Yazar arşivleri: admin

Sağım Solum Görünmüyor

Nasreddin Hoca bir talebesiyle seyahate çıkmış. Geceyi geçirmek için bir hana yerleşmişler. Hoca tam uykuda iken talebesi, Hoca’yı uyandırıp:

– Hocam, demiş, hacet gidereceğim; sağında mum olacaktı verir misin?

– Yahu kardeş, demiş, Hoca, bu karanlıkta sağımı solumu ben nereden bileyim!

Rüzgâr Dolması

Her zaman eşeğe binecek değil ya Hoca, bir gün de deveye binmiş gidiyor, bir yandan da azığı olan kavrulmuş unu yemeye çalışıyormuş. Torbadan unu avucuna alıp ağzına götürürken, rüzgâr denen mübarek, o benim nasibim, diye, unu savuruyormuş. Karşıdan gelen bir ahbabı:

– Hocam, ne yiyorsun, dediğinde,

Hoca:

– Görmüyor musun, demiş, rüzgâr dolması yiyorum.

Renkli Bilmece

Münasebetsizin biri yumurtayı avucunun içine aldıktan sonra güya Nasreddin Hocamıza bilmece sormak istemiş:

– Hocam, demiş, avucumdakini bilirsen, sana piyaz yaparım. Bak, ipucu da vereyim; içi sarı, dışı beyaz.

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Bunu bilmeyecek ne var; turpu soymuşlar, içine havuç koymuşlar!

Rahmetten Kaçmıyorum

Yağmurlu bir havada Hocamız camdan dışarıyı seyrederken Kara Külah’ın koşar adım eve doğru geldiğini görmüş. Pencereyi açtığı gibi:

– Utan, demiş, Allah’ın rahmeti bu, ne diye kaçıyorsun?

Etme bulma dünyası ya, gel zaman git zaman aynı durum Hoca’nın başına gelmiş. Bardaktan boşanıyor mübarek. Hoca bir an önce ıslanmadan eve ulaşmanın telaşındayken, Kara Külah pencereyi açıp:

– Hoca, demiş, hani ne oldu; Allah’ın rahmetinden kaçılmaz diyordun?
– Ben sen miyim, demiş, Hoca, hem ne kaçması, telaşım o rahmete basmamak için benim!

Pınar Başında Uyudum

Nasreddin Hoca Akşehir’den Sivrihisar’a giderken, bir ahbabına uğrayıp yorgunluk gidermek istemiş. Ev sahibiyle neredeyse Akşehir’den, Sivrihisar’dan, hatta memleket meselelerinden konuşmuşlar. Ancak, bir türlü Hoca’nın derdine çare olacak söze sıra gelmiyormuş. Yatmaya yakın ev sahibi:

– Hocam, demiş, susuz musun uykusuz musun?

Açlıktan midesi yapışan Hoca bu söze ne dese beğenirsiniz:

– Yolda bir pınar başında yeterince uyudum!

Pintinin Sorusu Kendini bilmez, pinti ve gevezenin biri, aklı sıra Hoca’nın açığını yakalamış gibi sormuş:

– Parayı neden bu kadar çok seviyorsun, Hocam?

Hoca, içinden, bu soruyu başkası sorsa batmaz ya deyip tutamamış dilini:

– Senin gibilere avuç açmamak için!

Peşin Paraya Gülmek

Nasreddin Hoca bir ahbabından borç almış. Elde avuçta olsa Hoca hemen ödeyecek ama yoksulluğun iki gözü de kör olsun. Daha vadesi gelmeden adam alacağı için Hoca’nın kapısını aşındırmaya başlamış. Bir böyle iki böyle derken yine bir gün adam borcunu istediğinde;

– Şu anda yok ama, demiş, çok yakında ödeyeceğim,

Böylesi düşman başına, adam yüzsüz mü yüzsüz:

– Söyle Hoca, ne zaman vereceksin, kimden bulup vereceksin!
– Evin önüne çalı ektim!
– Niye?
– Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak.
– Sonra?
– Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım.
– Eee?
– Ne e’si be adam, sordun ya, senin paranı o zaman öyle ödeyeceğim.

Buna kim gülmez; adam da kasıklarını tuta tuta gülünce Hoca:

– Gidi hâlden bilmez, demiş, peşin parayı gördün ya gül bakalım!

Parayı Veren Düdüğü Çalar!

Hikâye bu ya. Hoca, eşeğiyle Akşehir sokaklarında düdük satmaya başlamış.
Düdüğü çok seven çocuklar, kapış kapış düdük alıyormuş.

Bir gün pinti bir komşusu:

– Hoca, demiş, şu düdüklerinden bir tane ödünç ver de bizim çocuk hevesini geçirsin.

Hoca yarım ağızla cevap vermiş:

– Parayı veren düdüğü çalar!

Papaz Sorgusu

Bir gün, Akşehir’e üç papaz gelmiş. Hoca da kadı olarak onlara misafirperverliğimizi göstermek istemiş. Yemekler yenilmiş, kahveler içilmiş. Papazlar, akılları sıra Hoca’yı imtihan etmeye başlamışlar. En yaşlı olanı sormuş:

– Dünyanın, ortası neresidir?
– Eşeğimin, demiş Hoca, ön sağ ayağının bastığı yerdir!

Papaz hınzır hınzır gülerek:

– Nereden anladın, deyince, Hoca kendinden emin:

İnanmıyorsan ölç, diye, karşılık vermiş.

Hoca’nın aklına hayran olan yaşlı papaz, sözü gencine bırakmış. Genç papaz, Hoca’ya sormuş:

– Gökyüzünde kaç yıldız var?

Hoca gayet sakin:

– Eşeğimin sırtındaki tüy kadar!

Papaz, olmaz öyle şey diyecek olmuş. Hoca:

– İnanmazsan otur say, demiş.

Hikâye bu ya, o papaz da çekilmiş aradan. Aklında tüyler ve yıldızlar uçuşadursun, sözü üçüncü papaz almış:

– Söyle bakalım Hoca, sakalımda kaç kıl var?

Hoca, içinden papazın sakalına dair ne düşündü bilinmez ama; cevabı vermekte gecikmemiş:

– Eşeğimin kuyruğundaki kadar!
– Nereden biliyorsun Hoca, diyecek olmuş üçüncüsü.

Hoca gülümseyerek:

– İnanmıyorsan, demiş, bir senin sakalından, bir onun kuyruğundan çekelim. Eksik fazla çıkarsa bu kavuk sizin olsun!

Hoca, papazlan şehir dışına kadar uğurlamış.

Pamuk Tarlası

Hoca’nın her zaman tıraş olduğu berber vefat edince bari demiş, halefine tıraş olayım. Adamcağız usturayı her vuruşta Hocanın yüzünü kesiyor, kestiği yere pamuk ya pıştınyormuş. Hoca, berberin elini, yüzünden uzaklaştırıp kapıya doğru yürüyünce adam:

– Hocam, demiş, nereye gidiyorsun, yarısı kaldı? Hoca, kapıdan çıkarken:
– Pamuk ektiğin yerin karşısına, demiş, keten ekmeye gidivorum.

Ördek Çorbası

Hoca efkâr dağıtmak için Akşehir Gölü sahiline şöyle bir açılmış. Tebdili mekân iştah açar derler, doğrudur, gö| havasından olacak, iyiden iyiye acıkmış. Çıkınında öküz gönüne dönmüş ekmek kırıntılarından başka yiyecek de yok. Islatmadan yemek mümkün değil. Ekmeği göle ba nıp yemeye başlamış.

Hocayı uzaktan izleyen bir çoban dostu, ne yaptığın, sormaz mı? Hoca, Akşehir Gölünde serinleyen ördekleri ima ederek:

– Ne yapayım, demiş, ördek çorbası içiyorum!