Yalancı Şahidin Eşeği

Hoca her zaman kadı olacak değil ya bu sefer de kadının arkadaşı olmuş. Bir gün ziyaret ettiğinde kadı bir yalancı şahidin davasına bakıyormuş. Yalancı şahide eşeğe ters bindirilip şehirde dolaştırılma cezası verilmiş. Ceza verilmiş ama o sırada eşek bulunamamış. Çaresiz Hoca’dan rica etmişler. O gün akşama kadar Hoca eşeğini beklemiş.

Bir hafta sonra Hoca bir şey danışmak için kadıya vardığında, ne görsün, aynı yalancı şahit için yine eşek aranıyor. Hoca, anlamış ki kendinden yine eşek istenecek. Bu gedikli yalancıya dönüp:

– Bana bak hemşehrim, demiş, ya yalancı şahitliği bırak ya kendine bir eşek al!





Ya Üstünde Peştamal Olmasaydı!

Bir gün Hoca, Timur’la hamamda yıkanırken Timur sormuş:
Pazar olsa, köle diye satılsam.
Kaça akçe verirler, ederim nedir? diye biten bir dörtlük okuyup,

– Hoca demiş, sahi, ben kaç akçe ederim?

Hoca, ilk defa görüyormuş gibi Hünkâr ı süzdükten sonra:

– Elli akçeden fazla değil, demiş.
– Ne diyorsun demiş, Timur, üstümdeki peştamal elli akçe eder!

Hoca ne cesaretle cevap verdiyse vermiş:

– İyi ki üstünde o elli akçelik peştamal var, ya olmasaydı!


Ya Üstünde Ben Olsaydım!

Nasreddin Hoca bir gün eşeğini kaybetmiş. Yitiğini anyor ama şükrederek arıyormuş.

– Hocam, demişler, insan eşeği kayboldu diye Allah’a şükreder mİ?
– Eder, demiş, Hoca, ya üstünde ben de olsaydım!


Ya Tutarsa!

Hoca, Akşehir Gölü’nün kıyısına oturmuş. Çevresindekiler bir de bakmışlar ki Hoca, çömleğinden çıkardığı kaşık kaşık yoğurdu göle boşaltıp karıştırmıyor mu? Şaşkınlıkla sormuşlar:

– Hocam, ne yapıyorsun öyle?
– Göle yoğurt çalıyorum!
– Göl hiç yoğurt tutar mı?
– Ya tutarsa?


Ya Şimdi Minarede Olsaydım!

Hoca eşeğe binmiş, Akşehir’den Konya’ya giderken, öyle şiddetli bir yer sarsıntısı olmuş ki Hoca hemen eşekten indiği gibi secdeye kapanmış. Sebebini soran yol arkadaşına, Allah’a şükrederek karşılık vermiş:

– Ya şimdi minarede olsaydım!


Ya Sen Ya Ben

Nasreddin Hoca, Timur’un Akşehir’de halka yaptığı eziyeti bir türlü içine sindiremiyormuş. Kendine ne değen ne dokunan varmış amma, iş bununla bitmiyor ki.

Nasıl olsa o yalnızca kendinin değil, yalnızca Akşehir’in de değil, yedi düvelin Hoca’sı! Haksızlık var ve dur demek lazım. Hoca’nın bunları düşünmesiyle soluğu Timur’un karşısında alması bir olmuş.

– Yetti artık, demiş, buradan gidecek misin, gitmeyecek misin?

Aksak Timur bütün aksaklığını ve aksiliğini suratında toplayıp Hoca’ya, öfkeyle:

– Haddini bil Hoca, demiş, sen kimi nereden kovmaya cüret ediyorsun?

Hoca gayet sakin:

– Uyarmadı deme, demiş, ben yapacağımı bilirim! Timur, küçümser bir edayla gürlemiş:
– Sen kimsin ki, ne yapacaksın?
– Ne mi yapacağım, demiş Hoca, eğer sen gitmezsen, Akşehirlileri toplayıp ben buradan gideceğim. Bunu söyler, bunu bilirim!


Ya İçinde Ben Olsaydım?

Hoca bakmış ki hava rüzgârlı. Hemen kurusun diye gömleğini yıkayıp bahçeye asmış. Akşamüzeri bir de ne görsün; gömlek ipten kopmuş, rüzgârın önünde bir o yana bir bu yana savruluyor.

– Hatun! diye ünlemiş. Vallahi bize kurban kesmek şart oldu.

Kadıncağız:

– Hayırdır Hoca, yine ne oldu, deyince. Hoca gömleği göstererek:
– Baksana, demiş, Ya içinde ben olsaydım!


Ya Hiç Sopa Yemedin Ya Saymayı Bilmiyorsun

Akşehirliler biricik Hocalarını, yine bir Timurluk iş içjn huzura göndermişler. Nasreddin Hoca bu hayırlı işe hayır der mi? Timur’un huzuruna çıkmış ama, Hünkâr’ın da huzuru büsbütün bozulmuş. Nasıl bozulmasın, Akşehirliyi korudu, her dediğini yaptırdı, üstüne üstlük hiçbir zaman sözünü esirgemedi. Ben şimdi yapacağımı biliyorum, diyerek, hemen iki kişi çağırmış:

– Tez Hoca’yı yatırın, üç yüz kırbaç şaklatın!

Hoca, ölümle burun buruna geldiğini anlayıp:

– Hünkâr’ım, demiş, ya saymayı bilmiyorsun ya hiç sopa yemedin!


Ya Bal Kabağı Ağacı Olsaydı!

Bir gün Hoca, köyüne dönerken ulu bir ceviz ağacının altına soluklanmak için oturmuş. Ağacın yanında bal kabağı tarlası varmış. Hoca:

– Hey güzel Allah’ım, demiş, kavuğum kadar bal kabağının serçe parmağım kadar sapı var. Şu boylu poslu ağacın meyveleri eşeğin gözü kadar bile değil.

O böyle tefekkür ededursun, bir ceviz pat diye alnına düşmez mi? Alnı ceviz gibi şişmiş.

Hoca bir cevize, bir kabaklara bakıp:

– Güzel Allah’ım, demiş, sözümü geri aldım. Altında oturduğum ağacı ya bal kabağı ağacı yapsaydınl


Ya Ayva Getirseydim!

Hoca, Timur’a hediye etmek için bahçesindeki ağaçtan, en güzel ayvaları bir sepete koyup düşmüş yola. Hoca’yı üstünde bayramlık kıyafeti, kolunda sepetle görenler, merakla sormuşlar:

– Hayırdır, Hoca, nereye gidiyorsun?

Hoca böbürlene böbürlene cevaplamış:

– Hünkâr’a hediye götürüyorum. Bakın mübarekler ay parçası gibi.

Muzibin birisi:

– Aman Hocam sen ne yapıyorsun, demiş, Timur’a hiç ayva götürülür mü? Her şeyden nem kapan bir adam. Al Hünkâr’ım, ayvayı ye mi diyeceksin?

Hoca’nın canı sıkılmış, hak vermiş. Peki, demiş:

– Ne götüreyim o zaman?

Timur’un aşçısını tanıyan birisi:

– İncir götür, demiş.

Hoca sepetteki ayvaları sokaktakilere dağıtıp incir almış, Timur’un huzuruna çıkmış:

– Akşehir’in en güzel incirlerini getirdim, sıhhatinize iyi gelir, deyince, Aksak Timur Hazretleri:
– Getir bakalım şu sepeti önüme koy, geç karşıma dikil demiş.

Hoca, memnun karşısına dikilince Timur, incirleri Hoca’ nın kafasına kafasına fırlatmaya başlamış. Bir yandan da bağırıyormuş:

– Hiç kimse sana incirden nefret ettiğimi söylemedi mi?

İncirler kafasına geldikçe Hoca da:

– Çok şükür Allah’ım!

deyip duruyormuş. Timur şaşırmış:

– Adama bak, demiş, üzüleceğine şükrediyor!

Hoca şükretmeye devam ederek söylenmiş:

– Ya ayva getirseydim!