Göbek Atan Çıksın Ortaya

Nasreddin Hoca, telaş içinde kilerde kurban bıçağı ararken, bir kazan dolusu un kafasından aşağı dökül, müş. Gören, değirmeni soymaktan geliyor sanırmış o sinirle kazana bir tekme savurmuş. Lâkin ayağı öyle bir acımış ki öfkesini çıkarmak için kazanın üzerinde tepin, meye başlamış. Kazan yerlerde hoplayıp sıçrayınca, bu sefer de Hoca’nın yüzüne öyle bir çarpmış ki Hoca kurban bıçağını kavrayıp haykırmış:

– Hâlâ göbek atmak isteyen varsa, çıksın ortaya!





Derya Olsan, Tuzla Neye Yarar?

Hikâye bu ya, Nasreddin Hoca, ilk defa denizi görüyormuş. Aman bu ne su bolluğu diyerek sahile seğirtmiş. Susuzluktan dili damağı kurumuş olacak ki eğilip kana kana içmek istemiş. Bir yudum almasıyla püskürmesi bir olmuş. Susuzluğu azalacağına daha da artmış, ağzı acılaşmış, boğazı yanmış. Can havliyle pınara koşmuş. Demir gibi soğuk suya ağzını verip yüreğini serinlettikten sonra; dalgalı denize bakarak:

– Ne kabarıp duruyorsun, demiş, boyundan utan; şu pınarcık kadar olamadın.


Tarifi Bende

Hoca’nın canı ciğer çekmiş. Ciğerciden ayrılırken de adama:

– Nasıl lezzetli olur, demiş, bunu nasıl pişireyim?

Adamcağız erinip üşenmeden bir ciğer yemeği tarifi ı yazıp Hoca’nın eiine tutuşturmuş. Hoca elinde ciğer, ağzı sulana sulana evin yolunu tutmuşken, bir çaylak elinden ciğeri kaptığı gibi havalanmaz mı? Gökyüzüne bakıp uzaklaşan çaylağın ardından, elini sallayarak avazı çıktığı kadar bağırmış:

– Ağız tadıyla yiyemeyeceksin, tarifi bende!


Damda Sadaka

Nasreddin Hoca, dama yün sererken kapısı çalınmış. Zamansız gelen misafire sinirlenen Hoca, damdan seslenmiş:
– Kim o?

Dilenci, eli boş dönme korkusuyla:
– Aşağıya in de söylerim, diye cevaplamış.

Meraklanan Hoca, bin bir güçlükle damdan inmiş. Dilenci; kan ter içinde damdan inen Hoca’ya:
– Allah rızası için, demiş, bir sadaka!

Öfkesi kabaran Hoca:
– Hele gel bir dama çıkalım da, demiş!

Hoca’yla dilenci bin bir zahmetle dama çıkmışlar. Hoca, inip çıkmanın tutuşturduğu öfkeyi dilencinin yüzüne savurmuş:
– Allah versin!

 


Yas Medeni

Bizim Hocanın karısı hakkın rahmetine kavuşmuş. Hoca birkaç gün yas tuttuktan sonra karaları çıkarmış; herkes gibi gülmeye, konuşmaya başlamış. Bu sırada eşeği ölmüş. Her gittiği yerde eşek de eşek… Aylar geçtiği hâlde eşeğin ölümünden duyduğu acıyı anlatıp duruyormuş.

– Yahu Hoca, demişler, ne biçim adamsın, eşeğe üzüldüğünün onda biri kadar karına üzülmedin, yas tutmadın.
– Olur mu, demiş, Hoca, karım vefat edince, siz demediniz mi üzüldüğün yeter, sana daha iyisini alırız diye. Eşeği kim alacak? Ben yas tutmayayım da kimler yas tutsun!


Islanmamanın Sırrı

Bir gün Aksak Timur Hazretleri, Nasreddin Hoca’sız ava çıkmak istememiş. Herkes av atma binerken Hoca’ya da Timur’un emriyle deh derim yürümez bir at vermişler. Allah’ın işi; avda sağanak bastırmasın mı? Herkes dörtnala geri dönerken, Hoca bakmış, ıslanacak, elbiselerini çıkardığı gibi altına almış. Hünkâr’ın otağının kapısında giyinmiş kuşanmış, kupkuru elbisesiyle içeri girmiş. Hünkâr Hoca’ya bakıp:

– Yağmur iliklerimize işledi, demiş, o atın üzerinde sen nasıl kuru kaldın?
– Sultan’ım, demiş, Hoca, kulunuza bağışladığınız at yağmurdan hızlı çıktı, üzerime tek damla düşürmeden beni buraya getirdi.

Hikâye bu ya, Timur gene Nasreddin Hoca’yı ava çağırmış. Kendi atını Hoca’ya vermiş, Hoca’ya bağışladığı ata da kendisi binmiş. Yine yağmur başlamasın mı? Geri dön emriyle herkes uçarcasına otağa dönerken Timur Hazretleri tepeden tırnağa ıslanmış, sucuk gibi olmuş. Geldiğinde Hoca’ya:

– Utanmıyor musun, demiş, sen beni kandırmaya. Hani yağmurdan hızlıydı bu at?

Hoca gülerek cevap vermiş:

– A sevgili Hünkârım, elbiseni çıkarıp altına alsaydın ya!


Ayak Sesinin Kokusu

Bir Akşehir yazında, Nasreddin Hoca ve dostları sohbet ederken, af buyurun, içlerinden biri seslice yellenmesin mi? Ne yapsın adamcağız, kızarmış bozarmış ama belli olmasın diyerek ayağını yere sürtmekten de geri durmamış. Hoca bu, taşı gediğine koymazsa rahat edemeyecek:

– Rahat ol evlat, demiş, sesini biraz benzettin de kokusunu ne yapacaksın?


Sen Değirmen Der misin?

Hoca Konya’da dolaşırken görmüş ki büyük mü büyük, heybetli mİ heybetli bir bina yapılıyor. İnsanlar karınca misali çalışıyor. Hoca çalışmayı hayran hayran seyrederken boşboğaz işçilerden biri Hoca’ya:

– Burada ne arıyorsun, demesin mil Hoca gayet sakin:
– Binaya bakıyorum, demiş, ne ola ki?

Adam, bıyık altından gülerek:

– Değirmendir!

deyince, Hoca:

– Herhâlde, demiş, değirmende çalışan hayvanlar da değirmen kadar büyük oluyor!


Hamam Parası

Hoca ne zamandır hamama gitmiyormuş. Şöyle dört başı mamur, tenine yakışır bir hamam sefası yapmak niyetiyle hamamın yolunu tutmuş. Hamam ashabından kim tanır ki Nasreddin Hocayı?Mübarekler gün yüzü mü görüyorlar, el içine mi çıkıyorlar? Bakmışlar hırpani kılıklı bir âdemoğlu; ilgilenmemişler bile. Verdikleri tasın bakırı çıkmış vaziyette; tuttukları peştamal eski mi eski… Hoca işini bitirip çıkarken aynacıya on akçe bırakmış. Hamamcılar paşalar gibi uğurlamışlar Hocayı ama, hoş karşılamayınca hoş uğurlama neye yarasın…

Ertesi hafta Hoca yine hamama gitmiş. Bu sefer Hoca’ yı el üstünde tutmuşlar. Hizmetin kusursuzunu yapmışlar; hürmetin kusursuzunu etmişler. Hoca kurunmuş, taranmış, çıkarken aynacıya bir akçe bırakmış. Söylemeyi de unutmamış:

– Yanlış anlamayın çocuklar, bugünün ücretini geçen hafta ödemiştim; bu bir akçe geçen haftanın ücreti!


Sayılı Eşek

Hoca, tarla karın doyurmuyor, ne iş yapsam sermayeyi kediye yüklüyorum, deyip eşek satmaya niyetlenmiş, Elinde ne var ne yoksa satıp Konya’ya eşek almaya gitmiş, On tane eşek alıp birine binerek yola düşmüş. Sermaye bu ya, yolda, aman kaybolmasın diye İkide bir eşekleri sayıp duruyormuş. Ağacın gölgesinde sayarken 10, yolda giderken 9 eşek çıkınca Hoca’nın keyfi kaçmış, Bakmış kİ eşeğe her binişinde bir eşek eksik çıkıyor, ya yan gitmeye karar vermiş.
Akşehir’e on eşeğiyle vardığında, yayan yürümekten ayaklarının altı su topladığından ayakta zor duruyormuş. Hoca’yı bu hâlde görenler:

– Hayırdır Hocam. demişler, eşeklerine kıyamadım mı?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Sermaye göz önünde olmayınca azalıyor!