’ya giden o adam Nasreddin Hoca’ydı demiş. Sana bu ilk dersi olsun!

Sus

Hoca, latife olsun diye komşusunun kazını kavuğunun içine saklamış. Onlar kaz arayadursunlar; Hoca, aman kaz boğulmasın, bir bakayım dediğinde kaz hazretleri “sus” diye ses çıkarmasın mı:

– Vay köftehor, demiş Hoca, ben ona söyleyecekken o bana söylüyor!

Leyleği Kuşa Benzettim

Nasreddin Hoca’ya bir gün komşunun kızı, pencereden başını sarkıtıp:

– Hocam, demiş, leyleği havada görmek gezmeye yerde görmek yatmaya, bacada görmek de birine sevdalanıp baca gibi tütmeye delalet edermiş. Doğru mu bu?

Hikâye bu ya, o güne kadar hiç leylek görmemiş olan Nasreddin Hoca merakla sormuş:

– Leylek de ne oluyor?
– Bak Hocam, demiş komşu kızı, biri sizin bacada?

Hoca başını çevirip bacaya bakmış. Gözlerine inanamamış. Geri dönüp sezdirmeden bacaya çıkmış. Bir hamlede leyleği yakalayıp eve getirmiş. Kuş dese benziyor gibi ama, değil.
Eline makas mı almış, yoksa bıçak mı almış, orası bilinmez; hayvancağızın gagasını, bacağını, kanadını bir güzel düzelttikten sonra:

– Eh, demiş, şimdi kuşa benzedin!

İnşallah Bir Şey Bulur

Bir gece Nasreddin Hoca’yı karısı korkuyla uyandırmış. Duyulur duyulmaz bir sesle:

– Hoca! Hoca! Evde hırsız var!

Hoca uykusunun bölünmesinden rahatsız:

– İyi ya, demiş, belki çalacak bir şey bulur da elinden alırız!

Göbek Atan Çıksın Ortaya

Nasreddin Hoca, telaş içinde kilerde kurban bıçağı ararken, bir kazan dolusu un kafasından aşağı dökül, müş. Gören, değirmeni soymaktan geliyor sanırmış o sinirle kazana bir tekme savurmuş. Lâkin ayağı öyle bir acımış ki öfkesini çıkarmak için kazanın üzerinde tepin, meye başlamış. Kazan yerlerde hoplayıp sıçrayınca, bu sefer de Hoca’nın yüzüne öyle bir çarpmış ki Hoca kurban bıçağını kavrayıp haykırmış:

– Hâlâ göbek atmak isteyen varsa, çıksın ortaya!

Dünya Kaç Arşın?

Bir gün Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam, dünya kaç arşın?

Tesadüf bu ya, o sırada yoldan bir cenaze geçiyormuş.

– Bakın demiş, dünyanın kaç arşın olduğunu öğrenen biri gidiyor.

Bize Niye Uğramıyor?

Elde dedikodu mu yok; Hoca’nın yolunu çeviren bir kara dilli:

– İki gözüm Hoca, senin hatun bir günde kırk kapının ipini çekiyor, sabahtan akşama geziyor, deyince bizim Hoca, itiraz etmiş:

– Vallahi benim zerrece haberim yok, öyle olsaydı bizim eve de uğrardı!

Aşçıya Diyeceğim Yok, Pilavı Bağışlayın

Selçuklu Sultanı Alaaddin, bir Ramazan günü Nasreddin Hoca’yı Konya’ya davet etmiş. Sultan çağırır da gidilmez mi; üstelik, Hocaya hususî arap atlarından birini göndermiş. Hoca şehre vardığında vezirlerden birisi karşılamış. Gün boyu Konya’nın gezilecek yerlerini gezmişler, görülecek yerlerini görmüşler. Akşam ezanıyla birlikte “sultan sofrasında iftara oturmuşlar. Adet olduğu üzere evvela çorba gelmiş. Yine âdet olduğu üzere ilk kaşığı Sultan Hazretleri çalmış ama çalmasıyla parlaması da bir olmuş:
– Kaç defa ferman buyurdum; benim çorbama Erciyes kekiği atılacak diye. Kaldırın bu çorbayı! Kuzu tandırı getirin!

Sofrada bulunanlar çorbanın kokusuyla yutkunadur- sunlar, bu defa kuzu tandır gelmiş. Sultan tadına bakar bakmaz; bu sefer de “Mendebur aşçıbaşı!” diye gürlemiş:
– Şu Selçuk ülkesinde kuzu mu kalmadı ki koç kızartırsınız. Götürün bunu çabuk!
Hasılı, o yemeğe bir bahane, bu yemeğe bir bahane, sofraya ne gelirse Sultan Hazretleri, tadına baktıktan sonra, aşçıbaşını azarlayarak geri gönderiyormuş.

Nasreddin Hoca bakmış ki aç kalacak, ayağa fırladığı gibi pilav lengerini alıp önüne koymuş; hızla kaşıklamaya başlamış.

Sultan Hazretleri:
– Hocam, demiş, ne yapıyorsun?

– Sultanım, demiş Hoca, aşçıbaşı sizin olsun, bari pilavı bağışlayın!

Kadın Aklıyla Yola Düşme

Hoca, evde otura otura her şeye karışır olmuş. Hanı mı bir şey yapmaya kalksa, onu öyle yap bunu böyle yap, deyip çileden çıkarıyormuş. Bir gün misafir geleceğin den kansı, Hocanın evde olmasını istememiş:

– Efendi, demiş, sen de hamama gidip şöyle bir kendine gelirsin!

Hoca, karısını dinleyip hamama gitmiş. Eve dönerken sağanak yağmura tutulmuş. Islanmayayım diye, üzerin de ne var ne yoksa çıkarıp koşmaya başlamış. Onu go. renler şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilmiyormuş. Hoca da onlara dönüp:

– Karı aklına uyup da, demiş, sakın ola bir şey yap. mayın. Yoksa, ya hamamda haşlanır ya yağmurda yaş|anırsınız; geriye de bir tek taşlanması kalır.

Bulma Zevki

Hoca bir gün eşeğini kaybetmiş. Önüne gelene soruyor kim bulursa, müjdelik olarak eşeği, bulana vereceğini söylüyormuş.

Herkes eşek aramaya çıkadursun, Hoca’ nın bir dostu:
– Etme Hocam, demiş, madem bulana vereceksin eşeği, niye arıyorsun?

Hoca cevap vermiş:
– Bulma zevkini tatmayan vermeden anlayamaz.