Altın Ne Kadar Eksik

Adamın biri Akşehir çarşısında akşam yürüyüşüne çıkan Hoca ya bir altın uzatarak:

– Hocam, demiş, sende bulunur, şunu bozuver!

Hoca da ne hikmetse cebinde beş kuruş olmadığını söyleyememiş. Vaktim yok, acelem var dediyse de, adam inatçı çıkmış, illa Hocaya bozduracak. Sonunda Hoca:

– Ver bakalım sarıkızı deyip altını adamın elinden al-mış.

Elinde evirip çevirdikten sonra: “Kardeşlik, demiş, bu altın eksik altın!”

Dedik ya adam inatçı diye, bu sefer: “Ne kadar eksikse o kadar boz” diye sırnaşmasın mı, Hoca çileden çıkmış:

– Bak adamım, demiş, bu altın o kadar eksik ki, bir altın daha verirsen ancak tamamlanır!

Buyurun Cenaze Namazına

Huy çıkar can çıkmaz, derler; Hoca bu, çenesi durur mu? Bir gün nalbantta üç beş kişiyi bir arada bulunca, başlamış Aksak Timur hakkında atıp tutmaya. İçlerinden biri:
– Hoca, demiş, maşallah adama söylemediğini bırakmadın!

Hoca daha neler neler söyleyecekmiş ama içine mi doğdu nedir, işkilleneceği tutmuş. Renk vermeden adamın yüzüne bakarak:
– Kardeşlik, demiş, memleket nere?
– Maveraünnehir!
– Ya mübarek adınız?
– Emir Timur!

Artık rengi mengi kalmayan Hoca:
– Ey Müslümanlar, demiş, buyurun er kişi niyetine, cenaze namazına!

Kuyruğu Kolay Yerde

Hikâye bu ya, Nasreddin Hocamız eşeğini satmak için pazara götürürken, bakmış ki eşeğin kuyruğu pislik ve çamur içinde. Yıkasa su yok, su bulsa kuyruk temizlenecek gibi değil. Bu hâliyle eşeği nasıl satsın. En iyisi kuyruğun kirli yerini kesmek! Hoca da öyle yapmış. Kuyruğu kestiği gibi heybeye yerleştirmiş. Neyse, uzatmayalım; eşeğe bir alıcı çıkmış. Beğenmiş de Karakaçan’ı. Ancak kuyruksuz olduğunu görünce pazarlığı yarıda bırakmaya niyetlenmiş. Durumu fark eden Hoca:

– Pazarlığı bozma demiş, eksiği kuyruk olsun, o kolay yerde!

Ya Tutarsa!

Hoca, Akşehir Gölü’nün kıyısına oturmuş. Çevresindekiler bir de bakmışlar ki Hoca, çömleğinden çıkardığı kaşık kaşık yoğurdu göle boşaltıp karıştırmıyor mu? Şaşkınlıkla sormuşlar:

– Hocam, ne yapıyorsun öyle?
– Göle yoğurt çalıyorum!
– Göl hiç yoğurt tutar mı?
– Ya tutarsa?

Işığı Gören Geliyor

Hikâye bu ya, Nasreddin Hoca daha evleneli bir yıl olmadan karısını doğum sancısı tutmuş. Ebeyi çağırmışlar. Neyse uzatmayalım; karısı doğurmuş, beş dakika geçmeden bir daha doğurmuş; ikiz! Bir daha doğurmuş; üçüz! Bir daha gözün aydın; dördüz! Hoca’nın nevri dönmüş olacak ki bütün mumları üflemiş.

– Aman Hoca, ne yaptın? diyen ebe kadına:
– Ne yapayım demiş, Hoca, ışığı gören geliyor!

Sus

Hoca, latife olsun diye komşusunun kazını kavuğunun içine saklamış. Onlar kaz arayadursunlar; Hoca, aman kaz boğulmasın, bir bakayım dediğinde kaz hazretleri “sus” diye ses çıkarmasın mı:

– Vay köftehor, demiş Hoca, ben ona söyleyecekken o bana söylüyor!

Sahte Binici

Bir gün Hoca’nın yolu bir hana düşmüş. Handakiler koyu bir sohbete dalmışlar. Memleketin sayılı binicileri anılarını anlatıyormuş. Hoca bu, o da kendini bu coşkulu sohbete kaptınp anlatmaya koyulmuş:

– Timur, bir gün yanında azgın mı azgın bir Arap atı ile çıkageldi. Atı yarına eyerleyin, diye buyurdu.

Lâkin neredeyse on asker ehli/eştirmeye çalıştıysa da bir türlü yola getiremedi. Dayanamadım, yardım edeyim, dedim.

Hoca lafını sürdürürken, hana çok iyi tanıdığı biri giri vermesin mi?… Hoca, ne yapsın, sözünü tamamlayıvermiş;

– Arap atı bu, tabi ben de dizginleyemedim!

O Ayağın Abdesti Yok

Hikâye bu ya, güya Hocamız abdest alırken sol ayağına su yetişmemiş. Bakmış namazı kaçıracak;
teyemmüme de vakit yok. Namaza öylece durmuş. Namaza durmuş ama tek ayak üzerinde kılıyor. Namazdan sonra bir dostu:

– Ne yapıyorsun Hocam, demiş, namazın erkanı mı değişti?
– Değişmedi de, demiş Hoca, sol ayağımın abdesti yok!

Düşünme Derin

Nasreddin Hoca’nın sağlıklı, her zaman neşeli hâline gıptayla bakan birisi:

– Hocam, maşallahın var, yüzünden kan damlıyor. Neşenden hiçbir şey kaybetmiyorsun, demiş, bunun sırrı ne?

Hoca o babacan tavnyla:

– Sır filan değil, demiş, Lokman Hekim’in öğüdünü tutuyorum:

Ayağını sıcak tut, başını serin.
Kendine bir iş tut, düşünme derin.

Mescit Duası

Nasreddin Hocanın koca ömründe ilk defa devlete bir işi düşmüş. Aksilik bu ya, işi bir türlü olmamış. Bir komşusu:

– Hocam, demiş, Ulu Cami’de kırk ikindi kılarsan, o anda işin olur!

Hoca da kırk gün Ulu Cami’ye taşınıp dualar etmiş. Kırkıncı günden sonra bir kırk gün daha geçmiş ama işi olmamış.

Bir gün, sıradan bir mescitte ikindi namazını kıldıktan sonra, komşusu müjdeyi vermez mi?

– Gözün aydın Hocam, duaların kabul oldu!

Hoca, doğru Ulu Cami’ye gidip:

– Ululuğundan utan, demiş, yazıklar olsun sana, evladın kadar olamadın!