Hoca’nın Tehdidi

Hoca, bir yabancı kasabada misafirken heybesini çaldırmış. Heybe de heybe hani, az bulunur cinstenmiş. O önemli değil de adamcağız eşyasını neye koysun. Başla, mış tehdide:

– Heybemi bulmazsanız ben ne yapacağımı bilirim.

Bir değil, beş değil, Hoca heybe bulunana kadar ya. pacağını yalnızca kendisinin bildiğini söyleyip durmuş. Çok şükür, sonunda heybe bulunmuş.

– Hocam, demişler, heybe buiunmasaydı ne yapa çaktın?
– Ne mi yapacaktım demiş, Hoca, eski kilimi bozup heybe yapacaktım!





Ver Cüppemi Al Semerini

 

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkarıp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor. Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçan’a:

– Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!


Nefese Katransız Olmaz

Adamın biri, uyuz keçisinin sakalından tuttuğu gibj Hoca’ya getirmiş.

– Hocam, demiş, şuna bir okuyup üflesen, bir nefes etsen de hayvancağız kurtulsa!
– Tamam, demiş, Hoca, ben nefes edeyim ama sen yine de eve varınca o nefese bir miktar katran katmayı unutma!


Ne Çektiğimi Ben Bilirim

Nasreddin Hoca, paraya mı sıkışmış nedir, huysuz sürmelisi eşeğini satmak için pazara çıkarmış. Birisi sırtını okşayacak olmuş, eşek adamın kasıklarına yapıştırmış çifteyi. Bir diğeri dişine bakayım derken az kalsın adamın elini koparıyormuş. Sonunda Hoca’ya:

– Eşeğini çek pazardan, kimse almaz, demişler.
– Satmak için getirmemiştim zaten, demiş Hoca, elinden ne çektiğimi anlayasınız diye…


Pınar Başında Uyudum

Nasreddin Hoca Akşehir’den Sivrihisar’a giderken, bir ahbabına uğrayıp yorgunluk gidermek istemiş. Ev sahibiyle neredeyse Akşehir’den, Sivrihisar’dan, hatta memleket meselelerinden konuşmuşlar. Ancak, bir türlü Hoca’nın derdine çare olacak söze sıra gelmiyormuş. Yatmaya yakın ev sahibi:

– Hocam, demiş, susuz musun uykusuz musun?

Açlıktan midesi yapışan Hoca bu söze ne dese beğenirsiniz:

– Yolda bir pınar başında yeterince uyudum!

Pintinin Sorusu Kendini bilmez, pinti ve gevezenin biri, aklı sıra Hoca’nın açığını yakalamış gibi sormuş:

– Parayı neden bu kadar çok seviyorsun, Hocam?

Hoca, içinden, bu soruyu başkası sorsa batmaz ya deyip tutamamış dilini:

– Senin gibilere avuç açmamak için!


Sus

Hoca, latife olsun diye komşusunun kazını kavuğunun içine saklamış. Onlar kaz arayadursunlar; Hoca, aman kaz boğulmasın, bir bakayım dediğinde kaz hazretleri “sus” diye ses çıkarmasın mı:

– Vay köftehor, demiş Hoca, ben ona söyleyecekken o bana söylüyor!


Bir Kile Hikâyesi

Nasıl olmuşsa olmuş, Hoca odundan gelirken bir tavşan yakalamış. Tavşanı torbaya koyduğu gibi ağzını bağlamış. Eve getirdikten sonra çarşıya çıkıp eşine dostuna:

– Akşam misafirim olun, demiş, size çok tuhaf bir şey göstereceğim.

Hoca çarşıda dolaşa dursun, Hoca’nın hatuncuğu bu torbada ne ola ki diye torbanın ağzını açınca; tavşan artık kapıdan mı çıkmış, pencereden mi atlamış bilinmez, sırra kadem basmış. Kadın da, Hoca ne der, korkusuyla torbaya arpa ölçeğini koyup ağzını bağlamış; eski yerine bırakmış.
Akşam, o çok tuhaf şeyi görmek isteyen Akşehirliler merakla Hoca’nın evine toplanmışlar. Hoca herkesin gözü önünde torbanın ağzını çözüp ters çevirince, arpa ölçeği teker meker ortaya yuvarlanmış.

Hoca hiç bozuntuya vermeden:
– İşte, demiş, bunun on dolusu bir kile eder!


Düğünlerde Okunmaz

Aklınca Hoca’yı sınamak isteyen bir eski ahbabı, İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn ayetinin anlamını sormuş.

Münasebetsiz bir yerde sorulan bu soruya Hoca:
– Sen onu bırak da, demiş, şunu bil yeter: Bu ayet düğünlerde, demeklerde, şenliklerde pek okunmaz!


Senin Fil Yalnız Kalmasın

Aksak Timur, Akşehir’e gelirken yanında bir de erkek fil getirmiş. Fil bu, bağ bahçe tanımıyor, önüne gelen yeri talan ediyormuş. Bununla kalsa iyi, Akşehirliler fili beslemek için ambarda, kilerde ne varsa tüketmişler. Bakmışlar böyle olmayacak, Hoca’ya:

– Aman Hocam, demişler, Hünkâr seni dinler; bir konuş da şu fil belasını başımızdan alsın.
– O zaman demiş, Hoca, toparlanın, o aksak mendebura derdimizi birlikte anlatalım.

Hoca önde, Akşehirliler arkada, huzura çıkmak için yola düşmüşler. Otağın kapısına gelindiğinde Hoca arkasına bakmış ki in cin top oynuyor. Bir Allah bir kendisi! Ben yapacağımı biliyorum, diyerek huzura çıkmış.Timur sormuş:

– Hayırdır, Hoca, yine ne istiyorsun?
– Hünkârım, demiş Hoca, Akşehirli sizin fili çok sevdi; ancak yalnızlığına üzülüp duruyor, ferman buyursanız da yanına bir de dişi fil getirseler.

Timur memnun:

– Çok yaşa Hoca, demiş, bunu nasıl düşünemedim. Var git müjdeyi hemen ver.

Hoca, otağın kapısından çıkınca, sağa sola saklanan Akşehirliler etrafını sarmışlar:

– Müjde bekleriz Hoca, fil ne zaman gidiyor?

Hoca müjdeyi vermiş:

– Alın size müjde, dişisi de yarın geliyor!


Dokuza da Razıyım

Rüyasında bir tüccar, Hoca’ya dokuz altın vermekte ısrar ediyormuş. Rüya bu ya, Hoca da illa on olmazsa almam diyor. Alırdın almazdın, Hoca uyanmış ki rüya! Hemen gözlerini kapayıp sağ avucunu açmış:

– Dokuza da razıyım!