Ben Ona Karışmam

Hoca hastalanmış, yatağa düşmüş. Çıkıp Akşehir’de efkâr dağıtamaz hâle gelmiş. Hoca’nın karısının yâreni olan mahallenin kadınları, Hoca hastayken de âdetlerini sürdürmüşler. İçlerinden birisi:

– İlmine kurban olduğum, demiş, Allah hayırlısını’ versin, senin ardından ne söyleyelim, nasıl ağlayalım?

Hoca yattığı yerden mırıldanmış:

Armudu soyarak gitti
Dünyaya doyarak gitti
Hâlden bilmez kadınların,
Dırdırını duyarak gitti,

deyin de artık ağlar mısınız, güler misiniz ben ona karışmam demiş.

İlk Tökezleyen At

Konya tarafında bir derebeyi, huzuruna çağırdığına ilk önce kadınları sorarmış. Cevapları beğenmezse kör ku yuya attırırmış.

Hoca’nın da yolu Konya’ya düştüğünde derebeyi j|e karşılaşmış. Derebeyi, Hoca’yı bilgelere benzetmiş, örn rüm boyunca aradığım cevabı belki bu yaşlı verir diye rek, Hoca’yı kadınlar hakkında soru yağmuruna tutmuş İlk önce verdiği cevaplar derebeyinin pek hoşuna gitmiş Hoca, adamın rahat hâline kanıp soru sormaya kalkmış

– Beyim, demiş, senin gibi bir yiğit bu yaşa kadar tek kalır mı?

Bu soru adamı o kadar kızdırmış ki Hoca kör kuyunun serinliğini teninde duymaya başlamış.

– Öyle demek istemedim, demiş, senin gibi yiğidin istese binlerce cariyesi olur. Hem ilk tökezleyen atın bası kesilmez!

Papaz Sorgusu

Bir gün, Akşehir’e üç papaz gelmiş. Hoca da kadı olarak onlara misafirperverliğimizi göstermek istemiş. Yemekler yenilmiş, kahveler içilmiş. Papazlar, akılları sıra Hoca’yı imtihan etmeye başlamışlar. En yaşlı olanı sormuş:

– Dünyanın, ortası neresidir?
– Eşeğimin, demiş Hoca, ön sağ ayağının bastığı yerdir!

Papaz hınzır hınzır gülerek:

– Nereden anladın, deyince, Hoca kendinden emin:

İnanmıyorsan ölç, diye, karşılık vermiş.

Hoca’nın aklına hayran olan yaşlı papaz, sözü gencine bırakmış. Genç papaz, Hoca’ya sormuş:

– Gökyüzünde kaç yıldız var?

Hoca gayet sakin:

– Eşeğimin sırtındaki tüy kadar!

Papaz, olmaz öyle şey diyecek olmuş. Hoca:

– İnanmazsan otur say, demiş.

Hikâye bu ya, o papaz da çekilmiş aradan. Aklında tüyler ve yıldızlar uçuşadursun, sözü üçüncü papaz almış:

– Söyle bakalım Hoca, sakalımda kaç kıl var?

Hoca, içinden papazın sakalına dair ne düşündü bilinmez ama; cevabı vermekte gecikmemiş:

– Eşeğimin kuyruğundaki kadar!
– Nereden biliyorsun Hoca, diyecek olmuş üçüncüsü.

Hoca gülümseyerek:

– İnanmıyorsan, demiş, bir senin sakalından, bir onun kuyruğundan çekelim. Eksik fazla çıkarsa bu kavuk sizin olsun!

Hoca, papazlan şehir dışına kadar uğurlamış.

Hoca Vergi Memuru Olursa

Timur, subaşının dünyalığının iyi olduğunu duymuş. Bu değirmenin suyu nereden geliyor, diye sormuş soruşturmuş, subaşının rüşvet yediğini öğrenmiş. Adamı huzuruna çağırıp:

– Çalarak çırparak, yetim hakkı yiyerek, edindiğin servetin listesini getir, demiş.

Subaşı kalın bir defterle gelmiş. Timur defterin yapraklarını birer birer yırtarak adamın ağzına tıkamış.

Ertesi gün, Timur, vergi toplama işini Hoca’ya vermiş. Bir süre sonra, Hoca, kocaman bir kül pidesiyle Timur’ un huzuruna gelince, Timur sormuş:

– Hayırdır Hoca, nedir bu boyunca pide?
– Hünkârım, demiş Hoca, vergi hesabını pidede tutuyorum. Midem kâğıttan hazzetmez de!

Ya Sen Ya Ben

Nasreddin Hoca, Timur’un Akşehir’de halka yaptığı eziyeti bir türlü içine sindiremiyormuş. Kendine ne değen ne dokunan varmış amma, iş bununla bitmiyor ki.

Nasıl olsa o yalnızca kendinin değil, yalnızca Akşehir’in de değil, yedi düvelin Hoca’sı! Haksızlık var ve dur demek lazım. Hoca’nın bunları düşünmesiyle soluğu Timur’un karşısında alması bir olmuş.

– Yetti artık, demiş, buradan gidecek misin, gitmeyecek misin?

Aksak Timur bütün aksaklığını ve aksiliğini suratında toplayıp Hoca’ya, öfkeyle:

– Haddini bil Hoca, demiş, sen kimi nereden kovmaya cüret ediyorsun?

Hoca gayet sakin:

– Uyarmadı deme, demiş, ben yapacağımı bilirim! Timur, küçümser bir edayla gürlemiş:
– Sen kimsin ki, ne yapacaksın?
– Ne mi yapacağım, demiş Hoca, eğer sen gitmezsen, Akşehirlileri toplayıp ben buradan gideceğim. Bunu söyler, bunu bilirim!

Borcuna Sadık Müşteri!

Bizim Nasreddin Hoca’nın yapmadığı iş olur mu? Bir dönem de pazarda meyve sebze satmaya başlamış. Sizlere ömür, vefat eden bir ahbabının hanımı, tezgâhına gelerek narlara, incirlere, şeftalilere bakmış; hepsinin fiyatını sormuş. Lâkin, ne alıyor ne de tezgâhın önünden aynlıyormuş.

Hoca, kadına:
– Hele şu incirden bir tat, demiş… Parası kolay, bugün olmazsa yarın ödersin.
– Yok tadamam, demiş kadın, niyetliyim de. Yedi yıl önceden oruç borcum vardı, onu ödüyorum! İyi görünüyor, sen üç beş okka tart bundan!

Söylediğine bin pişman:
– Tanrı’ya borcunu yedi yıl sonra hatırlayan kişi, demiş, kula borcunu tanır mı?

Boğazımda Yangın Var

Nasreddin Hoca bir gün yemekte ihtiyatı elden bırakmış. Çok acıktığından mı, yoksa üşüdüğünden mi bilinmez; yüzüne tüten sütlü bulgur tasını ağzına dayadığı gibi içmeye kalkmış. Kalkmış ama tası elinden fırlatmasıyla soluğu kapıda alması bir olmuş. Bir yandan avuç avuç kar yutuyor, bir yandan bağırıyormuş:

– Yetişin ey Müslümanlar, boğazımda yangın var.

Ya Tutarsa!

Hoca, Akşehir Gölü’nün kıyısına oturmuş. Çevresindekiler bir de bakmışlar ki Hoca, çömleğinden çıkardığı kaşık kaşık yoğurdu göle boşaltıp karıştırmıyor mu? Şaşkınlıkla sormuşlar:

– Hocam, ne yapıyorsun öyle?
– Göle yoğurt çalıyorum!
– Göl hiç yoğurt tutar mı?
– Ya tutarsa?

Taş Hesabı

Nasreddin Hoca, bir Ramazan günü evinin önüne oturmuş, bir çömleğe taşları tekrar tekrar sayıp koyuyormuş. Muzip bir komşusu:

– Bu ne iş Hocam, seni gören taş değil mücevher saydığını sanır, deyince Hoca, Ramazan’ın kaçı olduğunu anlamak için çömleğe taş doldurduğunu söylemiş.

Muzip komşu boş durur mu? Ertesi gün çömleğe gizlice bir avuç taş koyup, Hoca’ya sormuş:

– Hocam, mübarek Ramazan’ın kaçıncı günü?

Hoca hemen çömleğindeki taşları döküp saymaya başlamış. Saymış, saymış. Taşlar bir türlü bitmek bilmiyormuş. 150’ye gelince şaşırmış tekrar saymış, bu sefer 170 çıkmış. Bakmış olmayacak, komşusuna:

– Bugün Ramazan’ın 62’si demiş.

Adam gülerek:

– Ne yapıyorsun Hoca’m, 30 günlük Ramazan ne zaman 62 oldu?

deyince, Hoca:

– O benim hesabım, demiş, çömlek hesabına bak saydın görürdün!

Hırsıza Bile Ağzımı Açmam

Nasreddin Hoca çocuklan baş göz edip yuvadan uçurunca kalmışlar mı bir Ayvaz bir Köroğlu. İncir çekirdeğinden kapı mandalına kadar her meselede karısıyla hırlı gürlü olmuşlar.
Bir gün kuyudan su çekme işinde inatlaşmışlar. Sen getirirdin, ben getirmezdim tartışması söz orucuna gelmiş dayanmış. Söz orucu dediysem hani, bildiğiniz oruç değil, basbayağı bahis. Kim konuşursa, bahsi o kaybedecek. Günlerce dilleri kilitli yaşamışlar.

Nasreddin Hoca’nın evde, karısının gezmede olduğu bir gün eve hırsız girmiş. Evi soyup soğana çevirmiş. Hoca da hırsıza yardım etmiş mi bilinmez; ama ses çıkarmadığı kesin.

Akşam üzeri Ayvaz kapıdan girdiğinde bir de ne görsün: Anlattığımız hikâye, fazlası var eksiği yok.

– Amanın hırsız, diye yaygaraya başlayacakken, Hoca sevinçle ayağa kalkmış:
– Hanım bahsi kaybettin, demiş, kalk kuyudan su getir!