Nefese Katransız Olmaz

Adamın biri, uyuz keçisinin sakalından tuttuğu gibj Hoca’ya getirmiş.

- Hocam, demiş, şuna bir okuyup üflesen, bir nefes etsen de hayvancağız kurtulsa!
– Tamam, demiş, Hoca, ben nefes edeyim ama sen yine de eve varınca o nefese bir miktar katran katmayı unutma!

Ne İstedim Ne Verdin?

Nasreddin Hoca eşeksiz olduğu bir dönemde, bir yere gidiyormuş. O koca kavuğu küçücük ayaklar nasıl çeksin? Zavallının yorgunluktan canı çıkmış olacak ki bir ağaç gölgesinde hem dinleniyor hem de: “Allah’ım, bir eşekçiğim olsaydı, ayağımı yerden keserdi.” diye Allah’tan bir eşek istiyormuş. Birden baş ucunda şaklayan kırbaç sesiyle uyanmış. İnsan azmanı tepeden tırnağa silahlı bir süvari:

- Babalık, demiş, miskin miskin yatacağına, hadi sırtla benim tayı. Baksana yürüyemiyor.

Hoca’nın yalvanp yakarması, aman dilemesi kâr etmemiş. Saatlerce yeni doğmuş tayı sırtında taşıyıp süvariyi gideceği yere kavuşturduktan sonra ellerini açarak:

- Güzel Allah’ım demiş, ben senden binek istedim ama üstüne binmek için, taşımak için değil! demiş.

Ne Değişir ki?

Nasreddin Hoca eve geldiğinde bakmış ki kansının surat beş karış. Kadıncağızın yüzünden düşen bin parça.

- Hayırdır hatun, bir şey mi oldu? deyince karısı:
– Hani, demiş, şu filancanın yeğeni vardı ya, gebeydi, doğururken ölmüş de cenaze evine gitmiştim, oradan geldim.

Hoca kansını inceden inceye süzdükten sonra:

- Hatun, demiş, ben senin düğün evinden gelişini de bilirim!

Ne Çektiğimi Ben Bilirim

Nasreddin Hoca, paraya mı sıkışmış nedir, huysuz sürmelisi eşeğini satmak için pazara çıkarmış. Birisi sırtını okşayacak olmuş, eşek adamın kasıklarına yapıştırmış çifteyi. Bir diğeri dişine bakayım derken az kalsın adamın elini koparıyormuş. Sonunda Hoca’ya:

- Eşeğini çek pazardan, kimse almaz, demişler.
– Satmak için getirmemiştim zaten, demiş Hoca, elinden ne çektiğimi anlayasınız diye…

Nasıl Bilirsiniz?

Nasreddin Hoca’nın hanımı ölmüş. Cenaze namazı kılınmış. İmam, dualar bittikten sonra cemaate:

- Ey Müslümanlar, demiş, merhumeyi nasıl bilirsiniz?

Herkes bir ağızdan karşılık vermiş:

- İyi biliriz!

Hoca, imamın kulağına eğilip:

- Kimi kimden soruyorsun be adam, demiş, sen onu bana sor!

Namazımı Kılmadan Olmaz

Bizim Hoca nın dostlan, ne zamandır yapmıyorduk şu Hoca’ya bir oyun oynayalım, diye, Hoca’yı derdest edip teneşir tahtasına yatırmışlar. Hoca da doğrusu oyunu bozmak istememiş. Kara Külah’ı getirip:

- Üstat, demişler, Hocamız, hakkın rahmetine ka vuştu, cenaze namazını kıldırmak sana kaldı. Az önce Hoca’yı sağ salim çarşıda gören Kara Külah:

– Oyunu bırakın, demiş, ne cenaze namazı!

O sırada kalabalığın arkasındaki teneşir tahtasından doğrulan Hoca:

- Olmaz arkadaş, demiş, namazımı kıldırmadan bir yere gidemezsin!

Misafir Sevmez

Hoca, pek misafiri sevmezmiş. Ne zaman birisi gelecek olsa, bahaneler ileri sürer, kabul etmezmiş.
Bu huyunu bilen birisi. Hoca’ya misafir gitmeyi aklına koymuş. Sokağında pusuya yatmış. Tam,

Hoca, eşeğiyle evine girerken, saklandığı yerden çıkıp:

- Çok iyi oldu, demiş. Ben de size gelmiştim. Davetsiz misafir, ayağını eşikten tam atarken Hoca:- Dur hele, burada bekle, deyip içeri girmiş.

Karısına da misafiri atlatmasını söylemiş.

Misafir kapıda beklemiş, beklemiş hiç ses seda yok. Kapıyı çalmış. Pencereye Hoca’nın karısı çıkmış.

- Hoca efendi evde yok, demiş.

Misafir şaşkın:

- Nasıl olmaz. Gözümle gördüm, biraz önce içeri girdi. Hatta bana da burada beklememi söyledi, deyince Hoca kafasını uzatıp:

– Ne diye anlamıyorsun? Ev benim değil mi? demiş. İster olurum ister olmam!

Minare Başı Hamam

Nasreddin Hoca, henüz “hoca” olmadığı zamanın birinde hamama gitmiş. Efkârlanmış mı nedir, bir bozlak tutturup yeri göğü inletmiş. Söylediği uzun hava kulağına o kadar güzel gelmiş ki hamamdan çıkar çıkmaz soluğu minarede almış. Bu vakitsiz ezanı dinleyen ahali aşağıdan:

- Hoca, diye bağırmış, ağzının içinde baykuş mu var; kendine acımıyorsan kulaklarımıza acı!

Hoca, yukarıdan bulunduğu yeri göstererek cevap vermiş:

- İçinizden bir hayırsever çıksa da buraya bir hamam yaptırsaydı, o zaman görürdünüz Nasreddin Hoca’da ne ses var!

 

Minare

Nasreddin Hoca daha Hoca olmadan, hatta molla olmadan minicik Nasreddin’ken babasıyla birlikte şehre geldiğinde minareyi görmüş.

- Hey Allah’ım demiş, şu insanların işine bak, kuyuyu ters çevirmişler!

Mevsimlerin Hası

Nasreddin Hoca, kocakarı soğuklarının başladığı günlerde komşusuyla havadan sudan konuşurken, komşu su:

- İnsanoğlu nankör Hocam. Yaz gelince yandım diye, kış gelince dondum diye kıyameti koparıyoruz.

Bir türlü mevsim beğenmiyoruz, deyince, soğuktan parmak uçlan bile uyuşan Hoca:

- Bahara bir kusur bulan var mı? demiş.