Doymak da Bir Tatmak da Bir

Hoca bağa gidip eşeğine iki küfe üzüm yüklemiş. Gelirken onlarca çocuk Hoca’nın etrafını çevirip üzüm istemiş. Herkese bir salkım vermiş ama küfeler de nerdeyse boşalmış hani. Çocuk hâlden anlar mı:

– Cimri adamsın Hoca, demiş her biri, bir salkım az değil mi?
– Çocuklar, demiş. Hoca, doymak da bir tatmak da bir.

Bilmenin Üç Yolu

Nasreddin Hoca bir cuma günü, kürsüye çıkınca:
– Ey Müslümanlar, demiş, bugün size ne anlatacağımı biliyor musunuz?

Cemaat şaşkın, cevap vermiş:
– Bilmiyoruz!

Hoca’nın, madem bilmiyorsunuz, o hâlde konuşmaya gerek yok demesiyle kürsüden inmesi bir olmuş. Kimse bu işin hikmetini çözememiş. Cemaat kendi arasında, bir dahaki sefere Hoca aynı soruyu sorarsa; “Biliyoruz.” diyelim kararma varmış.

Hoca, ertesi cuma günü kürsüde tekrar aynı soruyu sorunca verilen karar üzerine cemaat:
– Biliyoruz! cevabını vermiş. Hoca:
– O hâlde konuşmama hacet kalmadı, diyerek yine kürsüden inmiş.

Bir sonraki cuma vaazında Hoca’mız, cemaate yine aynı soruyu sorunca, önceden anlaştıkları üzere bazısı “Biliyoruz.” bazısı “Bilmiyoruz.” demişler. Hoca bağdaş kurduğu kürsüden inerken cemaate seslenmiş:

– İyi ya, bilenler bilmeyenlere anlatsın!

Renkli Bilmece

Münasebetsizin biri yumurtayı avucunun içine aldıktan sonra güya Nasreddin Hocamıza bilmece sormak istemiş:

– Hocam, demiş, avucumdakini bilirsen, sana piyaz yaparım. Bak, ipucu da vereyim; içi sarı, dışı beyaz.

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Bunu bilmeyecek ne var; turpu soymuşlar, içine havuç koymuşlar!

Ölür de Vermez

Akşehirliler baharın gelişini gölün kıyısında kutlarken, göle Hoca’nın komşusu düşmüş. Yüzme bilmeyen adam göle bir batıp bir çıkıyor, imdat diye bağırıyormuş. Herkes yardımına koşup:

– Ver elini, ver elini, diye el uzatıyormuş ama adam boğulacak, kimseye elini vermiyor. Hoca hemen gölün kıyısına gelip boğulan adama eğilerek:

– Be adam, demiş, boğulup gideceksin, al elimi!

Adam, Hoca’nın eline iki eliyle öyle bir yapışmış ki neredeyse Hoca’yı sağlığında rahmete kavuşturacakmış. Su tulumuna dönen adamı ters çevirip sırtına vururlarken, Hoca’ya:

– El uzatan ‘çok oldu ama, demişler, neden yalnızca senin elinden tuttu?
– Siz onun ne kadar pinti olduğunu bilmezsiniz, demiş, Hoca. O sadece almasını bilir. Ben “Al elimi.” dedim de ondan tuttu; siz “Ver elini.” dediniz… Pinti bu ölür de vermez! Ölürken bile hesap yapar!

İnşallah Bir Şey Bulur

Bir gece Nasreddin Hoca’yı karısı korkuyla uyandırmış. Duyulur duyulmaz bir sesle:

– Hoca! Hoca! Evde hırsız var!

Hoca uykusunun bölünmesinden rahatsız:

– İyi ya, demiş, belki çalacak bir şey bulur da elinden alırız!

İkimize de Ne?

Adamın biri Hoca’nın yolunu çevirmiş. Ağzı sulanarak İştahlı iştahlı:

– Hoca’nın, demiş, az önce bir sininin üzerinde iki kızarmış kaz götürdüler. Hoca umursamaz:
– Bana ne? deyince adam:
– İyi de sizin eve götürdüler! demiş.

Hoca, aynı umursamazlıkla cevap vermiş:

– Sana ne!

Helva

Akşehir’in çarşısında dolaşırken, Hoca’nın canı helva çekmiş. Canı çekmiş çekmesine de, ne yapsın, cepte metelik yok. İlk dükkâna girip sormuş:
– Un var mı?
– Var.
– Şeker?
– Var!
– Yağ?
– O da var.
– Eee, mübarek, ne duruyorsun, helva yapsana!

Deli Dolu

Hoca, ağustos sıcağında yollara düşmüş. Konya’ya eşek bakmaya gidiyormuş. Yaz, ağustos sıcağı… Susuzluktan dili damağı kurumuş. Ne var ki çeşme akmıyormuş, kumasını bir tahtayla tıkamışlar. Kerbela susuzu kesilen Hoca, tıpaya var gücüyle asılmış. Asılmış asılmasına da tıpanın çıkmasıyla, yüzüne gözüne su fışkırması bir olmuş.

Hoca, bir çeşmeye, bir güneşten cayır cayır yanan bozkıra bakıp şöyle demiş:
– Bre deli çeşme. Bu bozkırda bile deli dolu aktığın için ağzını tıkamışlar!

Paranın Sesi

Hoca’nın kadılığında, huzuruna iki kişi gelmiş. Biri di-ğerini şikâyet ederek;

– Ocağına düştüm Hocam, demiş, ben bu adamdan davacıyım. Herifçioğlu odun kesiyordu, baltayı her vuruşunda “hınk” dedim, sonra da “hınk”ın ücretini istedim, vermedi. Ödesin bana borcunu!

Nasreddin Hoca odun kesiciden birkaç akçe istemiş. Adam direnecek olmuş ama, nafile, karşısındaki kadı; çaresiz vermiş. Hoca akçeleri yukarıdan yere bıraktıktan sonra tekrar toplayıp odun kesiciye vermiş. “Hınk” diyen adama da:

– Hakkını aldın, demiş, bir daha karşıma çıkma!
– Ben yalnız sesini duydum, demiş, “hınk” diyen adam. Hoca ne dese beğenirsiniz:
– Odun keserken “hınk” diyenin hakkı paranın sesidir!

Ver Cüppemi Al Semerini

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkarıp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor. Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçan’a:

– Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!