Yazar arşivleri: admin

Mavi Boncuk

Hikâye bu ya, Nasreddin Hocanın iki hatuncuğu varmış. Kadınlar birbirlerini kıskanırlar, hangimizi daha çok seviyorsun diye adamcağızın başının etini yerlermiş. Hoca iki tane mavi boncuk almış. Birbirinden habersiz, ikisini de ayrı ayrı çağınp “Bak,” demiş, “bu mavi boncuk en çok seni sevdiğimin işareti!” Ne zaman Hoca’ya:

– Gönlün ikimizden hangisinde, diye, sorsalar, Hoca:
– Mavi boncuk kimdeyse benim gönlüm ondadır, dermiş.

 

Mademki Ekmeğin Var Ne Diye Yemiyorsun?

Hoca bir iş icabı Konya’ya gitmiş. İşi orada kalsın; şadırvanda abdest alırken olacak, kesesini düşürmüş. Meteliksiz kalmış. Konya’nın havasından mıdır, nedir açlıktan başı dönmeye başlamış. Ayakları Hoca’yı bir fırının önüne götürmüş.

Bir müddet ekmekleri seyrettikten sonra içeri girip fırıncıya:

– Arkadaş, demiş, senin mi bu fırın?
– Benim, demiş, fırıncı…

Ekmek mi yapıyorsun?

– Gördüğün gibi, evet.
– Şimdi, bu finn dolusu ekmeğin hepsi senin mi yani?
– Evet, benim… Ne oldu?
– Yahu, ne diye yemiyorsun?

Leyleği Kuşa Benzettim

Nasreddin Hoca’ya bir gün komşunun kızı, pencereden başını sarkıtıp:

– Hocam, demiş, leyleği havada görmek gezmeye yerde görmek yatmaya, bacada görmek de birine sevdalanıp baca gibi tütmeye delalet edermiş. Doğru mu bu?

Hikâye bu ya, o güne kadar hiç leylek görmemiş olan Nasreddin Hoca merakla sormuş:

– Leylek de ne oluyor?
– Bak Hocam, demiş komşu kızı, biri sizin bacada?

Hoca başını çevirip bacaya bakmış. Gözlerine inanamamış. Geri dönüp sezdirmeden bacaya çıkmış. Bir hamlede leyleği yakalayıp eve getirmiş. Kuş dese benziyor gibi ama, değil.
Eline makas mı almış, yoksa bıçak mı almış, orası bilinmez; hayvancağızın gagasını, bacağını, kanadını bir güzel düzelttikten sonra:

– Eh, demiş, şimdi kuşa benzedin!

Kuyruğu Kolay Yerde

Hikâye bu ya, Nasreddin Hocamız eşeğini satmak için pazara götürürken, bakmış ki eşeğin kuyruğu pislik ve çamur içinde. Yıkasa su yok, su bulsa kuyruk temizlenecek gibi değil. Bu hâliyle eşeği nasıl satsın. En iyisi kuyruğun kirli yerini kesmek! Hoca da öyle yapmış. Kuyruğu kestiği gibi heybeye yerleştirmiş. Neyse, uzatmayalım; eşeğe bir alıcı çıkmış. Beğenmiş de Karakaçan’ı. Ancak kuyruksuz olduğunu görünce pazarlığı yarıda bırakmaya niyetlenmiş. Durumu fark eden Hoca:

– Pazarlığı bozma demiş, eksiği kuyruk olsun, o kolay yerde!

Kuzu mu Oğlak mı?

Bizim Nasreddin Hoca’nın cins mi cins, semiz mi semiz bir kuzucuğu varmış. Komşusunun da zayıf, cılız bir oğlakçığı. Gel gelelim komşusu, hemen her gün, Hoca’ dan kuzu ziyafeti çekmesini istermiş. Hoca dayanamayıp kuzuya kıymış. Afiyetle yemişler. Adam da minnet altında kaldığını mı düşünmüş nedir, oğlağı kestiği gibi yahni yapıp aklınca ziyafet çekmiş. Keşke çekmez olaydı, her yerde herkese Hoca ya oğlak ziyafeti çektiğini söyleyip dururmuş. Anlatıla söylene oğlak o kadar büyümüş, o kadar güzelleşmiş ki bir gün Hoca dayanamayıp:

– Şeytan diyor ki, demiş, çıkar oğlakla kuzunun postunu…

Kurtlar İşi Biliyor

Hikâye bu ya, Nasreddin Hoca ile Kara Külah ölüm üzerine sohbet ediyorlarmış. İnsanın ölünce elinin ayağının soğuduğunu, kanının çekildiğini, bedeninin buz gibi olduğunu konuşmuşlar.
Onların konuştukları orada kalsın; bizim Hoca, bir kış günü bakmış ki evde odun kalmamış, eşeğe bindiği gibi dağa çıkmış. Odunu tedarik edene kadar tipiden fırtınadan her tarafı buz gibi olmuş.

Aklına nereden geldiyse “Ben öldüm!” diyerek ardıç ağacının dibine yığılmış.

Bu sırada üç kurt gelip Hoca’nın eşeğini afiyetle yemişler. Hoca sözde ölü ya, ölüden ses çıkar mı? Yalnızca mırıldanmış:

– Buldunuz sahibi ölmüş eşeği, yiyin bakalım!

Kurdun Kuyruğu

Artık, İmad ile mi, yoksa Kara Külah ile mi bilinmez, bizim Hoca kurt avına çıkmış. Av arkadaşı bir inde kurt yavrulan fark edip içeri girmiş. O sırada yavruların anası gelip ine girmeye kalkışmasın mı? Hoca, eyvah diyerek kurdun kuyruğundan yapışmış. O çekmiş, kurt hamle yapmış, derken toz dumana karışmış. Diğer avcı içeriden:

– Hocam, nedir bu toz duman, dediğinde;
– Kurdun kuyruğu koparsa, demiş Hoca, sen o zaman görürsün tozu da dumanı da!

Kurdu Rahatsız Etme

Hoca’nın eşeğini kurt yemiş. Hoca farkına varmış varmasına da eşeğin kemikleri kaldıktan sonra, kurt sofrayı terk ederken farkına varmış. Keyfi yerine gelen dağların delikanlısı, dağa doğru çıkarken, birisi:

– Hoca, kurdu kaçırma, demez mi!
– Bozma kurdun keyfini, demiş Hoca, tok karınla dağa çıkmak kolay mı sanıyorsun?

Kudret Pamuğundan Yorgan Yaparsın

Kış gelmiş, kapıya dayanmış ya, Hoca’nın karısı her gün:

– Efendi, biricik yorganımız var. Sen çekince ben açılıyorum; ben çekince sen üşüyorsun, bu işe bir çare bulalım.

Bir dememiş beş dememiş, hemen her gün, yorgan meselesiyle Hoca’yı canından bezdirir olmuş. Elde avuçta olsa Hoca yorgan dükkânı açacak ama ne çare, zaten kıt kanaat geçiniyorlar. Bir gün dayanamayıp kovayı kap. tığı gibi karla doldurup hanımının önüne sürmüş: i

– Al, yorgan yaparsın!
– Ne! Demiş karısı, sonrasını diyemeden.

Hoca:

– Buna, demiş, kudret pamuğu derler, baksana atalarımız bundan yapılan yorganın altında ne rahat uyuyorlar.

Kör Dövüşü

Hoca, eşeğiyle pazara giderken yoluna çıkan üç kör, sadaka istemiş. Hoca da altın akçe, ufaklık büyüklük cebinde ne varsa birinin avucuna doldurup:

– Aranızda paylaşırı, demiş.

Adamcağızlar parayı aralarında paylaşmak için çekişmeye başlamışlar. Sana az, bana çok derken, para yerlere saçılmış, körler birbirine girmiş, son sözü söylemek yi ne Nasreddin Hoca’ya kalmış:

– Demek kör dövüşü böyle oluyor, bilseydim vermezdim!