Karanlık

Nasreddin Hoca evde tespihini kaybetmiş. Bakmış ki ev zifiri karanlık, tespihini sokakta aramaya başlamış. Hoca’nın yerde bir şey aradığını görenler:

– Hayırdır Hoca, ne arıyorsun?
– Evde tespihimi kaybettim, onu arıyorum.

– İlahi Hoca, evde neden aramıyorsun?
– Ne yapayım? Orası karanlık!

Hamam Parası

Hoca ne zamandır hamama gitmiyormuş. Şöyle dört başı mamur, tenine yakışır bir hamam sefası yapmak niyetiyle hamamın yolunu tutmuş. Hamam ashabından kim tanır ki Nasreddin Hocayı?Mübarekler gün yüzü mü görüyorlar, el içine mi çıkıyorlar? Bakmışlar hırpani kılıklı bir âdemoğlu; ilgilenmemişler bile. Verdikleri tasın bakırı çıkmış vaziyette; tuttukları peştamal eski mi eski… Hoca işini bitirip çıkarken aynacıya on akçe bırakmış. Hamamcılar paşalar gibi uğurlamışlar Hocayı ama, hoş karşılamayınca hoş uğurlama neye yarasın…

Ertesi hafta Hoca yine hamama gitmiş. Bu sefer Hoca’ yı el üstünde tutmuşlar. Hizmetin kusursuzunu yapmışlar; hürmetin kusursuzunu etmişler. Hoca kurunmuş, taranmış, çıkarken aynacıya bir akçe bırakmış. Söylemeyi de unutmamış:

– Yanlış anlamayın çocuklar, bugünün ücretini geçen hafta ödemiştim; bu bir akçe geçen haftanın ücreti!

Hesapsız Ortak

Nasreddin Hoca, Akşehir’e dönerken yolda çok acıkmış. Tesadüf bu ya, bir ağacın altında azığını yemek üzere olan bir çobanın sofrasına misafir olmuş. Hoca, çobanın verdiği süte ekmek doğramış; tam kaşıklayacakken o sırada selamsız sabahsız gelen birisi çömleği Hoca’nın önünden çekip almaz mı? Hoca bakmış süt elden gidiyor; adamcağızın ensesine şöyle okkalı cinsinden bir dokunmuş. Adam yığılıp kalınca Hoca, ben ne yaptım, der gibi söylenmiş:

– Nasıl bir adam, anlamadım. Ne selam verir ne elini kâseden çeker, şöyle hafif bir dokundun mu küser!

Ağzım Hiç Kapanmadı

Hocayı bir eve akşam sohbetine davet etmişler. Davet iyi de toplulukta bulunan bir boşboğaz havadan sudan, ileriden geriden konuştukça konuşuyor, sözü kimseye bırakmıyormuş. Bırakın Hocanın sohbet etmesini, söz sırası bile gelmemiş adamcağıza, üstelik uykusu gelmiş, üst üste esnemeye başlamış. Nihayet gecenin bir yarısı herkes evine dağılmayı düşünürken, sazı elinden bırakmayan geveze:
– Hocam hiç ağzını açmadın, deyince,

Hoca:
– Sen görmedin, demiş, o kadar açtım ki az kalsın avurtlanm yırtılacaktı!

Avurt: halk dilinde yüz, yanak boşluğu anlamlarına gelir.

Ya Hiç Sopa Yemedin Ya Saymayı Bilmiyorsun

Akşehirliler biricik Hocalarını, yine bir Timurluk iş içjn huzura göndermişler. Nasreddin Hoca bu hayırlı işe hayır der mi? Timur’un huzuruna çıkmış ama, Hünkâr’ın da huzuru büsbütün bozulmuş. Nasıl bozulmasın, Akşehirliyi korudu, her dediğini yaptırdı, üstüne üstlük hiçbir zaman sözünü esirgemedi. Ben şimdi yapacağımı biliyorum, diyerek, hemen iki kişi çağırmış:

– Tez Hoca’yı yatırın, üç yüz kırbaç şaklatın!

Hoca, ölümle burun buruna geldiğini anlayıp:

– Hünkâr’ım, demiş, ya saymayı bilmiyorsun ya hiç sopa yemedin!

Borcuna Sadık Müşteri!

Bizim Nasreddin Hoca’nın yapmadığı iş olur mu? Bir dönem de pazarda meyve sebze satmaya başlamış. Sizlere ömür, vefat eden bir ahbabının hanımı, tezgâhına gelerek narlara, incirlere, şeftalilere bakmış; hepsinin fiyatını sormuş. Lâkin, ne alıyor ne de tezgâhın önünden aynlıyormuş.

Hoca, kadına:
– Hele şu incirden bir tat, demiş… Parası kolay, bugün olmazsa yarın ödersin.
– Yok tadamam, demiş kadın, niyetliyim de. Yedi yıl önceden oruç borcum vardı, onu ödüyorum! İyi görünüyor, sen üç beş okka tart bundan!

Söylediğine bin pişman:
– Tanrı’ya borcunu yedi yıl sonra hatırlayan kişi, demiş, kula borcunu tanır mı?

Sen Değirmen Der misin?

Hoca Konya’da dolaşırken görmüş ki büyük mü büyük, heybetli mİ heybetli bir bina yapılıyor. İnsanlar karınca misali çalışıyor. Hoca çalışmayı hayran hayran seyrederken boşboğaz işçilerden biri Hoca’ya:

– Burada ne arıyorsun, demesin mil Hoca gayet sakin:
– Binaya bakıyorum, demiş, ne ola ki?

Adam, bıyık altından gülerek:

– Değirmendir!

deyince, Hoca:

– Herhâlde, demiş, değirmende çalışan hayvanlar da değirmen kadar büyük oluyor!

Doymak da Bir Tatmak da Bir

Hoca bağa gidip eşeğine iki küfe üzüm yüklemiş. Gelirken onlarca çocuk Hoca’nın etrafını çevirip üzüm istemiş. Herkese bir salkım vermiş ama küfeler de nerdeyse boşalmış hani. Çocuk hâlden anlar mı:

– Cimri adamsın Hoca, demiş her biri, bir salkım az değil mi?
– Çocuklar, demiş. Hoca, doymak da bir tatmak da bir.

Aklın Varsa Akşehir Gölü’ne

Hikâye bu ya, Hoca yoldan çalı çırpı mı toplamış, yoksa geven mi kesmiş; eşeğe yüklediği gibi evin yolunu tut-muş. Tutmuş ama, içini kemiren şüpheden de bir türlü kurtulmak mümkün değil. Bir eşek yükü zahmet çektiği bu odun bozuntusu ot, ya ocağa atınca adam gibi tutuşmazsa? Sınamayı kurt yemez deyip sınayayım derken, yüküyle birlikte eşeği de alev almaz mı? Hayvancağız var gücüyle kendi yangınından kaçmaya başlayınca, Hoca arkadan bağırmış:

– Aklın varsa, Akşehir Gölü’ne!

Bıldırcınım Havalandı

Nasreddin Hoca bir ahbabına bıldırcın ziyafeti çekmek istemiş. Pazardan bıldırcını almış. İşi hanımına da bırakmayarak kendi elceğiziyle kızartmış. Sofrayı hazırlamış.

Dostu da Hoca gibi latife düşkünü biriymiş ki kaşla göz arasında sofradaki bıldırcınları saklayıp cebindeki sağ bıldırcınları sofraya bırakmış. Hoca bakmış ki biraz önce kızarttığı bıldırcınlar tüye teleğe bürünmüş uçuyor.

– Allah’ım, demiş, hikmetinden sual olunmaz anladım, bıldırcınları kurtarıp sevindirdin de benim yağım, tuzum, biberim, kursağımda kalan hevesim ne olacak?