Peşin Paraya Gülmek

Nasreddin Hoca bir ahbabından borç almış. Elde avuçta olsa Hoca hemen ödeyecek ama yoksulluğun iki gözü de kör olsun. Daha vadesi gelmeden adam alacağı için Hoca’nın kapısını aşındırmaya başlamış. Bir böyle iki böyle derken yine bir gün adam borcunu istediğinde;

– Şu anda yok ama, demiş, çok yakında ödeyeceğim,

Böylesi düşman başına, adam yüzsüz mü yüzsüz:

– Söyle Hoca, ne zaman vereceksin, kimden bulup vereceksin!
– Evin önüne çalı ektim!
– Niye?
– Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak.
– Sonra?
– Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım.
– Eee?
– Ne e’si be adam, sordun ya, senin paranı o zaman öyle ödeyeceğim.

Buna kim gülmez; adam da kasıklarını tuta tuta gülünce Hoca:

– Gidi hâlden bilmez, demiş, peşin parayı gördün ya gül bakalım!

Ya Şimdi Minarede Olsaydım!

Hoca eşeğe binmiş, Akşehir’den Konya’ya giderken, öyle şiddetli bir yer sarsıntısı olmuş ki Hoca hemen eşekten indiği gibi secdeye kapanmış. Sebebini soran yol arkadaşına, Allah’a şükrederek karşılık vermiş:

– Ya şimdi minarede olsaydım!

Beş Parmak Altı Parmak

Nasreddin Hoca kaşık bulamamış mı nedir, “Bismillah” deyip sağ eliyle zerdeye dayanmış. Aynı yöntemi uygulayan bir hasis:

– Hoca demiş, afiyet olsun da neden beş parmağınla yiyorsun?

Hoca bu, hiç altta kalır mı?
– Altı parmağım olmadığından!

Uzar mı Uzamaz mı?

Nasreddin Hoca bir gün Akşehir pazarında gezerken, ahalinin kılıç satan bir adamın çevresinde toplandığını görmüş. Adam, kılıçları için demediğini bırakmıyormuş:

– Ey Müslümanlar, bu elimdeki kılıç düşmana sallayınca 5 arşın uzar.

Hoca bakmış, herkes kapış kapış kılıç alıyor. Ertesi gün evdeki maşayı kapıp pazara gelmiş ve bağırmaya başlamış:

– Bu elimdeki maşa, düşman karşısında 10 arşın uzar.
– İlahi Hoca, demişler, Allah’ın maşası hiç uzar mı?

Hoca fırsatı buldu ya şimdi taşı gediğine koymaz mı?

– Kılıcın uzadığına inanırsınız da maşanın uzadığına neden inanmazsınız? Bu maşa kadının eline geçsin de görün uzuyor mu, uzamıyor mu?

Ağzım Hiç Kapanmadı

Hocayı bir eve akşam sohbetine davet etmişler. Davet iyi de toplulukta bulunan bir boşboğaz havadan sudan, ileriden geriden konuştukça konuşuyor, sözü kimseye bırakmıyormuş. Bırakın Hocanın sohbet etmesini, söz sırası bile gelmemiş adamcağıza, üstelik uykusu gelmiş, üst üste esnemeye başlamış. Nihayet gecenin bir yarısı herkes evine dağılmayı düşünürken, sazı elinden bırakmayan geveze:
– Hocam hiç ağzını açmadın, deyince,

Hoca:
– Sen görmedin, demiş, o kadar açtım ki az kalsın avurtlanm yırtılacaktı!

Avurt: halk dilinde yüz, yanak boşluğu anlamlarına gelir.

Hırsızın Pabucu

Acemi bir hırsız koskoca Akşehir’de soyacak ev bulamamış olacak ki sabaha karşı Nasreddin Hoca’nın fakirhanesine girmiş. Aramış taramış, nafile, götürecek bir şey yok… Hoca durumu fark edip, önce, ses çıkarmasın diye adamın çıkardığı pabuçlarını saklamış, ardından da avazı çıktığı kadar “Hırsız var!” diye bağırmış. Komşular bir anda toplanıp hırsızı kaçarken yakalamışlar. Adam Hoca’yı görünce:

– Tamam, demiş, eve ben girdim ama pabucumu o çaldı!

Acemi Bülbül Bu Kadar Öter

Hocanın canı mı çekmiş nedir, göz hakkıdır diyerek, yol üzerindeki bahçede zerdali ağacının başına çıkmış. O güzelim zerdalileri cennetlik mideye indirirken bahçıvan çıkıp gelmesin mi…

– Hey, hemşehrim, demiş, kimsin, ne işin var ağaçta?
– Bülbülüm!
– Bülbülsen öt bakalım!

İnsan ne kadar öter; Hoca da garip garip sesler çıkarmaya başlamış. Bahçıvan:
– Bülbül böyle mi öter, deyince,

Hoca:
– İdare et, demiş, acemi bülbül bu kadar öter!

Eşeğin Gönlü

Nasreddin Hoca’nın eşeksiz ve insafsız bir komşusu varmış. Eşeği Hoca’dan ödünç alıyormuş; lâkin insaf denen şey ödünç alınmaz ki. Hoca’nın eşeğine yapmadığını bırakmıyormuş. Bir gün yine eşek istemeye gelmiş.

Hoca:

– Dur, demiş, eşeğe bir danışayım; gönlü varsa hayhay, gönlü yoksa başka kapı ara!

Bir süre ahırda bekledikten sonra, komşusuna:

– Mümkün değil, demiş, eşekle konuştum, gönlü yok. Üstelik, bana sitem etti. Beni sopayla, kırbaçla dövdükleri yetmiyormuş gibi sahibime de küfrediyorlar, dedi.

Minare

Nasreddin Hoca daha Hoca olmadan, hatta molla olmadan minicik Nasreddin’ken babasıyla birlikte şehre geldiğinde minareyi görmüş.

– Hey Allah’ım demiş, şu insanların işine bak, kuyuyu ters çevirmişler!

Sözünün Eri

Gençliğin faziletlerinden bahsedildiği bir sırada, Hoca’ dan yaşça genç birisi, Hoca’ya yaşını sormuş.

– Kırk!

demiş, Hoca.

Aradan üç yıl mı geçmiş, beş yıl mı geçmiş, benzer bir sohbette aynı adam, aynı soruyu sorunca Hoca da aynı cevabı vermiş:

– Kırk!
– Etme Hocam, yıllar önce de kırk demiştin

diye itiraz edecek olmuşlar. Hoca bu, hiç altta kalır mı:

– Söz bir Allah bir; bilirsiniz Hoca sözünün eridir!