Hamam Parası

Hoca ne zamandır hamama gitmiyormuş. Şöyle dört başı mamur, tenine yakışır bir hamam sefası yapmak niyetiyle hamamın yolunu tutmuş. Hamam ashabından kim tanır ki Nasreddin Hocayı?Mübarekler gün yüzü mü görüyorlar, el içine mi çıkıyorlar? Bakmışlar hırpani kılıklı bir âdemoğlu; ilgilenmemişler bile. Verdikleri tasın bakırı çıkmış vaziyette; tuttukları peştamal eski mi eski… Hoca işini bitirip çıkarken aynacıya on akçe bırakmış. Hamamcılar paşalar gibi uğurlamışlar Hocayı ama, hoş karşılamayınca hoş uğurlama neye yarasın…

Ertesi hafta Hoca yine hamama gitmiş. Bu sefer Hoca’ yı el üstünde tutmuşlar. Hizmetin kusursuzunu yapmışlar; hürmetin kusursuzunu etmişler. Hoca kurunmuş, taranmış, çıkarken aynacıya bir akçe bırakmış. Söylemeyi de unutmamış:

– Yanlış anlamayın çocuklar, bugünün ücretini geçen hafta ödemiştim; bu bir akçe geçen haftanın ücreti!

Elin Sözü ile Bildiğinden Şaşma

Hoca, bir gün, oğlu eşeğin üzerinde, kendi arkada pazardan gelirken, görenler kınamışlar:

– Ataya hiç saygı kalmadı, demişler, adamcağızın yü-rümekten tabanları su toplamış, oğlu keyif sürüyor.

Hoca, oğlunu indirip eşeğe kendisi binmiş.

Timur birden sormuş:

– Eşekle senin aranda ne fark var?

Hoca şöyle gözlerini kısarak bir Timur’a bir de kendine bakmış:

– İki arşın. Hünkârım!

Niçin Ağlamayayım Niçin Gülmeyeyim?

Çorbayı kendisi yapmış ya, kaynar olduğunu unutmuş mu nedir; Hoca’dan önce davranıp ateş gibi sıcak aşı kaşıklayan Hoca’nın karısı başlamış ağlamaya. Niçin ağladığını soran Hoca’ya da:

– Ah Hoca Efendi, demiş, rahmetli babam bu çorbayı çok severdi. Aklıma geldi de ondan ağlarım.

Hoca, hanımının içtenliğine hayran kalmış kalmasına da ilk kaşıkta çorba ağzından midesine kızgın yağ gibi akmış. Hoca’nın yüzü ekşimiş, gözlerinden yaş gelmiş. Bu sefer karısı sormuş:

– Sana ne oldu Efendi, sen niye ağlıyorsun?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Uğursuz babanın ölüp meymenetsiz kızının kalışına ağlıyorum!

Taşıma Ücreti

Nasreddin Hoca, Akşehir pazarından haftalık alışverişini yaptıktan sonra bir hamal tutmuş. Hamal, Hocayı atlatıp küfeyle birlikte sırra kadem basmış. Tesadüf bu ya, Hoca, aylar sonra pazarda aynı hamalı görmesin mi? Aman görünmeyeyim diyerek telaşla saklanmış.

Eve gelip karısına durumu anlattığında kadın:

– Niye yakalamadın?

deyince, Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Bre akılsız kadın, ya benden bunca zamaniık taşıma ücretini isterse!

Kurdu Rahatsız Etme

Hoca’nın eşeğini kurt yemiş. Hoca farkına varmış varmasına da eşeğin kemikleri kaldıktan sonra, kurt sofrayı terk ederken farkına varmış. Keyfi yerine gelen dağların delikanlısı, dağa doğru çıkarken, birisi:

– Hoca, kurdu kaçırma, demez mi!
– Bozma kurdun keyfini, demiş Hoca, tok karınla dağa çıkmak kolay mı sanıyorsun?

Tarifi Bende

Hoca’nın canı ciğer çekmiş. Ciğerciden ayrılırken de adama:

– Nasıl lezzetli olur, demiş, bunu nasıl pişireyim?

Adamcağız erinip üşenmeden bir ciğer yemeği tarifi ı yazıp Hoca’nın eiine tutuşturmuş. Hoca elinde ciğer, ağzı sulana sulana evin yolunu tutmuşken, bir çaylak elinden ciğeri kaptığı gibi havalanmaz mı? Gökyüzüne bakıp uzaklaşan çaylağın ardından, elini sallayarak avazı çıktığı kadar bağırmış:

– Ağız tadıyla yiyemeyeceksin, tarifi bende!

Renkli Bilmece

Münasebetsizin biri yumurtayı avucunun içine aldıktan sonra güya Nasreddin Hocamıza bilmece sormak istemiş:

– Hocam, demiş, avucumdakini bilirsen, sana piyaz yaparım. Bak, ipucu da vereyim; içi sarı, dışı beyaz.

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Bunu bilmeyecek ne var; turpu soymuşlar, içine havuç koymuşlar!

Karanlık

Nasreddin Hoca evde tespihini kaybetmiş. Bakmış ki ev zifiri karanlık, tespihini sokakta aramaya başlamış. Hoca’nın yerde bir şey aradığını görenler:

– Hayırdır Hoca, ne arıyorsun?
– Evde tespihimi kaybettim, onu arıyorum.

– İlahi Hoca, evde neden aramıyorsun?
– Ne yapayım? Orası karanlık!

Ya Sen Ya Ben

Nasreddin Hoca, Timur’un Akşehir’de halka yaptığı eziyeti bir türlü içine sindiremiyormuş. Kendine ne değen ne dokunan varmış amma, iş bununla bitmiyor ki.

Nasıl olsa o yalnızca kendinin değil, yalnızca Akşehir’in de değil, yedi düvelin Hoca’sı! Haksızlık var ve dur demek lazım. Hoca’nın bunları düşünmesiyle soluğu Timur’un karşısında alması bir olmuş.

– Yetti artık, demiş, buradan gidecek misin, gitmeyecek misin?

Aksak Timur bütün aksaklığını ve aksiliğini suratında toplayıp Hoca’ya, öfkeyle:

– Haddini bil Hoca, demiş, sen kimi nereden kovmaya cüret ediyorsun?

Hoca gayet sakin:

– Uyarmadı deme, demiş, ben yapacağımı bilirim! Timur, küçümser bir edayla gürlemiş:
– Sen kimsin ki, ne yapacaksın?
– Ne mi yapacağım, demiş Hoca, eğer sen gitmezsen, Akşehirlileri toplayıp ben buradan gideceğim. Bunu söyler, bunu bilirim!

Katranla Eşek At Olur mu?

Nasreddin Hoca, balıkçıların kayıklarını funda yakıp dağladıktan sonra, katranladıklarını görünce sormuş:

– Yaptığınız şey neye yarar?
– Kayığın hızı artar, demişler.

Hoca öğrendi ya, eşeği rüzgâr gibi dağ bayır uçurmanın, atla yarıştırmanın hayaliyle eve dönmüş. Döndüğü gibi fundayı yakmış, katranı hazırlamış… Karakaçan’ı dağlar dağlamaz, hayvancağız fırtına gibi ahınn kapısından öyle bir çıkmış ki tutabilene aşk olsun! Kapı bile arkasından sürüklenmiş. Hoca yoldaki toz bulutuna bakıp:

– Dağlamakla böyle oluyorsa, demiş, katranlayınca Arap atı olur!