Yazar arşivleri: admin

Hanım Korkusu

Nasreddin Hoca, Sivrihisar’a kızını ziyarete gitmiş. Lâkin, cimri karısından iyice bıkan Hoca, evine dönmeyi hiç istemiyormuş. Bir gün yere boylu boyunca uzanmış. Bunu gören kızı:

– Hayırdır babacığım, hastalandın mı, deyince:
– Anana dönmektense, demiş, bırak da rahatça öleyim!

Hamam Parası

Hoca ne zamandır hamama gitmiyormuş. Şöyle dört başı mamur, tenine yakışır bir hamam sefası yapmak niyetiyle hamamın yolunu tutmuş. Hamam ashabından kim tanır ki Nasreddin Hocayı?Mübarekler gün yüzü mü görüyorlar, el içine mi çıkıyorlar? Bakmışlar hırpani kılıklı bir âdemoğlu; ilgilenmemişler bile. Verdikleri tasın bakırı çıkmış vaziyette; tuttukları peştamal eski mi eski… Hoca işini bitirip çıkarken aynacıya on akçe bırakmış. Hamamcılar paşalar gibi uğurlamışlar Hocayı ama, hoş karşılamayınca hoş uğurlama neye yarasın…

Ertesi hafta Hoca yine hamama gitmiş. Bu sefer Hoca’ yı el üstünde tutmuşlar. Hizmetin kusursuzunu yapmışlar; hürmetin kusursuzunu etmişler. Hoca kurunmuş, taranmış, çıkarken aynacıya bir akçe bırakmış. Söylemeyi de unutmamış:

– Yanlış anlamayın çocuklar, bugünün ücretini geçen hafta ödemiştim; bu bir akçe geçen haftanın ücreti!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Sen de Haklısın

Nasreddin Hoca, kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra:

– Hocam, Allah aşkına söyle, demiş, haklı değil miyim?

Hoca ne yapsın?

– Haklısın, demiş.

Ahbabı sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya, yok bana şöyle, yok böyle yaptı demeye. O da Hoca’ya sormuş:

– Haklı değil miyim?

Hoca:

– Vallahi çok haklısın, demiş.

Adam da sakinleşerek gitmiş. Tüm bunlara tanık olan Hoca’nın karısı bile bu işe şaşırmış kalmış.

– Senin kadılığında bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç öyle şey olur mu?

Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp:

– Hatun, demiş, sen de haklısın!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Göbek Atan Çıksın Ortaya

Nasreddin Hoca, telaş içinde kilerde kurban bıçağı ararken, bir kazan dolusu un kafasından aşağı dökül, müş. Gören, değirmeni soymaktan geliyor sanırmış o sinirle kazana bir tekme savurmuş. Lâkin ayağı öyle bir acımış ki öfkesini çıkarmak için kazanın üzerinde tepin, meye başlamış. Kazan yerlerde hoplayıp sıçrayınca, bu sefer de Hoca’nın yüzüne öyle bir çarpmış ki Hoca kurban bıçağını kavrayıp haykırmış:

– Hâlâ göbek atmak isteyen varsa, çıksın ortaya!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Gençliğini de Bilirim

Eşekten başka binek hayvanı tanımayan bizim Hoca bir gün sahiden ata binmek istemiş. Sağdan atlamış olmuyor, soldan sıçramış olmuyor; hasılı o kadar uğraş, masına rağmen ata binememiş. Kendi kendine: “Hey gidi gençlik!” diye mırıldanmış. Sonra sağına soluna bakınıp kimsenin olmadığını görünce kendi kendine:

– Sakalından utan bari, demiş, ben senin gençliğim de bilirim!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Geçinmeye Niyetim Yok Adını Ne Yapayım!

Hoca yolunu kaybeden yaşlı bir teyzeye yardım etmiş. Kadıncağızın çenesi de hani biraz düşükmüş. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
– Ömrün uzun olsun evladım, adın ne idi?
– Nasreddin.
– Evli misin?
– Evleneli 20 yıl oldu.
– Onun adı ne kuzum?
– Bilmem.
– Adam 20 yıllık karısının adını bilmez mi?
– Geçinmeye niyeti olmazsa, bilmez!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Geç Yiğidim Geç

Nasreddin Hoca, mezarlıkta bir köpeğin mezar taşına siydiğini görünce: “Bre melun, utanmıyor musun mezarı kirletmeye!” diyerek, sopasıyla köpeği uzaklaştırmak istemiş. Keyfi bozulan hayvan, Hoca’ya dişlerini gösterip hırlayınca, Hoca bakmış pabuç pahalı, sözü değiştirmiş:

– Geç yiğidim, geç, sözüm sana değil!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Fukara Malı

Nasreddin Hoca, her gün sabah namazından sonra ilk iş olarak bahçesine fidan dikiyormuş. Komşular bakmışlar ki fidanlar çoğalmıyor, sadece bir fidan var. Hoca’nın ne yaptığına dikkat kesilmişler.

Hoca, sabah diktiğini, akşam kökünden söküp alıyor, sabah yeniden dikiyormuş.

Komşular şaşkın:

– Hoca, demişler, Allah aşkına sen ne yapıyorsun?
– Ne olur ne olmaz, demiş Hoca, fakirin malı gözü önünde gerek!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Fincancı Katırlarını Ürkütmezsen…

Hoca, bir gece sohbetinden dönerken kestirmeden gideyim diye mezarlıktan geçiyormuş. Karanlıkta boş bir mezara yuvarlanmış. Bir miktar korkmuş ama aklına bir hinlik de gelmemiş değil. “Dur bakalım,” demiş, kendi kendine: “şurada biraz yatayım Münker-Nekir gelecek mi gelecekse bana ne sual edecek?” derken, dışarıdan çan sesleri, deh, çüş, sesleri duyunca: “Ne oluyor?” diye mezardan kafasını kaldırmış. Kafasını kaldırmasıyla kızılca kıyametin kopması da bir olmuş. Onlarca katır sağa sola çifte atarak kaçışmışlar. Meğer mezarlığın kenanndaki yoldan fincancı katırlan geçiyormuş. Fincan bu, böylesj bir hengâmede sağlam kalır mı? Fincancılar öfkeyle Hoca’nın yanına gelip sormuşlar:

– Kimsin sen bre adam, ne arıyorsun burada?

“Ben Nasreddin Hoca yım,” diyecek değil ya:

– Ben, demiş, ahiret kişisiyim, dünyaya gezmeye çıkmıştım.

Fincancılar Hocayı bir güzel benzetmişler. Ahiretin değil ama dünyanın kaç bucak olduğunu Hoca’ya iyice göstermişler. Hoca, yüzü gözü morarmış, yaralar ve çürükler içinde eve gelince karısı telaşla:

– Efendi, kurban olayım, demiş, ne bu hâlin?

Hoca zar zor konuşmuş:

– Deme hatun, öbür dünyadan geliyorum!

Karısı şaşkın:

– Eee, ne var ne yok oralarda, deyince:
– Fincancı katırlarını ürkütmezsen, demiş, iyilik güzellik!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.

Fark Meselesi

Nasreddin Hoca, vaaz ve nasihatte bulunmak, ilmihal bilgileri öğretmek üzere Konya’nın bir köyüne davet edilmiş; Kolay mı üç gün üç gece eşek sırtında o köye ulaşmak. Köye varır varmaz da sağ olsun köy ağası Hoca’yı misafir etmiş. Hoş beş ettikten sonra:

– Hocam, demiş, Tin Suresi’ni okur musun?

Hoca euzü besmele çekip sureyi okumuş. Ardından ev sahibi de okuduktan sonra:

– Hocam, demiş, elli dört farzı sayar mısın?

Hoca lahavle çekip elli dört farzı saymış. Ev sahibi de saymış. Bu minval üzere bir müddet önce Hoca, sonra ev sahibi okumuşlar saymışlar, okumuşlar saymışlar. Sonunda ev sahibi:

– Gördün mü Hocam, demiş, senin bildiğini ben de pekâlâ biliyorum; ne fark var aramızda?

Hoca, dişlerini gıcırdatarak:

– Öyle büyük bir fark yok aslında, demiş, üç günlük yoldan geldim; açım ve uykusuzum. Senin göbeğin, keyfin hepsi yerli yerinde. İşte fark buradan kaynaklanıyor!

Bu yazı Genel kategorisine tarihinde tarafından gönderildi.