Yazar arşivleri: admin

Ölür de Vermez

Akşehirliler baharın gelişini gölün kıyısında kutlarken, göle Hoca’nın komşusu düşmüş. Yüzme bilmeyen adam göle bir batıp bir çıkıyor, imdat diye bağırıyormuş. Herkes yardımına koşup:

– Ver elini, ver elini, diye el uzatıyormuş ama adam boğulacak, kimseye elini vermiyor. Hoca hemen gölün kıyısına gelip boğulan adama eğilerek:

– Be adam, demiş, boğulup gideceksin, al elimi!

Adam, Hoca’nın eline iki eliyle öyle bir yapışmış ki neredeyse Hoca’yı sağlığında rahmete kavuşturacakmış. Su tulumuna dönen adamı ters çevirip sırtına vururlarken, Hoca’ya:

– El uzatan ‘çok oldu ama, demişler, neden yalnızca senin elinden tuttu?
– Siz onun ne kadar pinti olduğunu bilmezsiniz, demiş, Hoca. O sadece almasını bilir. Ben “Al elimi.” dedim de ondan tuttu; siz “Ver elini.” dediniz… Pinti bu ölür de vermez! Ölürken bile hesap yapar!

Ölme Eşeğim Ölme!

Bir kış, neredeyse adam boyu kar yağmış. Aylarca bir toplu iğne başı kadar bile toprak görünmemiş. İnsanlar burunlarını dahi dışarıya çıkaramamış. Hazıra dağ dayanmaz hesabı, halkın yiyeceği de tükenmeye başlamış. İnsanlar lokmalarını sayar hâle gelmişler. Kıtlık sadece insanları değil hayvanlan da vurmuş; bir deri bir kemik kalmışlar.

Hoca’nın emektar eşeği de kıtlıktan fazlasıyla nasibini almış; günden güne kötülemiş. Elinde avucunda bir şey kalmayan Hoca, eşeğin kulağına bir umut eğilip:

– Ölme eşeğim ölme, demiş, yonca bitecek. Sen de yersin ben de!

Öküzün Gençliği

Aksak Umur Hazretleri şanına yakışır bir cirit oyunu düzenlemiş. Herkes seçme atına atlayıp gelirken, bizim Hoca da atlamış öküzün sırtına. Doğru meydana sürmüş… Herkes, yine Hoca yapacağını yaptı diye kahkahaya boğulurken, Hünkâr:

– Yahu Hoca, demiş, cirit oyunu çeviklik ister, bu öküz de neyin nesi?

Nasreddin Hoca düşmemek için sıkıca tutunup cevap vermiş:

– A Hünkâr’ım, siz bunu buzağıyken görmeliydiniz!

Oynar Ceviz Sesine

Hoca’nın karısı doğum sancısına tutulmuş. Tutulmuş ama sancı çekilir gibi değil. Bir yandan inliyor, bir yandan bağırıyormuş:

– Ölüyorum Efendi, kurtar beni bu sancıdan!

Hoca bir koşu ambara gidip bir el torbası ceviz getir miş. Başlamış torbayı sallayıp cevizleri şakırdatmaya. Karısı:

– Ne yapıyorsun Hoca, deyince, ne dese beğenirsiniz?
– Çocuk ceviz sesine dayanamaz, oynamak için çıkar!

Oktan Sonra Çakşır Gerek

Timur, keskin nişancılar arasında bir yanşma düzenlemiş. Hoca’yı da hedef tahtası olarak seçmişler. Yarışmacılardan biri okunu, Hoca’nın koltuk altından, diğeri bacaklarının arasından, üçüncüsü de kavuğunun üzerine koyduğu elmadan geçirmiş.

Hoca, yanşma boyunca bir heykel gibi durmuş.

Hünkâr, yarışmacılara ödül verirken Hoca’ya da mintan, kavuk ve para verilmesini emretmiş.

Hoca:

– Emir verin Hünkâr’ım, demiş, bir de çakşır versinler!

O Ayağın Abdesti Yok

Hikâye bu ya, güya Hocamız abdest alırken sol ayağına su yetişmemiş. Bakmış namazı kaçıracak;
teyemmüme de vakit yok. Namaza öylece durmuş. Namaza durmuş ama tek ayak üzerinde kılıyor. Namazdan sonra bir dostu:

– Ne yapıyorsun Hocam, demiş, namazın erkanı mı değişti?
– Değişmedi de, demiş Hoca, sol ayağımın abdesti yok!

O Adam

Hikâye bu ya, Nasreddin Hoca’yı merak eden birisi Akşehir’e geldiğinde, devrilmek üzere olan bir duvara sırtını vermiş bir adam görünce:

– Akşehir’de bir Nasreddin Hoca varmış, ben onu arıyorum, demiş, nasıl bulabilirim?

Duvara dayanan adam cevap vermiş:

– Gel benim yerime şu duvarı omuzla, sana Nasreddin Hoca’yı getireyim!

Yabancı beklemiş, adam beklemiş. Ne gelen var ne giden. Gün, akşam olmak üzereyken birine durumu anlatınca:

– Nasreddin Hoca’ya giden o adam Nasreddin Hoca’ydı demiş. Sana bu ilk dersi olsun!

Niçin Ağlamayayım Niçin Gülmeyeyim?

Çorbayı kendisi yapmış ya, kaynar olduğunu unutmuş mu nedir; Hoca’dan önce davranıp ateş gibi sıcak aşı kaşıklayan Hoca’nın karısı başlamış ağlamaya. Niçin ağladığını soran Hoca’ya da:

– Ah Hoca Efendi, demiş, rahmetli babam bu çorbayı çok severdi. Aklıma geldi de ondan ağlarım.

Hoca, hanımının içtenliğine hayran kalmış kalmasına da ilk kaşıkta çorba ağzından midesine kızgın yağ gibi akmış. Hoca’nın yüzü ekşimiş, gözlerinden yaş gelmiş. Bu sefer karısı sormuş:

– Sana ne oldu Efendi, sen niye ağlıyorsun?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Uğursuz babanın ölüp meymenetsiz kızının kalışına ağlıyorum!

Nereye Kadar Öte?

Nasreddin Hoca, kansıyla yatak paylaşımı konusunda bir türlü anlaşamazmış. Bir gün kansı sertçe:

– Efendi, öteye git! deyince. Hoca, erinip üşenmeden giyinmiş kuşanmış, sabaha kadar yol yürümüş. Yolda rastladığı bir tanıdık:
– Nereye böyle Hocam, demiş, buralara yolun düşer miydi?
– Sen bırak bunlan da, demiş Hoca, bir zahmet bize uğrayıp hanıma sor bakalım; daha “öte” gideyim mi?

Nefese Katransız Olmaz

Adamın biri, uyuz keçisinin sakalından tuttuğu gibj Hoca’ya getirmiş.

– Hocam, demiş, şuna bir okuyup üflesen, bir nefes etsen de hayvancağız kurtulsa!
– Tamam, demiş, Hoca, ben nefes edeyim ama sen yine de eve varınca o nefese bir miktar katran katmayı unutma!