Ters Oğul

Hoca’nın oğlu ile başı dertteymiş. Ne söylerse, o tam tersini yapıyormuş. Evlat bu atsan atılmaz, satsan satılmaz hesabı, Hoca da çaresiz katlanıyormuş.

Bir gün, baba oğulun çuvalını eşeğe yükletip değirmenden gelirken, Hoca, şu yoldan gidelim deyince, oğul tam tersi yola eşeği dehlemiş. Önlerine çay çıkmış. Hoca bakmış ki çuval sol yana ağmış; suya düştü düşecek. Ne söylese oğlu aksini yapıyor ya:

Aman oğlum, demiş, çuval sağa kayıyor, düzeltiver!

Aksi oğlun o gün söz dinleyeceği tutmuş; babasının tam dediğini yapmaz mı… Çayda hamur bayramı!

Hoca ne dese haklı:

– Bre ters! Kırk yılda bir düzlüğün tuttu, undan eyledin bizi!

Damdan Düşenin Hâli

Nasreddin Hoca karısıyla bir yaz gecesi damda yatarken, artık ne olduysa olmuş, damdan aşağı düşüvermiş.

Gürültü patırtı derken, Hoca’nın başına toplanmışlar. İçlerinden biri:
– Hocam, hâlin nicedir; ne yapalım, deyince:

– Tez, demiş, bana bir damdan düşen getirin. Hâlimden ancak o anlar!

Anasına Yas Tutuyor

Hocanın ibiği kınalı biricik tavuğunu tilki mi kapmış, yoksa bir hırsız mı çalmış bilinmez; tavuk kaybolmuş. Zavallı yavruları bir o yana bir bu yana süngüsü düşük kanatlarla dökülür olmuş. Hoca, civcivlerin boynuna siyah ip bağlamış. Komşulardan biri “Nedir bu” deyince,

Hoca ağlamaklı cevap vermiş:
– Anaları için yastalar!

Belinde Su Kabağı

Hoca’ya, ikide bir, eşi dostu “Kendini kaybetme Hoca.” diye takılırmış. Hoca bir gün, ana ata memleketi Sivrihisar’a gitmeye niyetlenmiş. Yine bir “kendini kaybetme” nasihatiyle karşılaşınca: “Aman kaybolmayayım.” diyerek beline bir su kabağı bağlamış… “Nedir bu?” diyen konu komşuya:

“Bundan böyle kaybolursam, Nasreddin Hoca olduğum belli olsun istedim.” demiş.

Daha Akşehir’i çıkmadan muzibin biri Hocanın belindeki kabağı kesip kendi beline bağlamış. Tesadüf bu ya çarşıda karşılaşmışlar. Bakmış ki, belinde kabak yok, kendi kabağı tanımadığı birinin belinde bağlı:

– Şu işe bak demiş, karşıdan gelen adam benim. O zaman ben kim oluyorum?

Dünya Kaç Arşın?

Bir gün Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam, dünya kaç arşın?

Tesadüf bu ya, o sırada yoldan bir cenaze geçiyormuş.

– Bakın demiş, dünyanın kaç arşın olduğunu öğrenen biri gidiyor.

Kazan Doğurdu!

Bilirsiniz ya Hoca, mal canlısı bir komşusundan kazan istemiş. İşi bittikten sonra da bir tencere güzeliyle birlikte kazanı komşusuna götürmüş.
– Sağ ol komşu, demiş, bu kazanın, bu da yavrusu’ doğurdu!

Komşunun canına minnet, fırsatı kaçırır mı tencereyi aldığı gibi mutfağa yerleştirmiş. Gel zaman git zaman Hoca komşudan tekrar kazan istemiş. İlkinde gönülsüz veren komşu be sefer seve seve getirmiş kazanı. Getirmiş ama, bir gün değil, beş gün değil Hoca’dan kazan gelmiyor. Hem tencereyi de ikilemek beklentisi içinde.

Dayanamayıp Hoca’ya:
– Hocam, demiş, işin bittiyse şu kazanı getirsen.
– Başın sağ olsun, demiş, Hoca, senin kazan öldü.
– Allah aşkına Hoca, demiş komşusu, kazan bu, ölür mü hiç?
– Niye ölmesin, demiş Hoca, bilirsin doğuran, ölür!

Bozukluk Bal Çömleğinde

Allah hiçbir şehrin başına vermesin, Konya kadısı rüşvetçinin tekiymiş. Az çok bir şey almadan parmağını oynatmazmış. Hikâye bu ya, Hoca’nın Konya’da kadılık bir işi çıkmış. Hemen bir çömlek bal hazırlayıp Kadı’ya götürmüş. Kadı çömleğin ağzını açıp şöyle bir bakmış; of, mis gibi oğul balı! Hoca’nın istediği ilamı kaşla göz arasında vermiş.

Gel gelelim Kadı o akşam eve varır varmaz çömleği sofraya koymuş. Kaşığı daldırmış ki bir de ne görsün; çömleğin üstü bal; altı bildiğimiz çamur. Ertesi gün adamını Hoca’ya göndermiş.

Adamcağız:
– Hoca Hazretleri, demiş, Kadı Efendi acele seni istiyor; dün verdiği kâğıtta bir bozukluk varmış; düzeltilmesi gerekiyormuş!

– Var git Kadıya söyle, demiş, Hoca; o bozukluk ilamda değil, bal çömleğinde!

Seni Azrail Beğensin

Nasreddin Hoca hastalık yüzünden yatağa öyle bir mıhlanmış ki ölüm korkusu aklından çıkmaz olmuş. Baş ucunda bekleyen kansına:

– Hatun demiş, tak takıştır, sür sürüştür, giyin kuşan yanıma gel.
– Düğüne mi gidiyoruz ayol, demiş, karısı, sen yataktan bile kalkamıyorsun!
– Yok, demiş Hoca, öyle değil, Azrail gelmek üzere, geldiğinde belki seni beğenir de…

Evlilik Tanımı

Yıllardan beri evli olan Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam, evlilik nedir?

Evliliğinden iyice gına gelen Hoca:

– Ne olacak, demiş, aydınlıkta hırlama, karanlıkta horlama!

Sözünün Eri

Gençliğin faziletlerinden bahsedildiği bir sırada, Hoca’ dan yaşça genç birisi, Hoca’ya yaşını sormuş.

– Kırk!

demiş, Hoca.

Aradan üç yıl mı geçmiş, beş yıl mı geçmiş, benzer bir sohbette aynı adam, aynı soruyu sorunca Hoca da aynı cevabı vermiş:

– Kırk!
– Etme Hocam, yıllar önce de kırk demiştin

diye itiraz edecek olmuşlar. Hoca bu, hiç altta kalır mı:

– Söz bir Allah bir; bilirsiniz Hoca sözünün eridir!