Yazar arşivleri: admin

Kirli Kuzgun

Hoca’nın pek âdeti de değil ya, bir gün Akşehir Gölü’ ne hanımıyla çamaşır yıkamaya gitmişler. Hanım yıkıyor, Hoca seriyor derken bir kara kuzguncuk ok gibi atılıp sabunu kaptığı gibi havalanmış. Kadıncağız ah vah etmeye kalkınca Hoca:

– Boşver hatun, demiş, ne sızlanıp duruyorsun, o bizden kirli, temizlensin gariban!

Komşuya Gitmem Komşusu, Hoca’dan eşeğini ödünç istemiş. Hoca da:

– Eşeğime sormam lazım, deyip ahıra gitmiş. Döndüğünde ne dese beğenirsiniz:
– Kusura bakma komşum. Sana gelmek istemedi. Şimdi senin hakkında ileri geri konuşur, benim de eşekliğim tutar, dedi.

Kime Düşer?

Akşehir’de hayvanların oraya buraya, yol ortasına pislemeleri iyiden iyiye sorun olmuş. Çünkü, ortada kalan j pisliği kimin temizleyeceği konusunda her kafadan bir ses çıkıyormuş.
Bir gün, yine bir köpeğin biri çarşının tam ortasına pislemiş. Dükkân sahipleri, her zamanki gibi temizlik kavgasına başlamışlar. O sırada eşeğiyle Hoca geçiyormuş. Hemen Hocayı hakem olarak seçmişler. Sormuşlar:

– Allah aşkına Hocam, pislik kimin dükkânına yakınsa onun temizlemesi gerekmez mi?

Hoca düşünmüş, bir pisliğe bakmış:

– Her gün pislik mi arşınlayacaksınız? Pislik herkese bulaşır. Kokusunu bir tek siz değil, tüm memleket duyar, demiş. Sonra işleri iyice karıştırdım herhâlde diye düşünüp, son noktayı koymuş:
– Akşehir’in ortasındaki pisliği temizlemek kadıya düşer!

Kıyamet Zamanı

Hoca’ya kıyamet ne zaman kopacak, diye sormasınlar mı.

– Hangi kıyamet?

demiş, Hoca.

– Hocam, demişler, biz bir tane biliyoruz, kaç tane kıyamet var?
– Sizin bildiğiniz kıyamet başka, demiş, Hoca:

-Benim bildiğim iki kıyamet var; hatun ölünce küçüğü, ben ölün ce büyüğü kopacak!

Kıyamet Koptuğunda

Hoca’nın nereden aklına estiyse, bir gün durup dururken:

– Ben ölürsem, demiş, beni tepeüstü, diklemesine gömün. Sebebini soranlara da:
– Kıyamet koptuğunda dünyanın altı üstüne gelecek ya, demiş.

Kırk Yıllık Sirke

Adamcağızın birine hekim, kırk yıllık sirke tavsiye etmiş. Kimde bulunur, kimin var derken Hoca’ya göndermişler. Adam bizimkinin kapısını çalıp:

– Hocam, demiş, sende kırk yıllık sirke bulunur diyorlar, doğru mu?
– Doğru.
İlaç içirtiversen…
– Veremem, demiş, Hoca, isteyene verseydim kırk yıllık sirke bende bulunur muydu?

Kırk Yıllık Dost

Timur, Akşehirliler adına Nasreddin Hoca’yı huzuruna kabul edip sorunlarını anlatmasını istemiş.
Timur’un karşısında iyice heyecanlanan Hoca, kırk yıllık dost gibi başlamış anlatmaya…
Hoca’nın kendisiyle samimi bir şekilde konuşmasına hiddetlenen Timur:

– Bak Efendi, demiş, sen kendini ne sanıyorsun ki dünyaya nam salan büyük bir hükümdarla böyle konuşuyorsun?

Nasreddin Hoca, hiç istifini bozmamış:

– Sen büyüksen, demiş, biz de küçüğüz!

Kendi Kulağını Isırmak

Hikâye bu ya, Hoca’nın kadılığında iki adam kulak davası için Hoca’nın huzuruna gelmiş. Adamlardan birinin kulağı ısırılmış ama kimin ısırdığı belli değil. Birisi diğerinin kulağını ısırdığını, hakkını alması gerektiğini iddia ediyormuş. Diğeri ise:

– Hayır, Hocam, diyormuş, o kendi kulağını ısırdı.

Diğeri ise isyan ediyormuş:

– İnsan kendi kulağını nasıl ısırsın?

Nasreddin Hoca, kimin kulağını kimin ısırdığına karar vermek için davayı ertesi güne ertelemiş. Eve gittiğinde gündüzki kulak davası hatırına gelmiş. Bir eliyle kulağını tutup ısırmaya çalışmış. Yok bu kulağı yok öbür kulağı derken dengesini kaybedip yuvarlanmış. Ertesi gün kaşı gözü kan revan içinde mahkemeye gelmiş. Herifler geldiğinde kulağı ısınlmış olana:

– Evladım demiş, boşuna uğraşma, insan bırak kendi kulağını ısırmayı, kafasını bile yer!

Kavaflardan Aldım!

Bir gün Hoca, Konya’da ziyafete davet edilmiş. Giyinip kuşanıp ziyafet evine varmış ki içerisi ana baba günü; fare, yavrusunu kaybetse bulamayacak. Ne olur ne olmaz diye ilk defa giydiği çanğını koynuna saklayıp sofraya öyle oturmuş. Hocayı uzun süredir göremeyen bir dostu:

– Hocam, demiş, koynunuzdaki kitap çok kıymetli olmalı, sahaflardan mı aldınız?

– Hayır, demiş Hoca, sahaflardan değil, kavaflardan aldım!

Katranla Eşek At Olur mu?

Nasreddin Hoca, balıkçıların kayıklarını funda yakıp dağladıktan sonra, katranladıklarını görünce sormuş:

– Yaptığınız şey neye yarar?
– Kayığın hızı artar, demişler.

Hoca öğrendi ya, eşeği rüzgâr gibi dağ bayır uçurmanın, atla yarıştırmanın hayaliyle eve dönmüş. Döndüğü gibi fundayı yakmış, katranı hazırlamış… Karakaçan’ı dağlar dağlamaz, hayvancağız fırtına gibi ahınn kapısından öyle bir çıkmış ki tutabilene aşk olsun! Kapı bile arkasından sürüklenmiş. Hoca yoldaki toz bulutuna bakıp:

– Dağlamakla böyle oluyorsa, demiş, katranlayınca Arap atı olur!

Katır Nereyi İsterse

Katır inatçı olur derler ya, doğrudur. Allah cümlemizi katır tekmesinden de katır inadından da korusun diyelim ve Hoca’nın başına ne gelmiş, ona bakalım:

Nasreddin Hoca, eşeği ölünce yenisini alana kadar ödünç bir katır almış. Huyunu suyunu bilmediği hayvan, inatçı katırların padişahı mübarek. İp, Hoca’nın elinde ama var gücüyle asılsa bile yönünü çeviremiyormuş. Bir gün katır, üzerindeki Nasreddin Hoca’nın kadılığını filan dinlemeden almış başını giderken, yolda karşılaştığı bir dostu:

– Nereye gidiyorsun, diye sorunca, Hoca, düşmemek için sıkıca tutunarak cevap vermiş:
– Katırın istediği yere!