Tazıya Döner



Akşehir’in subaşısı cimri mi cimri, insafsız mı insafsız bir adammış. Bir gün ne hikmetse Hoca’ya:

– Aksakal, demiş, şöyle ince belli, kuş gibi uçan, ayağına hafif bir tazı istiyorum senden!

Hoca, emektar çoban köpeği Çomar’ın boynuna tasmayı geçirdiği gibi soluğu subaşının kapısında almış. Almış almasına da subaşı biraz öfkeyle kanşık:

– Bu dağ iti ne zamandır tazı oldu

deyince. Hoca:

– Hele siz kabul edin, demiş, çok sürmez; tazıya döner!

Altın Ne Kadar Eksik

Adamın biri Akşehir çarşısında akşam yürüyüşüne çıkan Hoca ya bir altın uzatarak:

– Hocam, demiş, sende bulunur, şunu bozuver!

Hoca da ne hikmetse cebinde beş kuruş olmadığını söyleyememiş. Vaktim yok, acelem var dediyse de, adam inatçı çıkmış, illa Hocaya bozduracak. Sonunda Hoca:

– Ver bakalım sarıkızı deyip altını adamın elinden al-mış.

Elinde evirip çevirdikten sonra: “Kardeşlik, demiş, bu altın eksik altın!”

Dedik ya adam inatçı diye, bu sefer: “Ne kadar eksikse o kadar boz” diye sırnaşmasın mı, Hoca çileden çıkmış:

– Bak adamım, demiş, bu altın o kadar eksik ki, bir altın daha verirsen ancak tamamlanır!

Öküzün Gençliği

Aksak Umur Hazretleri şanına yakışır bir cirit oyunu düzenlemiş. Herkes seçme atına atlayıp gelirken, bizim Hoca da atlamış öküzün sırtına. Doğru meydana sürmüş… Herkes, yine Hoca yapacağını yaptı diye kahkahaya boğulurken, Hünkâr:

– Yahu Hoca, demiş, cirit oyunu çeviklik ister, bu öküz de neyin nesi?

Nasreddin Hoca düşmemek için sıkıca tutunup cevap vermiş:

– A Hünkâr’ım, siz bunu buzağıyken görmeliydiniz!

Yeni Çarık

Nasreddin Hoca bir çift yeni çarık almış. Kıtlık zamanı ya, düğünde bayramda, okuntuda çokuntuda bu çarıkları giyermiş; çiftte çubukta eski çarıkları.

Bir gün çift sürerken, çakır dikeni sağ ayağına batmasın mı?

– Aklımı seveyim, demiş, Allah’ıma şükür ki yeni çarıklan giymemişim.

Beş Parmak Altı Parmak

Nasreddin Hoca kaşık bulamamış mı nedir, “Bismillah” deyip sağ eliyle zerdeye dayanmış. Aynı yöntemi uygulayan bir hasis:

– Hoca demiş, afiyet olsun da neden beş parmağınla yiyorsun?

Hoca bu, hiç altta kalır mı?
– Altı parmağım olmadığından!

Dokuza da Razıyım

Rüyasında bir tüccar, Hoca’ya dokuz altın vermekte ısrar ediyormuş. Rüya bu ya, Hoca da illa on olmazsa almam diyor. Alırdın almazdın, Hoca uyanmış ki rüya! Hemen gözlerini kapayıp sağ avucunu açmış:

– Dokuza da razıyım!

Uykum Kaçtı

Nasreddin Hoca, gece kuşu olmamış ama biraz da ona benzemiş. Anlayacağınız sevgili Hocamızı uyku tutmaz olmuş. Bu kadarı iyi de Akşehir’in o daracık sokaklarında bir o yana bir bu yana hayalet gibi dolaşmasına ne demeli?

Yine böyle bir gün, gecenin bir yarısı sokakta subaşıy |a burun buruna gelmezler mi? Subaşı meraklı gözlerle Hoca’yı iyice tanıyana kadar süzdükten sonra:

– Hoca demiş, bu saatte ne arıyorsun?

Hoca ne güzel söylemiş:

– Uykum kaçtı da onu!

Hani Kıyamet Kopacaktı?

Nasreddin Hoca’nın sürmeli mi sürmeli, şeker mi şeker bir kuzusu varmış. Eşi dostu, ölümlü dünya muhabbetiyle Hocayı kandırıp kuzuyu afiyetle yemeyi kafaya koymuşlar. Bir gün toplanıp Hoca’ya:

– Hocam, demişler, yiyelim artık şu kuzuyu, yarın kı-yamet kopacak!

Hoca gönülsüz isteksiz, biraz da çaresiz kuzuyu alıp arkadaşlarıyla ırmak kenanna gitmiş. Yüzmüşler, bozmuşlar, kuzu çevrilirken ırmakta serinlemeye bakmışlar. Onlar ırmakta serinleye dursun, bizim Hoca cümlesinin elbisesini bir güzel yakmış. Irmaktan çıkıp geldiklerinde bir de ne görsünler, giysilerin yerinde yeller esiyor…

– Ne yaptın Hoca,

diye feryada başlamışlar.

– Üzülmeyin canım, demiş Hoca, siz söylediniz ya, yann kıyamet kopacak, giysiyi ne yapacaksınız!

Kırk Yıllık Sirke

Adamcağızın birine hekim, kırk yıllık sirke tavsiye etmiş. Kimde bulunur, kimin var derken Hoca’ya göndermişler. Adam bizimkinin kapısını çalıp:

– Hocam, demiş, sende kırk yıllık sirke bulunur diyorlar, doğru mu?
– Doğru.
İlaç içirtiversen…
– Veremem, demiş, Hoca, isteyene verseydim kırk yıllık sirke bende bulunur muydu?

O Ayağın Abdesti Yok

Hikâye bu ya, güya Hocamız abdest alırken sol ayağına su yetişmemiş. Bakmış namazı kaçıracak;
teyemmüme de vakit yok. Namaza öylece durmuş. Namaza durmuş ama tek ayak üzerinde kılıyor. Namazdan sonra bir dostu:

– Ne yapıyorsun Hocam, demiş, namazın erkanı mı değişti?
– Değişmedi de, demiş Hoca, sol ayağımın abdesti yok!