Belinde Su Kabağı




Hoca’ya, ikide bir, eşi dostu “Kendini kaybetme Hoca.” diye takılırmış. Hoca bir gün, ana ata memleketi Sivrihisar’a gitmeye niyetlenmiş. Yine bir “kendini kaybetme” nasihatiyle karşılaşınca: “Aman kaybolmayayım.” diyerek beline bir su kabağı bağlamış… “Nedir bu?” diyen konu komşuya:

“Bundan böyle kaybolursam, Nasreddin Hoca olduğum belli olsun istedim.” demiş.

Daha Akşehir’i çıkmadan muzibin biri Hocanın belindeki kabağı kesip kendi beline bağlamış. Tesadüf bu ya çarşıda karşılaşmışlar. Bakmış ki, belinde kabak yok, kendi kabağı tanımadığı birinin belinde bağlı:

– Şu işe bak demiş, karşıdan gelen adam benim. O zaman ben kim oluyorum?

Oktan Sonra Çakşır Gerek

Timur, keskin nişancılar arasında bir yanşma düzenlemiş. Hoca’yı da hedef tahtası olarak seçmişler. Yarışmacılardan biri okunu, Hoca’nın koltuk altından, diğeri bacaklarının arasından, üçüncüsü de kavuğunun üzerine koyduğu elmadan geçirmiş.

Hoca, yanşma boyunca bir heykel gibi durmuş.

Hünkâr, yarışmacılara ödül verirken Hoca’ya da mintan, kavuk ve para verilmesini emretmiş.

Hoca:

– Emir verin Hünkâr’ım, demiş, bir de çakşır versinler!

Sancı Gidince

Hoca’nın karısı gebeymiş. Doğum yaklaştı ya, her gün her gece: “Sancım geldi” diye yaygarayı koparıyormuş. Hoca tam hekime gideceği zaman ise: “Yok yok geçti!” diyerek Hoca’yı başından ayırmıyormuş. Sancı geldi, sancı gitti meselesi Hoca’nın canını iyiden iyiye sıkmış.

Yine bir gün gece yarısı sancısı tutmuş. Hoca telaş içinde doktora koşturacağı zaman, yine “Sancım geçti” demez mi, hekimin yolunu tutan Hoca:

– Bizim hatun az önce sancılanmıştı ama geçti, demiş. sakın ola bize geleyim deme!

Bir Oğlun Oldu

Hoca’nın karısı ilk çocuğuna gebeymiş. Gebelik ki ne gebelik! Canı ne çektiyse Hoca bulup buluşturmuş, hatuncağızı kuş sütüyle beslemiş. Kadın da nazlı mı nazlı. Doğrusu Hoca’ya yaptırmadığı şey kalmamış.

Bir gün Hoca bir iş için gittiği Konya’dan dönüşünde, cimri komşusu:
– Hocam, demiş, nur topu gibi bir oğlun oldu, gözlerin aydın olsun; müjdeliğimi isterim!
– Git işine be adam demiş. Hoca, oğlum olduysa benim oldu, bundan sana ne?

Bıldırcınım Havalandı

Nasreddin Hoca bir ahbabına bıldırcın ziyafeti çekmek istemiş. Pazardan bıldırcını almış. İşi hanımına da bırakmayarak kendi elceğiziyle kızartmış. Sofrayı hazırlamış.

Dostu da Hoca gibi latife düşkünü biriymiş ki kaşla göz arasında sofradaki bıldırcınları saklayıp cebindeki sağ bıldırcınları sofraya bırakmış. Hoca bakmış ki biraz önce kızarttığı bıldırcınlar tüye teleğe bürünmüş uçuyor.

– Allah’ım, demiş, hikmetinden sual olunmaz anladım, bıldırcınları kurtarıp sevindirdin de benim yağım, tuzum, biberim, kursağımda kalan hevesim ne olacak?

Namazımı Kılmadan Olmaz

Bizim Hoca nın dostlan, ne zamandır yapmıyorduk şu Hoca’ya bir oyun oynayalım, diye, Hoca’yı derdest edip teneşir tahtasına yatırmışlar. Hoca da doğrusu oyunu bozmak istememiş. Kara Külah’ı getirip:

– Üstat, demişler, Hocamız, hakkın rahmetine ka vuştu, cenaze namazını kıldırmak sana kaldı. Az önce Hoca’yı sağ salim çarşıda gören Kara Külah:

– Oyunu bırakın, demiş, ne cenaze namazı!

O sırada kalabalığın arkasındaki teneşir tahtasından doğrulan Hoca:

– Olmaz arkadaş, demiş, namazımı kıldırmadan bir yere gidemezsin!

Yas Medeni

Bizim Hocanın karısı hakkın rahmetine kavuşmuş. Hoca birkaç gün yas tuttuktan sonra karaları çıkarmış; herkes gibi gülmeye, konuşmaya başlamış. Bu sırada eşeği ölmüş. Her gittiği yerde eşek de eşek… Aylar geçtiği hâlde eşeğin ölümünden duyduğu acıyı anlatıp duruyormuş.

– Yahu Hoca, demişler, ne biçim adamsın, eşeğe üzüldüğünün onda biri kadar karına üzülmedin, yas tutmadın.
– Olur mu, demiş, Hoca, karım vefat edince, siz demediniz mi üzüldüğün yeter, sana daha iyisini alırız diye. Eşeği kim alacak? Ben yas tutmayayım da kimler yas tutsun!

Sudan Çıkmış Yunus

Hoca, balık tutmaya merak sarmış. Hanımı:

– Sen bozkır çocuğusun Efendi, ne anlarsın sudan balıktan?

dese de Hoca dinlemiyor, eşeğine atladığı gibi gölün yolunu tutuyormuş. Bir gün yine balık tutmaya çabalarken, dengesi bozulup göle düşmüş. Yüzme bilmediğinden derin sularda debelendikçe batıyor, çırpındıkça batıyormuş. Neyse ki çevredekiler yetişip kurtarmışlar.

– Hocam, demişler, göle düşmek, eşekten düşmeye benzemez!

Islak sıçan kesilen Hoca kendi kendine söylenmiş:

– Fâni dünyada Yunus olmayı beceremedim. Bari Yunus balığı olayım dedim; onu da elime yüzüme bulaştırdım!

Göbek Atan Çıksın Ortaya

Nasreddin Hoca, telaş içinde kilerde kurban bıçağı ararken, bir kazan dolusu un kafasından aşağı dökül, müş. Gören, değirmeni soymaktan geliyor sanırmış o sinirle kazana bir tekme savurmuş. Lâkin ayağı öyle bir acımış ki öfkesini çıkarmak için kazanın üzerinde tepin, meye başlamış. Kazan yerlerde hoplayıp sıçrayınca, bu sefer de Hoca’nın yüzüne öyle bir çarpmış ki Hoca kurban bıçağını kavrayıp haykırmış:

– Hâlâ göbek atmak isteyen varsa, çıksın ortaya!

Benimki de Düşünür

Bizim Hoca Akşehir pazarında dolaşırken bir de ne görsün, minicik bir kuşa bir eşek yükü para isteniyor. Merakla pazarlığı seyretmiş. Kuşun tek meziyetinin konuşması olduğunu öğrenince koştura koştura eve gelip baba hindisini kaptığı gibi tekrar pazara dönmüş. Hindinin fiyatını sormuşlar. Hoca ne eksik ne fazla, papağana biçilen fiyatın aynısını söyleyip izahını yapınca:

– Onun özelliği var, o konuşur demişler. Hoca düşünmeden:
– Bu da düşünür, demiş.