Gençliğini de Bilirim

Eşekten başka binek hayvanı tanımayan bizim Hoca bir gün sahiden ata binmek istemiş. Sağdan atlamış olmuyor, soldan sıçramış olmuyor; hasılı o kadar uğraş, masına rağmen ata binememiş. Kendi kendine: “Hey gidi gençlik!” diye mırıldanmış. Sonra sağına soluna bakınıp kimsenin olmadığını görünce kendi kendine:

– Sakalından utan bari, demiş, ben senin gençliğim de bilirim!

Mavi Boncuk

Hikâye bu ya, Nasreddin Hocanın iki hatuncuğu varmış. Kadınlar birbirlerini kıskanırlar, hangimizi daha çok seviyorsun diye adamcağızın başının etini yerlermiş. Hoca iki tane mavi boncuk almış. Birbirinden habersiz, ikisini de ayrı ayrı çağınp “Bak,” demiş, “bu mavi boncuk en çok seni sevdiğimin işareti!” Ne zaman Hoca’ya:

– Gönlün ikimizden hangisinde, diye, sorsalar, Hoca:
– Mavi boncuk kimdeyse benim gönlüm ondadır, dermiş.

 

Bir Oğlun Oldu

Hoca’nın karısı ilk çocuğuna gebeymiş. Gebelik ki ne gebelik! Canı ne çektiyse Hoca bulup buluşturmuş, hatuncağızı kuş sütüyle beslemiş. Kadın da nazlı mı nazlı. Doğrusu Hoca’ya yaptırmadığı şey kalmamış.

Bir gün Hoca bir iş için gittiği Konya’dan dönüşünde, cimri komşusu:
– Hocam, demiş, nur topu gibi bir oğlun oldu, gözlerin aydın olsun; müjdeliğimi isterim!
– Git işine be adam demiş. Hoca, oğlum olduysa benim oldu, bundan sana ne?

Bulma Zevki

Hoca bir gün eşeğini kaybetmiş. Önüne gelene soruyor kim bulursa, müjdelik olarak eşeği, bulana vereceğini söylüyormuş.

Herkes eşek aramaya çıkadursun, Hoca’ nın bir dostu:
– Etme Hocam, demiş, madem bulana vereceksin eşeği, niye arıyorsun?

Hoca cevap vermiş:
– Bulma zevkini tatmayan vermeden anlayamaz.

Ya Hiç Sopa Yemedin Ya Saymayı Bilmiyorsun

Akşehirliler biricik Hocalarını, yine bir Timurluk iş içjn huzura göndermişler. Nasreddin Hoca bu hayırlı işe hayır der mi? Timur’un huzuruna çıkmış ama, Hünkâr’ın da huzuru büsbütün bozulmuş. Nasıl bozulmasın, Akşehirliyi korudu, her dediğini yaptırdı, üstüne üstlük hiçbir zaman sözünü esirgemedi. Ben şimdi yapacağımı biliyorum, diyerek, hemen iki kişi çağırmış:

– Tez Hoca’yı yatırın, üç yüz kırbaç şaklatın!

Hoca, ölümle burun buruna geldiğini anlayıp:

– Hünkâr’ım, demiş, ya saymayı bilmiyorsun ya hiç sopa yemedin!

Pamuk Tarlası

Hoca’nın her zaman tıraş olduğu berber vefat edince bari demiş, halefine tıraş olayım. Adamcağız usturayı her vuruşta Hocanın yüzünü kesiyor, kestiği yere pamuk ya pıştınyormuş. Hoca, berberin elini, yüzünden uzaklaştırıp kapıya doğru yürüyünce adam:

– Hocam, demiş, nereye gidiyorsun, yarısı kaldı? Hoca, kapıdan çıkarken:
– Pamuk ektiğin yerin karşısına, demiş, keten ekmeye gidivorum.

Ayak Sesinin Kokusu

Bir Akşehir yazında, Nasreddin Hoca ve dostları sohbet ederken, af buyurun, içlerinden biri seslice yellenmesin mi? Ne yapsın adamcağız, kızarmış bozarmış ama belli olmasın diyerek ayağını yere sürtmekten de geri durmamış. Hoca bu, taşı gediğine koymazsa rahat edemeyecek:

– Rahat ol evlat, demiş, sesini biraz benzettin de kokusunu ne yapacaksın?

Ye Kürküm Ye

Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

Benimki de Düşünür

Bizim Hoca Akşehir pazarında dolaşırken bir de ne görsün, minicik bir kuşa bir eşek yükü para isteniyor. Merakla pazarlığı seyretmiş. Kuşun tek meziyetinin konuşması olduğunu öğrenince koştura koştura eve gelip baba hindisini kaptığı gibi tekrar pazara dönmüş. Hindinin fiyatını sormuşlar. Hoca ne eksik ne fazla, papağana biçilen fiyatın aynısını söyleyip izahını yapınca:

– Onun özelliği var, o konuşur demişler. Hoca düşünmeden:
– Bu da düşünür, demiş.

 

Kuzu mu Oğlak mı?

Bizim Nasreddin Hoca’nın cins mi cins, semiz mi semiz bir kuzucuğu varmış. Komşusunun da zayıf, cılız bir oğlakçığı. Gel gelelim komşusu, hemen her gün, Hoca’ dan kuzu ziyafeti çekmesini istermiş. Hoca dayanamayıp kuzuya kıymış. Afiyetle yemişler. Adam da minnet altında kaldığını mı düşünmüş nedir, oğlağı kestiği gibi yahni yapıp aklınca ziyafet çekmiş. Keşke çekmez olaydı, her yerde herkese Hoca ya oğlak ziyafeti çektiğini söyleyip dururmuş. Anlatıla söylene oğlak o kadar büyümüş, o kadar güzelleşmiş ki bir gün Hoca dayanamayıp:

– Şeytan diyor ki, demiş, çıkar oğlakla kuzunun postunu…