Kategori arşivi: Uncategorized

Hoca Bilgin Olursa

Hikâye bu ya, Akşehir’e yabancı bir bilgin gelmiş. Onu ağırlama görevini de Akşehir’in en yaşlısı ve en bilgin kişisi olarak Nasreddin Hoca’ya vermişler. Yenilmiş, içilmiş, gezilmiş sıra Hoca’nın bilginliğini ölçmeye gelmiş. Yabancı bilgin, elindeki değnekle yere bir daire, ortasına da bir çizgi çizmiş. Hoca, parmağıyla kendine doğru üç, bilgine doğru bir yapmış. Bilgin par maklarıyla su atar gibi elini aşağıya doğru sallamış, Hoca da yukarıya doğru… Neyse bilgin, Hoca’yı yerlere kadar eğilerek selamlamış.

Ülkesine dönen bilgin, herkese Hoca’yı anlata anlata bitiremiyormuş. Diyormuş ki:

– Daire çizdim. Ekvatoru gösterince, O, dünyanın dörtte üçü su, dörtte biri kara, dedi. Ben yağmuru sorunca hemen anladı, buharlaşmayı anlattı.

Tabi Akşehirliler de Hoca’ya yabancı bilginin neler yaptığını sorunca Hoca:

– Vallahi hiçbir şey anlamadım, demiş. Önce kocaman bir sini çizdi. Anlayacağınız baklava yiyelim, dedi. Tepsiyi ikiye böldü. Ben de yoo… yağma yok! Üçü benim, biri senin hakkın, dedim. Sonra eliyle fındık, fıstık serper gibi yaptı. Ben de tamam, dedim. Yalnız, parmaklarımı şöyle şöyle oynatarak odun ateşinde pişmeli, dedim. O da hepsini sen ye deyip yerlere kadar önümde eğildi!

Hırsızın Pabucu

Acemi bir hırsız koskoca Akşehir’de soyacak ev bulamamış olacak ki sabaha karşı Nasreddin Hoca’nın fakirhanesine girmiş. Aramış taramış, nafile, götürecek bir şey yok… Hoca durumu fark edip, önce, ses çıkarmasın diye adamın çıkardığı pabuçlarını saklamış, ardından da avazı çıktığı kadar “Hırsız var!” diye bağırmış. Komşular bir anda toplanıp hırsızı kaçarken yakalamışlar. Adam Hoca’yı görünce:

– Tamam, demiş, eve ben girdim ama pabucumu o çaldı!

Hanım Korkusu

Nasreddin Hoca, Sivrihisar’a kızını ziyarete gitmiş. Lâkin, cimri karısından iyice bıkan Hoca, evine dönmeyi hiç istemiyormuş. Bir gün yere boylu boyunca uzanmış. Bunu gören kızı:

– Hayırdır babacığım, hastalandın mı, deyince:
– Anana dönmektense, demiş, bırak da rahatça öleyim!

Eşeklik Yapmanın Lüzumu Yok!

Nasreddin Hoca, eşeği ölünce, çaresiz pazardan yenisini almış. Eşeğin yularından tutup eşek arkada kendi önde dalgın dalgın eve doğru giderken, iki hırsız gizlice yaklaşıp biri eşeği almış, diğeri eşeğin yerine geçmiş. Hoca arkaya döndüğünde ne görsün; yeni aldığı eşeğin yerinde bir âdemoğlu duruyor. Hoca şaşkınlıkla adama sormuş:

– İn misin, cin misin?
– Ben, demiş adam, yeni aldığın eşeğim. Ana baba bedduası aldığım için Allah beni eşek yaptı. Senin gibi iyiliksever birisi beni alınca tekrar âdemoğlu oldum.

Hoca bakmış, bu basbayağı adam; salıvermiş.

Ertesi gün yeni bir eşek almak için pazara gittiğinde bir önceki gün satın aldığı eşeğin haraç-mezat satıldığını görmüş. Hayvanın kulağına eğilip:

– Bre tövbesiz, demiş, bir günde ana babana gene ne eşeklik yaptın?

Eşeğin Gönlü

Nasreddin Hoca’nın eşeksiz ve insafsız bir komşusu varmış. Eşeği Hoca’dan ödünç alıyormuş; lâkin insaf denen şey ödünç alınmaz ki. Hoca’nın eşeğine yapmadığını bırakmıyormuş. Bir gün yine eşek istemeye gelmiş.

Hoca:

– Dur, demiş, eşeğe bir danışayım; gönlü varsa hayhay, gönlü yoksa başka kapı ara!

Bir süre ahırda bekledikten sonra, komşusuna:

– Mümkün değil, demiş, eşekle konuştum, gönlü yok. Üstelik, bana sitem etti. Beni sopayla, kırbaçla dövdükleri yetmiyormuş gibi sahibime de küfrediyorlar, dedi.

Kazan Doğurdu!

Bilirsiniz ya Hoca, mal canlısı bir komşusundan kazan istemiş. İşi bittikten sonra da bir tencere güzeliyle birlikte kazanı komşusuna götürmüş.
– Sağ ol komşu, demiş, bu kazanın, bu da yavrusu’ doğurdu!

Komşunun canına minnet, fırsatı kaçırır mı tencereyi aldığı gibi mutfağa yerleştirmiş. Gel zaman git zaman Hoca komşudan tekrar kazan istemiş. İlkinde gönülsüz veren komşu be sefer seve seve getirmiş kazanı. Getirmiş ama, bir gün değil, beş gün değil Hoca’dan kazan gelmiyor. Hem tencereyi de ikilemek beklentisi içinde.

Dayanamayıp Hoca’ya:
– Hocam, demiş, işin bittiyse şu kazanı getirsen.
– Başın sağ olsun, demiş, Hoca, senin kazan öldü.
– Allah aşkına Hoca, demiş komşusu, kazan bu, ölür mü hiç?
– Niye ölmesin, demiş Hoca, bilirsin doğuran, ölür!

Çocuklaşan Kavuk

Mahallenin çocukları, Hoca’yı çok severmiş. O da onların muzipliklerinden hayli keyiflenirmiş. Çocukla çocuk olur, onların arasına karışırmış.

Bir gün Hoca, pazardan yorgun argın evine dönerken, mahallenin çocuklan her zamanki gibi çevresini sarmış. Hoca’dan kavuğunu istemişler.

– Kavuğu ne yapacaksınız, demiş Hoca.
– Onu biraz gezdireceğiz, seveceğiz, demişler.

Hoca, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz, demeye kalmadan, kavuğu başından kaptıkları gibi birbirlerine atmaya başlamışlar. Hoca evine kavuksuz dönünce hanımı şaşırarak sormuş:

– Kavuksuz kendini çıplak sanırdın, kavuğun nerede?
– Baktı ki büyük olmak hiç de iyi bir şey değil, çocuklarla biraz çocuk olmaya gitti, demiş.

Acemi Bakkal

Hoca bu, her mesleği denedikten sonra bir de bakkal dükkânı açmış. Hocanın “acemi bakkal”  olduğunu anlayan bir kadın:

– Ben Kedigillerden Deli Ömer’in karısıyım, parasını kocam ödeyecek, diyerek tuzdan bulgura, yağdan şekere dükkânda ne varsa hepsinden istemiş. Hoca:

– Mümkün değil, demiş, kocanın namını duydum ama bile bile sermayeyi kediye yükleyemem.