Sağlığında Dinlemezdi Ölünce de Dinlemez



Hoca’nın kadılığında, şehrin subaşısı ile aralarına kara kedi girmiş. Kara kedi dediysem o cinsinden değil. Subaşı verdiği sözü tutmayınca Hoca da bütün köprüleri atmış. Hasılı birbirlerini pek sevmezlermiş. Takdir bu ya, önce subaşı Hakk’ın rahmetine kavuşmuş. Cenazeyi kıldırmak da bir ucundan tutup kaldırmak da Hocaya kalmış. Cemaat, Hoca’ya:

– Mübarek adam, ne bekliyorsun, telkin ver de evimize dağılalım,

dediğinde, Hoca:

– Nafile, demiş, subaşı beni burda dinlemiyordu, orda hiç dinlemez!

Mademki Ekmeğin Var Ne Diye Yemiyorsun?

Hoca bir iş icabı Konya’ya gitmiş. İşi orada kalsın; şadırvanda abdest alırken olacak, kesesini düşürmüş. Meteliksiz kalmış. Konya’nın havasından mıdır, nedir açlıktan başı dönmeye başlamış. Ayakları Hoca’yı bir fırının önüne götürmüş.

Bir müddet ekmekleri seyrettikten sonra içeri girip fırıncıya:

– Arkadaş, demiş, senin mi bu fırın?
– Benim, demiş, fırıncı…

Ekmek mi yapıyorsun?

– Gördüğün gibi, evet.
– Şimdi, bu finn dolusu ekmeğin hepsi senin mi yani?
– Evet, benim… Ne oldu?
– Yahu, ne diye yemiyorsun?

Göbek Atan Çıksın Ortaya

Nasreddin Hoca, telaş içinde kilerde kurban bıçağı ararken, bir kazan dolusu un kafasından aşağı dökül, müş. Gören, değirmeni soymaktan geliyor sanırmış o sinirle kazana bir tekme savurmuş. Lâkin ayağı öyle bir acımış ki öfkesini çıkarmak için kazanın üzerinde tepin, meye başlamış. Kazan yerlerde hoplayıp sıçrayınca, bu sefer de Hoca’nın yüzüne öyle bir çarpmış ki Hoca kurban bıçağını kavrayıp haykırmış:

– Hâlâ göbek atmak isteyen varsa, çıksın ortaya!

Baltayı Kurtaralım

Hocanın son günlerde canı ciğer çekmiş. Gündüz ciğerci çırağıyla eve ciğer gönderiyormuş lâkin, akşam eve geldiğinde sofrada yine bulgur pilavı… Bir böyle, iki böyle derken, bir akşam dayanamayıp sormuş:
– Yahu hatun, ben de nefis sahibiyim, kaç gündür ciğer gönderiyorum eve, akşam yine aynı yemek; ne oluyor bu ciğerlere?
Kadın ne dese beğenirsiniz?
– Bana niye soruyorsun; şu hain kediye sor. Ne zaman pişirmeye kalksam fırsatını bulup kapıyor!

Hoca birden yerinden fırladığı gibi baltayı hanımının çeyiz sandığına kilitlemiş; derin bir nefes almış. Karısı şaşkın şaşkın:
– Hayırdır, Hoca, demiş baltayı kimden saklıyorsun?
– Kediden!
– Yapma Hoca, demiş, karısı, kedi baltayı ne yapsın?

Hoca bu; sıradan bir koca değil ki:
– Bana bak kadın, demiş, ciğer iki akçe idi, bu balta kırk akçe eder. Ya kedi kaparsa!

 

Islanmamanın Sırrı

Bir gün Aksak Timur Hazretleri, Nasreddin Hoca’sız ava çıkmak istememiş. Herkes av atma binerken Hoca’ya da Timur’un emriyle deh derim yürümez bir at vermişler. Allah’ın işi; avda sağanak bastırmasın mı? Herkes dörtnala geri dönerken, Hoca bakmış, ıslanacak, elbiselerini çıkardığı gibi altına almış. Hünkâr’ın otağının kapısında giyinmiş kuşanmış, kupkuru elbisesiyle içeri girmiş. Hünkâr Hoca’ya bakıp:

– Yağmur iliklerimize işledi, demiş, o atın üzerinde sen nasıl kuru kaldın?
– Sultan’ım, demiş, Hoca, kulunuza bağışladığınız at yağmurdan hızlı çıktı, üzerime tek damla düşürmeden beni buraya getirdi.

Hikâye bu ya, Timur gene Nasreddin Hoca’yı ava çağırmış. Kendi atını Hoca’ya vermiş, Hoca’ya bağışladığı ata da kendisi binmiş. Yine yağmur başlamasın mı? Geri dön emriyle herkes uçarcasına otağa dönerken Timur Hazretleri tepeden tırnağa ıslanmış, sucuk gibi olmuş. Geldiğinde Hoca’ya:

– Utanmıyor musun, demiş, sen beni kandırmaya. Hani yağmurdan hızlıydı bu at?

Hoca gülerek cevap vermiş:

– A sevgili Hünkârım, elbiseni çıkarıp altına alsaydın ya!

Seni Azrail Beğensin

Nasreddin Hoca hastalık yüzünden yatağa öyle bir mıhlanmış ki ölüm korkusu aklından çıkmaz olmuş. Baş ucunda bekleyen kansına:

– Hatun demiş, tak takıştır, sür sürüştür, giyin kuşan yanıma gel.
– Düğüne mi gidiyoruz ayol, demiş, karısı, sen yataktan bile kalkamıyorsun!
– Yok, demiş Hoca, öyle değil, Azrail gelmek üzere, geldiğinde belki seni beğenir de…

Hırsıza Taşındım

Bir gün Hoca, evine hırsız girdiğini görmüş. Hiç rahatsız etmemiş. Hırsız, evde ne varsa çuvalına doldurup çıkmış. Hoca da evine kadar onu takip etmiş. Hırsız, kapısını açmış, içeri girmiş, tam kapatacakken, Hoca da dalmış içeri. Adam şaşkın:

– Ben seni tanımıyorum. Herhâlde yanlış eve geldin, deyince Hoca:
– Buraya taşındığıma göre, demiş, tanışacağız artık.

 

Kör Dövüşü

Hoca, eşeğiyle pazara giderken yoluna çıkan üç kör, sadaka istemiş. Hoca da altın akçe, ufaklık büyüklük cebinde ne varsa birinin avucuna doldurup:

– Aranızda paylaşırı, demiş.

Adamcağızlar parayı aralarında paylaşmak için çekişmeye başlamışlar. Sana az, bana çok derken, para yerlere saçılmış, körler birbirine girmiş, son sözü söylemek yi ne Nasreddin Hoca’ya kalmış:

– Demek kör dövüşü böyle oluyor, bilseydim vermezdim!

Ya İçinde Ben Olsaydım?

Hoca bakmış ki hava rüzgârlı. Hemen kurusun diye gömleğini yıkayıp bahçeye asmış. Akşamüzeri bir de ne görsün; gömlek ipten kopmuş, rüzgârın önünde bir o yana bir bu yana savruluyor.

– Hatun! diye ünlemiş. Vallahi bize kurban kesmek şart oldu.

Kadıncağız:

– Hayırdır Hoca, yine ne oldu, deyince. Hoca gömleği göstererek:
– Baksana, demiş, Ya içinde ben olsaydım!

Geçinmeye Niyetim Yok Adını Ne Yapayım!

Hoca yolunu kaybeden yaşlı bir teyzeye yardım etmiş. Kadıncağızın çenesi de hani biraz düşükmüş. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
– Ömrün uzun olsun evladım, adın ne idi?
– Nasreddin.
– Evli misin?
– Evleneli 20 yıl oldu.
– Onun adı ne kuzum?
– Bilmem.
– Adam 20 yıllık karısının adını bilmez mi?
– Geçinmeye niyeti olmazsa, bilmez!