Ye Kürküm Ye

Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

Yanlışın Büyüğü

Bir zamanlar Akşehir’de ahalinin silah taşıması yasaklanmış. Subaşı ve adamlan kimde bir silah yakalasalar hesabını sorar olmuşlar. Hikâye bu ya, bizim Nasreddin Hoca da şöyle sağlam bir yatağanla yakalanmasın mı?

– Hoca, demiş subaşı, bilmiyor musun silah taşımak yasak. Bu kılıç da neyin nesi?
– Ne silahı, demiş, Hoca, ben bunu kitaplardaki yanlışları düzeltmek için kullanıyorum.

Öfkeden deliye dönen subaşı:

– Yahu Hoca, demiş, hiç kılıçla kitap yanlışının düzeltildiği görülmüş mü?
– Sen bilmezsin, demiş, Hoca, kitaplarda öyle büyük yanlışlar var ki kazıyıp düzeltmek için kılıç bile az gelir!

Ördek Çorbası

Hoca efkâr dağıtmak için Akşehir Gölü sahiline şöyle bir açılmış. Tebdili mekân iştah açar derler, doğrudur, gö| havasından olacak, iyiden iyiye acıkmış. Çıkınında öküz gönüne dönmüş ekmek kırıntılarından başka yiyecek de yok. Islatmadan yemek mümkün değil. Ekmeği göle ba nıp yemeye başlamış.

Hocayı uzaktan izleyen bir çoban dostu, ne yaptığın, sormaz mı? Hoca, Akşehir Gölünde serinleyen ördekleri ima ederek:

– Ne yapayım, demiş, ördek çorbası içiyorum!

Bir Kile Hikâyesi

Nasıl olmuşsa olmuş, Hoca odundan gelirken bir tavşan yakalamış. Tavşanı torbaya koyduğu gibi ağzını bağlamış. Eve getirdikten sonra çarşıya çıkıp eşine dostuna:

– Akşam misafirim olun, demiş, size çok tuhaf bir şey göstereceğim.

Hoca çarşıda dolaşa dursun, Hoca’nın hatuncuğu bu torbada ne ola ki diye torbanın ağzını açınca; tavşan artık kapıdan mı çıkmış, pencereden mi atlamış bilinmez, sırra kadem basmış. Kadın da, Hoca ne der, korkusuyla torbaya arpa ölçeğini koyup ağzını bağlamış; eski yerine bırakmış.
Akşam, o çok tuhaf şeyi görmek isteyen Akşehirliler merakla Hoca’nın evine toplanmışlar. Hoca herkesin gözü önünde torbanın ağzını çözüp ters çevirince, arpa ölçeği teker meker ortaya yuvarlanmış.

Hoca hiç bozuntuya vermeden:
– İşte, demiş, bunun on dolusu bir kile eder!

Çekirdeğin Parası

Hoca, artık Yemen hurması mıdır, Medine hurması mıdır, yoksa Acem hurması mıdır bir kilo hurma almış. Eve gelir gelmez de başlamış çekirdekleriyle birlikte yemeye.

Karısı:
– İlahi Efendi, demiş, sen ki gün görmüş bir ulu kişisin; hiç hurma çekirdeğiyle yenir mi?

Hoca bir yandan hurmaları tıkıştırırken ağız ucuyla:
– Ne diyorsun hatun, demiş, hurmacı çekirdekleriyle tarttı, onun da parasını ödedim!

Sayılı Eşek

Hoca, tarla karın doyurmuyor, ne iş yapsam sermayeyi kediye yüklüyorum, deyip eşek satmaya niyetlenmiş, Elinde ne var ne yoksa satıp Konya’ya eşek almaya gitmiş, On tane eşek alıp birine binerek yola düşmüş. Sermaye bu ya, yolda, aman kaybolmasın diye İkide bir eşekleri sayıp duruyormuş. Ağacın gölgesinde sayarken 10, yolda giderken 9 eşek çıkınca Hoca’nın keyfi kaçmış, Bakmış ki eşeğe her binişinde bir eşek eksik çıkıyor, ya yan gitmeye karar vermiş.
Akşehir’e on eşeğiyle vardığında, yayan yürümekten ayaklarının altı su topladığından ayakta zor duruyormuş. Hoca’yı bu hâlde görenler:

– Hayırdır Hocam. demişler, eşeklerine kıyamadım mı?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Sermaye göz önünde olmayınca azalıyor!

Bize Niye Uğramıyor?

Elde dedikodu mu yok; Hoca’nın yolunu çeviren bir kara dilli:

– İki gözüm Hoca, senin hatun bir günde kırk kapının ipini çekiyor, sabahtan akşama geziyor, deyince bizim Hoca, itiraz etmiş:

– Vallahi benim zerrece haberim yok, öyle olsaydı bizim eve de uğrardı!

Katır Nereyi İsterse

Katır inatçı olur derler ya, doğrudur. Allah cümlemizi katır tekmesinden de katır inadından da korusun diyelim ve Hoca’nın başına ne gelmiş, ona bakalım:

Nasreddin Hoca, eşeği ölünce yenisini alana kadar ödünç bir katır almış. Huyunu suyunu bilmediği hayvan, inatçı katırların padişahı mübarek. İp, Hoca’nın elinde ama var gücüyle asılsa bile yönünü çeviremiyormuş. Bir gün katır, üzerindeki Nasreddin Hoca’nın kadılığını filan dinlemeden almış başını giderken, yolda karşılaştığı bir dostu:

– Nereye gidiyorsun, diye sorunca, Hoca, düşmemek için sıkıca tutunarak cevap vermiş:
– Katırın istediği yere!

Yerimi Beğenmedim

Bağ bozumu nasıl Hocasız olmazsa bağ dikimi Hoca’sız olur mu; Akşehir’in bağcıları çubuk dikerken Hoca da yanlarından ayrılmamış. Hatta:

– Çocuklar, demiş, beni de dikin bakalım, görelim ne meyve vereceğiz!

Hoca’yı beline kadar toprağa gömüp sulamışlar. Hoca’nın canı mı sıkılmış, yoksa ayakları mı buz tutmuş bilinmez; kendi kendini topraktan söküp çıkarmış.

– Hayırdır Hocam, demişler, köklerin ayaklanmış!
– Öyle, demiş Hoca, yerimi beğenmedim!

Deli Dolu

Hoca, ağustos sıcağında yollara düşmüş. Konya’ya eşek bakmaya gidiyormuş. Yaz, ağustos sıcağı… Susuzluktan dili damağı kurumuş. Ne var ki çeşme akmıyormuş, kumasını bir tahtayla tıkamışlar. Kerbela susuzu kesilen Hoca, tıpaya var gücüyle asılmış. Asılmış asılmasına da tıpanın çıkmasıyla, yüzüne gözüne su fışkırması bir olmuş.

Hoca, bir çeşmeye, bir güneşten cayır cayır yanan bozkıra bakıp şöyle demiş:
– Bre deli çeşme. Bu bozkırda bile deli dolu aktığın için ağzını tıkamışlar!