Yıllardan beri evli olan Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
– Hocam, evlilik nedir?
Evliliğinden iyice gına gelen Hoca:
– Ne olacak, demiş, aydınlıkta hırlama, karanlıkta horlama!
Nasreddin Hoca, bir cuma günü kürsüde vaaz verirken, yine aklına ne geldiyse birdenbire:
– Ey Müslümanlar, demiş, oğlunuz olursa adını sakın Eyüp koymayın!
Cemaat birbirine bakmış. Birisi:
– Hocam, sebeb-i hikmeti ne ola ki, diye sorunca;
– Ne olacak demiş, Hoca, ahali dilinde “Eyip” olur; söylene söylene “ip”i kopar!
Nasreddin Hoca, eşeği ölünce, çaresiz pazardan yenisini almış. Eşeğin yularından tutup eşek arkada kendi önde dalgın dalgın eve doğru giderken, iki hırsız gizlice yaklaşıp biri eşeği almış, diğeri eşeğin yerine geçmiş. Hoca arkaya döndüğünde ne görsün; yeni aldığı eşeğin yerinde bir âdemoğlu duruyor. Hoca şaşkınlıkla adama sormuş:
– İn misin, cin misin?
– Ben, demiş adam, yeni aldığın eşeğim. Ana baba bedduası aldığım için Allah beni eşek yaptı. Senin gibi iyiliksever birisi beni alınca tekrar âdemoğlu oldum.
Hoca bakmış, bu basbayağı adam; salıvermiş.
Ertesi gün yeni bir eşek almak için pazara gittiğinde bir önceki gün satın aldığı eşeğin haraç-mezat satıldığını görmüş. Hayvanın kulağına eğilip:
– Bre tövbesiz, demiş, bir günde ana babana gene ne eşeklik yaptın?
Nasreddin Hoca’nın eşeksiz ve insafsız bir komşusu varmış. Eşeği Hoca’dan ödünç alıyormuş; lâkin insaf denen şey ödünç alınmaz ki. Hoca’nın eşeğine yapmadığını bırakmıyormuş. Bir gün yine eşek istemeye gelmiş.
Hoca:
– Dur, demiş, eşeğe bir danışayım; gönlü varsa hayhay, gönlü yoksa başka kapı ara!
Bir süre ahırda bekledikten sonra, komşusuna:
– Mümkün değil, demiş, eşekle konuştum, gönlü yok. Üstelik, bana sitem etti. Beni sopayla, kırbaçla dövdükleri yetmiyormuş gibi sahibime de küfrediyorlar, dedi.
Hoca, bir gün, oğlu eşeğin üzerinde, kendi arkada pazardan gelirken, görenler kınamışlar:
– Ataya hiç saygı kalmadı, demişler, adamcağızın yü-rümekten tabanları su toplamış, oğlu keyif sürüyor.
Hoca, oğlunu indirip eşeğe kendisi binmiş.
Timur birden sormuş:
– Eşekle senin aranda ne fark var?
Hoca şöyle gözlerini kısarak bir Timur’a bir de kendine bakmış:
– İki arşın. Hünkârım!
Nasreddin Hoca’nın canı ne zamandır yoğurtlu pekmez çekiyormuş. Bir türlü nasip olmamış. Nerdeyse bir yıl geçtiği hâlde yoğurtlu pekmezi yiyemeyen Hoca, kendi kendine mırıldanmış:
– Yoğurt bulunur pekmez bulunmaz, pekmez bulunur yoğurt bulunmaz, ikisi bulunur bu sefer de Nasreddin Hoca bulunmaz!
Nasreddin Hoca’nın sağlıklı, her zaman neşeli hâline gıptayla bakan birisi:
– Hocam, maşallahın var, yüzünden kan damlıyor. Neşenden hiçbir şey kaybetmiyorsun, demiş, bunun sırrı ne?
Hoca o babacan tavnyla:
– Sır filan değil, demiş, Lokman Hekim’in öğüdünü tutuyorum:
Ayağını sıcak tut, başını serin.
Kendine bir iş tut, düşünme derin.