Deli Dolu

Hoca, ağustos sıcağında yollara düşmüş. Konya’ya eşek bakmaya gidiyormuş. Yaz, ağustos sıcağı… Susuzluktan dili damağı kurumuş. Ne var ki çeşme akmıyormuş, kumasını bir tahtayla tıkamışlar. Kerbela susuzu kesilen Hoca, tıpaya var gücüyle asılmış. Asılmış asılmasına da tıpanın çıkmasıyla, yüzüne gözüne su fışkırması bir olmuş.

Hoca, bir çeşmeye, bir güneşten cayır cayır yanan bozkıra bakıp şöyle demiş:
– Bre deli çeşme. Bu bozkırda bile deli dolu aktığın için ağzını tıkamışlar!

Damdan Düşenin Hâli

Nasreddin Hoca karısıyla bir yaz gecesi damda yatarken, artık ne olduysa olmuş, damdan aşağı düşüvermiş.

Gürültü patırtı derken, Hoca’nın başına toplanmışlar. İçlerinden biri:
– Hocam, hâlin nicedir; ne yapalım, deyince:

- Tez, demiş, bana bir damdan düşen getirin. Hâlimden ancak o anlar!

Damda Sadaka

Nasreddin Hoca, dama yün sererken kapısı çalınmış. Zamansız gelen misafire sinirlenen Hoca, damdan seslenmiş:
– Kim o?

Dilenci, eli boş dönme korkusuyla:
– Aşağıya in de söylerim, diye cevaplamış.

Meraklanan Hoca, bin bir güçlükle damdan inmiş. Dilenci; kan ter içinde damdan inen Hoca’ya:
– Allah rızası için, demiş, bir sadaka!

Öfkesi kabaran Hoca:
– Hele gel bir dama çıkalım da, demiş!

Hoca’yla dilenci bin bir zahmetle dama çıkmışlar. Hoca, inip çıkmanın tutuşturduğu öfkeyi dilencinin yüzüne savurmuş:
– Allah versin!

 

Dağına Göre Kış

Hoca’nın kadılığında Akşehirliler hep birlikte huzuruna gelmişler.
– Dertlerimize çare olur, haksızları, hırsızları cezalandırırsın. Bu Aksak Timur başımızın belası kesildi, herifin astığı astık, kestiği kestik… Ne olur, onun gazabından bizi kurtar, demişler.

Hoca ne yapsın? Bunca insan korku içinde yaşıyor. Dayanamamış, Timur’un huzuruna çıkmış.

Timur, Hoca’ nın ağzını aramak için sormuş:
– Söyle bakalım Hoca, adil miyim zalim mi?

Hoca bakmış, durum nazik. Yanlış bir söz söylese kavuğu kanla dolacak.
– Hünkârım, demiş, Allah, dağına göre kış verir!

Dağ Yürümezse

Nasreddin Hoca, Sivrihisar’dan Bursa’ya giderken bir handa soluklanmak için durmuş. Nerelisin, kimlerdensin diye sorduklarında:
– Akşehirli erenlerdenim, demiş.

Hoca’nın cevabından işkillenen birisi:
– Eren olmak kolay değil, şu yüce dağı ayağına getir de görelim Hoca, demez mi? Hoca:
– Ey ulu dağ, rahatını bozacağım ama yanıma geliver, diye seslenmeye başlamış.

Dağda hiçbir kıpırtı olmadığını görenler:
– Hoca, demişler, nefesin hiç de kuvvetli değilmiş.

Hoca dağa doğru yürümeye başlamış ve:
– Biz büyüklük yapmayız, demiş, dağ yürümezse abdal yürür!

 

Çocuklaşan Kavuk

Mahallenin çocukları, Hoca’yı çok severmiş. O da onların muzipliklerinden hayli keyiflenirmiş. Çocukla çocuk olur, onların arasına karışırmış.

Bir gün Hoca, pazardan yorgun argın evine dönerken, mahallenin çocuklan her zamanki gibi çevresini sarmış. Hoca’dan kavuğunu istemişler.

– Kavuğu ne yapacaksınız, demiş Hoca.
– Onu biraz gezdireceğiz, seveceğiz, demişler.

Hoca, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz, demeye kalmadan, kavuğu başından kaptıkları gibi birbirlerine atmaya başlamışlar. Hoca evine kavuksuz dönünce hanımı şaşırarak sormuş:

– Kavuksuz kendini çıplak sanırdın, kavuğun nerede?
– Baktı ki büyük olmak hiç de iyi bir şey değil, çocuklarla biraz çocuk olmaya gitti, demiş.

Çekirdeğin Parası

Hoca, artık Yemen hurması mıdır, Medine hurması mıdır, yoksa Acem hurması mıdır bir kilo hurma almış. Eve gelir gelmez de başlamış çekirdekleriyle birlikte yemeye.

Karısı:
– İlahi Efendi, demiş, sen ki gün görmüş bir ulu kişisin; hiç hurma çekirdeğiyle yenir mi?

Hoca bir yandan hurmaları tıkıştırırken ağız ucuyla:
– Ne diyorsun hatun, demiş, hurmacı çekirdekleriyle tarttı, onun da parasını ödedim!

Çağırıyorum Ama Gelmiyor

Nasreddin Hoca, cuma vaazı için kürsüye çıkmış. “Ey cemaat…” diye söze başlamış. Fakat gerisi bir türlü gelmemiş. Düşünmüş, taşınmış, aklına bir türlü gerisi gelmiyor. Sonunda bakmış ki olmuyor:
– Ey cemaat, demiş. Çağırıyorum, ama aklıma bir şey gelmiyor.

Hoca’nın hâline gülen cemaatten biri:
– Hocam, demiş, aklına oradan inmek de mi gelmiyor?

Cennet Cehennem Dolana Kadar

Bir gün Nasreddin Hoca’ya, Akşehir’in ileri gelenlerinden birinin cenazesinde:
– Hocam, demişler, insanlar ne zamana kadar böyle doğup ölecek?

Hoca düşünmüş mü cevap vermiş, yoksa hemen mi söylemiş bilinmez ama şu cevabı vermiş:
– Cennetle cehennem dolana kadar!

Cenaze Evi

Hoca’nın komşusu ölmüş. Cenaze, mezarlığa götürülürken, karısı başlamış ağıt yakmaya:

Gittiğin yerin adı var,
Ne tuzu var ne tadı var,
Ne odun ne ocağı var,
Böyle nereye gidersin!

Hoca, karısına dönüp:
– Hanım, demiş, galiba cenaze bizim eve geliyor!