Ya Sen Ya Ben

Nasreddin Hoca, Timur’un Akşehir’de halka yaptığı eziyeti bir türlü içine sindiremiyormuş. Kendine ne değen ne dokunan varmış amma, iş bununla bitmiyor ki.

Nasıl olsa o yalnızca kendinin değil, yalnızca Akşehir’in de değil, yedi düvelin Hoca’sı! Haksızlık var ve dur demek lazım. Hoca’nın bunları düşünmesiyle soluğu Timur’un karşısında alması bir olmuş.

– Yetti artık, demiş, buradan gidecek misin, gitmeyecek misin?

Aksak Timur bütün aksaklığını ve aksiliğini suratında toplayıp Hoca’ya, öfkeyle:

– Haddini bil Hoca, demiş, sen kimi nereden kovmaya cüret ediyorsun?

Hoca gayet sakin:

– Uyarmadı deme, demiş, ben yapacağımı bilirim! Timur, küçümser bir edayla gürlemiş:
– Sen kimsin ki, ne yapacaksın?
– Ne mi yapacağım, demiş Hoca, eğer sen gitmezsen, Akşehirlileri toplayıp ben buradan gideceğim. Bunu söyler, bunu bilirim!

Çekirdeğin Parası

Hoca, artık Yemen hurması mıdır, Medine hurması mıdır, yoksa Acem hurması mıdır bir kilo hurma almış. Eve gelir gelmez de başlamış çekirdekleriyle birlikte yemeye.

Karısı:
– İlahi Efendi, demiş, sen ki gün görmüş bir ulu kişisin; hiç hurma çekirdeğiyle yenir mi?

Hoca bir yandan hurmaları tıkıştırırken ağız ucuyla:
– Ne diyorsun hatun, demiş, hurmacı çekirdekleriyle tarttı, onun da parasını ödedim!

Tanrı’nın Laneti Benim Üstüme!

Konu komşu toplanmış, Hıdırellez ziyafetinde neler yapacaklarını konuşuyormuş. Herkes bir ağızdan:

– Yaprak sarması benim üstüme!
– Tandır benim üstüme!
– Kaymaklı baklava benim üstüme!

derken, Hoca’dan ses seda çıkmadığını fark etmişler. Sormuşlar:

– Hocam, sen ne getirirsin?

Hoca cevap vermiş;

– Böyle bir ziyafetten zamansız ayrılırsam, Tanrı’nın laneti de benim üstüme!

Nefese Katransız Olmaz

Adamın biri, uyuz keçisinin sakalından tuttuğu gibj Hoca’ya getirmiş.

– Hocam, demiş, şuna bir okuyup üflesen, bir nefes etsen de hayvancağız kurtulsa!
– Tamam, demiş, Hoca, ben nefes edeyim ama sen yine de eve varınca o nefese bir miktar katran katmayı unutma!

Yorgan Kavgası

Bir gece sabaha karşı Hoca’nın evinin önünde patırtı gürültü ayyuka çıkmış. Hoca bakmış birkaç kişi kıyasıya kavga ediyor. Hemencecik yorgana sarındığı gibi dışan fırlayıp adamları ayırmaya kalkmış. Kalkmış kalkmasına da herifler kavgayı bırakıp Hoca’nın sırtından yorganı kaptıkları gibi tüymüşler. Hoca otuz iki dişi mızıka çalarak eve dönmüş. Tir tir titreyen Hoca’ya karısı uykulu bir sesle sormuş:

– Kavga ne oldu?
– Ne olsun, demiş Hoca, yorgan gitti, kavga bitti!

Acemi Bülbül Bu Kadar Öter

Hocanın canı mı çekmiş nedir, göz hakkıdır diyerek, yol üzerindeki bahçede zerdali ağacının başına çıkmış. O güzelim zerdalileri cennetlik mideye indirirken bahçıvan çıkıp gelmesin mi…

– Hey, hemşehrim, demiş, kimsin, ne işin var ağaçta?
– Bülbülüm!
– Bülbülsen öt bakalım!

İnsan ne kadar öter; Hoca da garip garip sesler çıkarmaya başlamış. Bahçıvan:
– Bülbül böyle mi öter, deyince,

Hoca:
– İdare et, demiş, acemi bülbül bu kadar öter!

Düğünlerde Okunmaz

Aklınca Hoca’yı sınamak isteyen bir eski ahbabı, İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn ayetinin anlamını sormuş.

Münasebetsiz bir yerde sorulan bu soruya Hoca:
– Sen onu bırak da, demiş, şunu bil yeter: Bu ayet düğünlerde, demeklerde, şenliklerde pek okunmaz!

Seni Azrail Beğensin

Nasreddin Hoca hastalık yüzünden yatağa öyle bir mıhlanmış ki ölüm korkusu aklından çıkmaz olmuş. Baş ucunda bekleyen kansına:

– Hatun demiş, tak takıştır, sür sürüştür, giyin kuşan yanıma gel.
– Düğüne mi gidiyoruz ayol, demiş, karısı, sen yataktan bile kalkamıyorsun!
– Yok, demiş Hoca, öyle değil, Azrail gelmek üzere, geldiğinde belki seni beğenir de…

Minare Başı Hamam

Nasreddin Hoca, henüz “hoca” olmadığı zamanın birinde hamama gitmiş. Efkârlanmış mı nedir, bir bozlak tutturup yeri göğü inletmiş. Söylediği uzun hava kulağına o kadar güzel gelmiş ki hamamdan çıkar çıkmaz soluğu minarede almış. Bu vakitsiz ezanı dinleyen ahali aşağıdan:

– Hoca, diye bağırmış, ağzının içinde baykuş mu var; kendine acımıyorsan kulaklarımıza acı!

Hoca, yukarıdan bulunduğu yeri göstererek cevap vermiş:

– İçinizden bir hayırsever çıksa da buraya bir hamam yaptırsaydı, o zaman görürdünüz Nasreddin Hoca’da ne ses var!

 

Salı Namazı

Hoca, cüppeyi giyinmiş, sarığı sarınmış, Karakaçana binmiş giderken, bir ahbabı:

– Hayrola Hocam, demiş, nereye böyle?
– Cuma’ya gidiyorum!
– Nasıl olur, bugün salı!

Hoca, Karakaçan’ı gösterip:

– Bu emektarın işi belli olmaz, demiş, ancak yetişirim!