Biraz da Ben Öleyim

Hocayı bir ahbabı iftara davet etmiş. Sofra tamam kurulmuş, kulaklar ezanda iken ortaya iftar aşı konmuş. Ev sahibi kepçe gibi bir kaşık alırken, Hoca’ya da çay kaşığına yakın bir kaşık vermişler. Ezan okunur okunmaz ev sahibi o kocaman kaşıkla peş peşe iftar aşını cennetlik mideye indiriyor, her seferinde “Oh, öldüm!” diyormuş.

Hoca bakmış olacak gibi değil; yemek bitti bitecek, bitmese bile bu küçücük kaşıkla sahura kadar yese iftarı edemeyecek. Sonunda dayanamayıp o kocaman kaşığı adamın elinden kaptığı gibi yemeğe daldırmış:

– Senin öldüğün yeter, biraz da ben öleyim!





Elin Sözü ile Bildiğinden Şaşma

Hoca, bir gün, oğlu eşeğin üzerinde, kendi arkada pazardan gelirken, görenler kınamışlar:

– Ataya hiç saygı kalmadı, demişler, adamcağızın yü-rümekten tabanları su toplamış, oğlu keyif sürüyor.

Hoca, oğlunu indirip eşeğe kendisi binmiş.

Timur birden sormuş:

– Eşekle senin aranda ne fark var?

Hoca şöyle gözlerini kısarak bir Timur’a bir de kendine bakmış:

– İki arşın. Hünkârım!


İnşallah Ben Geldim

Hoca, yarına şunları yapacağım, edeceğim, diye plan yaparmış. Plan yaparmış yapmasına da her şeyin nasip kısmet işi olduğunu iyi bilen hanımı onu uyarmaktan geri kalmazmış: “Hoca, inşallah de!”, “Hoca, insanlık hâli!” “Hoca, kader kısmet var!”, “Hoca, nasipten öte yol git.’ mez!”

Hoca bu, hanımının her sözüne itibar etmediği gibi bu sözlerine de itibar etmezmiş.

Günlerden bir gün, akşam yatmadan önce bizim Hoca kansına:

– Hatun, demiş, yarın güneş açarsa tarlaya, hava yağmurlu olursa oduna gideceğim.

Hanımı yine: “İnşallah de Hoca.” diye uyarmış ama uyarmasıyla cevabını alması bir olmuş.

– Be kadın, demiş, bunun inşallah) maşallahı mı var, yarın hava ya kapalı olacak ya açık. Ben de ya tarlaya gideceğim ya oduna!

Sabah uyanmış ki hava kapalı. Eşeğe bindiği gibi dağın yolunu tutmuş. Neyse uzatmayalım, odunu etmiş, tam eşeğe yükletecekken, bir grup haydut etrafını çevirip:

– Babalık, demişler, filan köyü biliyor musun?
– Biliyorum, demiş Hoca, ne olacak?
– O zaman düş önümüze bizi oraya götür.

Hoca yalvarmış yakarmış ama iş bildiğiniz gibi değil. Üstelik filan köy dedikleri çeyrek günlük yol. Kaçsa arkadan mızraklayacaklar, yere yatsa üstünü çiğneyecekler, bu melanet heriflerden kurtulmanın çaresi yok. Önlerine düşüp o köyü bulmuş ama gün de batmak üzere. Yayan yapıldak onca yolu yürüyüp sabaha karşı evin kapısını çalmış. Hanımı içeriden seslenmiş:

– Kim o?

Hoca yorgunluk akan bir sesle cevap vermiş:

– Aç hanım aç, inşallah ben geldim!


Yalancı Şahidin Eşeği

Hoca her zaman kadı olacak değil ya bu sefer de kadının arkadaşı olmuş. Bir gün ziyaret ettiğinde kadı bir yalancı şahidin davasına bakıyormuş. Yalancı şahide eşeğe ters bindirilip şehirde dolaştırılma cezası verilmiş. Ceza verilmiş ama o sırada eşek bulunamamış. Çaresiz Hoca’dan rica etmişler. O gün akşama kadar Hoca eşeğini beklemiş.

Bir hafta sonra Hoca bir şey danışmak için kadıya vardığında, ne görsün, aynı yalancı şahit için yine eşek aranıyor. Hoca, anlamış ki kendinden yine eşek istenecek. Bu gedikli yalancıya dönüp:

– Bana bak hemşehrim, demiş, ya yalancı şahitliği bırak ya kendine bir eşek al!


Tarifi Bende

Hoca’nın canı ciğer çekmiş. Ciğerciden ayrılırken de adama:

– Nasıl lezzetli olur, demiş, bunu nasıl pişireyim?

Adamcağız erinip üşenmeden bir ciğer yemeği tarifi ı yazıp Hoca’nın eiine tutuşturmuş. Hoca elinde ciğer, ağzı sulana sulana evin yolunu tutmuşken, bir çaylak elinden ciğeri kaptığı gibi havalanmaz mı? Gökyüzüne bakıp uzaklaşan çaylağın ardından, elini sallayarak avazı çıktığı kadar bağırmış:

– Ağız tadıyla yiyemeyeceksin, tarifi bende!


Dostlar Alışverişte Görsün

Nasreddin Hoca bir zamanlar yumurtacı esnaflığına soyunmuş. Ne var ki, on para saydığı yumurtayı dokuz paraya satıyormuş.

Bakmışlar, Hoca iflas edecek.
– Ne yapıyorsun Hocam, demişler, bu külliyen zarar; artık alıp eksik satıyorsun.

Hoca:
– Sağ olun dostlarım, demiş, ben yaptığımı biliyorum; dostlar alışverişte görsün.


Ayak Sesinin Kokusu

Bir Akşehir yazında, Nasreddin Hoca ve dostları sohbet ederken, af buyurun, içlerinden biri seslice yellenmesin mi? Ne yapsın adamcağız, kızarmış bozarmış ama belli olmasın diyerek ayağını yere sürtmekten de geri durmamış. Hoca bu, taşı gediğine koymazsa rahat edemeyecek:

– Rahat ol evlat, demiş, sesini biraz benzettin de kokusunu ne yapacaksın?


Evlilik Tanımı

Yıllardan beri evli olan Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam, evlilik nedir?

Evliliğinden iyice gına gelen Hoca:

– Ne olacak, demiş, aydınlıkta hırlama, karanlıkta horlama!


Ver Cüppemi Al Semerini

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkarıp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor. Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçan’a:

– Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!


Kirli Kuzgun

Hoca’nın pek âdeti de değil ya, bir gün Akşehir Gölü’ ne hanımıyla çamaşır yıkamaya gitmişler. Hanım yıkıyor, Hoca seriyor derken bir kara kuzguncuk ok gibi atılıp sabunu kaptığı gibi havalanmış. Kadıncağız ah vah etmeye kalkınca Hoca:

– Boşver hatun, demiş, ne sızlanıp duruyorsun, o bizden kirli, temizlensin gariban!

Komşuya Gitmem Komşusu, Hoca’dan eşeğini ödünç istemiş. Hoca da:

– Eşeğime sormam lazım, deyip ahıra gitmiş. Döndüğünde ne dese beğenirsiniz:
– Kusura bakma komşum. Sana gelmek istemedi. Şimdi senin hakkında ileri geri konuşur, benim de eşekliğim tutar, dedi.