Yazar arşivleri: admin

Bize Niye Uğramıyor?

Elde dedikodu mu yok; Hoca’nın yolunu çeviren bir kara dilli:

– İki gözüm Hoca, senin hatun bir günde kırk kapının ipini çekiyor, sabahtan akşama geziyor, deyince bizim Hoca, itiraz etmiş:

– Vallahi benim zerrece haberim yok, öyle olsaydı bizim eve de uğrardı!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Biraz da Ben Öleyim

Hocayı bir ahbabı iftara davet etmiş. Sofra tamam kurulmuş, kulaklar ezanda iken ortaya iftar aşı konmuş. Ev sahibi kepçe gibi bir kaşık alırken, Hoca’ya da çay kaşığına yakın bir kaşık vermişler. Ezan okunur okunmaz ev sahibi o kocaman kaşıkla peş peşe iftar aşını cennetlik mideye indiriyor, her seferinde “Oh, öldüm!” diyormuş.

Hoca bakmış olacak gibi değil; yemek bitti bitecek, bitmese bile bu küçücük kaşıkla sahura kadar yese iftarı edemeyecek. Sonunda dayanamayıp o kocaman kaşığı adamın elinden kaptığı gibi yemeğe daldırmış:

– Senin öldüğün yeter, biraz da ben öleyim!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Biraz Ondan Biraz Bundan

Hikâye bu ya, Nasreddin Hoca, Subaşı ve Kör Kadı sohbet ediyormuş. Kör Kadı lafın en tatlı yerinde:
– Hocam, çok konuşan çok yanılır, derler. Sen de biraz öylesin, deyince:
– Hayır, demiş Hoca, bir defasında parmağım gözüne Kör Kadı diyecektim ama dilimi tuttum.

Kör Kadı bakmış ki kurnazlığı ile kendisi zor duruma düşüyor.
– Hocam, demiş, seni bir türlü çözemedim. Cin desem değilsin, öküz desem o da değil.

Hoca bir sağındaki Kör Kadıya bakmış, bir solundaki Subaşı’ya:
– Biraz ondan, biraz bundan, demiş, ikisinin ortasıyım.

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Bir Oğlun Oldu

Hoca’nın karısı ilk çocuğuna gebeymiş. Gebelik ki ne gebelik! Canı ne çektiyse Hoca bulup buluşturmuş, hatuncağızı kuş sütüyle beslemiş. Kadın da nazlı mı nazlı. Doğrusu Hoca’ya yaptırmadığı şey kalmamış.

Bir gün Hoca bir iş için gittiği Konya’dan dönüşünde, cimri komşusu:
– Hocam, demiş, nur topu gibi bir oğlun oldu, gözlerin aydın olsun; müjdeliğimi isterim!
– Git işine be adam demiş. Hoca, oğlum olduysa benim oldu, bundan sana ne?

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Bir Nar, Bir Cevap

Hoca, eşeğiyle evine dönerken bir dervişe rastlamış. Dervişin heybesinin Bursa narıyla dolu olduğunu gören Hoca’nın canı nar çekmiş. Tanış olursam belki ikram eder umuduyla dervişe selam verip sormuş:

– Erenler, nereden gelip nereye gidersin?
– Nereden geldiğim de nereye gittiğim de önemsiz, demiş, derviş. Kendimi arıyorum!

Aklı nar heybesinde olan Hoca, dervişin sözünü fırsat bilip:
– Eğer, demiş, her bilgi karşılığında bir nar verirsen, kendini bulmana yardım ederim.
Dünya malına yüz çeviren adamcağız; dünyadan ahiretten, geçmişten gelecekten birçok soru sormuş. Hoca da sorulan, nar karşılığında, güzel güzel yanıtlamış. Derken, en can alıcı soru sorulunca, Hoca’nın ağzını bıçak açmaz olmuş.

Derviş:
– Herhalde bilemedin, deyince,

Hoca:
– Sen öyle san, demiş. Heybede nar kalmayınca bende cevap tükendi!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Bir Kile Hikâyesi

Nasıl olmuşsa olmuş, Hoca odundan gelirken bir tavşan yakalamış. Tavşanı torbaya koyduğu gibi ağzını bağlamış. Eve getirdikten sonra çarşıya çıkıp eşine dostuna:

– Akşam misafirim olun, demiş, size çok tuhaf bir şey göstereceğim.

Hoca çarşıda dolaşa dursun, Hoca’nın hatuncuğu bu torbada ne ola ki diye torbanın ağzını açınca; tavşan artık kapıdan mı çıkmış, pencereden mi atlamış bilinmez, sırra kadem basmış. Kadın da, Hoca ne der, korkusuyla torbaya arpa ölçeğini koyup ağzını bağlamış; eski yerine bırakmış.
Akşam, o çok tuhaf şeyi görmek isteyen Akşehirliler merakla Hoca’nın evine toplanmışlar. Hoca herkesin gözü önünde torbanın ağzını çözüp ters çevirince, arpa ölçeği teker meker ortaya yuvarlanmış.

Hoca hiç bozuntuya vermeden:
– İşte, demiş, bunun on dolusu bir kile eder!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Bir Dağın Ardı Kaldı

Hoca kaybettiği eşeğini arıyormuş. Ama nasıl arama, mübarek düğüne gidiyor sanki; hem türkü çığırıyor hem eşeği anyor…

Görenler;
– Hayırdır, demişler, böyle ne dolanıp duruyorsun?
– Bizim eşek kayboldu da, demiş Hoca.
– İlahi Hocam, demiş, biri. Türkü söyleyerek eşek aranır mı?
– Şu dağın ardına da bakayım, demiş Hoca, bulamazsam, siz o zaman seyreyleyin gümbürtüyü!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Binme Adabı

Hoca eşeğine artık odun mu yükletmiş, su mu yükletmiş; bir de yüklü eşeğin üzerine çıkıp dehlemiş. Dehlemiş ama Hoca’nınki binme değil; ayaklar üzengide, ayakta.

Karşıdan gelen bir Akşehirli:
– Yahu Hocam, seksen yaşma geldim böyle eşeğe binen görmedim, deyince,

Hoca:
– Ahbap demiş, zaten zavallıcık yükü zor çekiyor, üstüne üstlük ayaklarımı da taşıyor, bir de ben oturursam yazık olmaz mı hayvana…

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Bilmenin Üç Yolu

Nasreddin Hoca bir cuma günü, kürsüye çıkınca:
– Ey Müslümanlar, demiş, bugün size ne anlatacağımı biliyor musunuz?

Cemaat şaşkın, cevap vermiş:
– Bilmiyoruz!

Hoca’nın, madem bilmiyorsunuz, o hâlde konuşmaya gerek yok demesiyle kürsüden inmesi bir olmuş. Kimse bu işin hikmetini çözememiş. Cemaat kendi arasında, bir dahaki sefere Hoca aynı soruyu sorarsa; “Biliyoruz.” diyelim kararma varmış.

Hoca, ertesi cuma günü kürsüde tekrar aynı soruyu sorunca verilen karar üzerine cemaat:
– Biliyoruz! cevabını vermiş. Hoca:
– O hâlde konuşmama hacet kalmadı, diyerek yine kürsüden inmiş.

Bir sonraki cuma vaazında Hoca’mız, cemaate yine aynı soruyu sorunca, önceden anlaştıkları üzere bazısı “Biliyoruz.” bazısı “Bilmiyoruz.” demişler. Hoca bağdaş kurduğu kürsüden inerken cemaate seslenmiş:

– İyi ya, bilenler bilmeyenlere anlatsın!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Bıldırcınım Havalandı

Nasreddin Hoca bir ahbabına bıldırcın ziyafeti çekmek istemiş. Pazardan bıldırcını almış. İşi hanımına da bırakmayarak kendi elceğiziyle kızartmış. Sofrayı hazırlamış.

Dostu da Hoca gibi latife düşkünü biriymiş ki kaşla göz arasında sofradaki bıldırcınları saklayıp cebindeki sağ bıldırcınları sofraya bırakmış. Hoca bakmış ki biraz önce kızarttığı bıldırcınlar tüye teleğe bürünmüş uçuyor.

– Allah’ım, demiş, hikmetinden sual olunmaz anladım, bıldırcınları kurtarıp sevindirdin de benim yağım, tuzum, biberim, kursağımda kalan hevesim ne olacak?

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.