Ne Çektiğimi Ben Bilirim

Nasreddin Hoca, paraya mı sıkışmış nedir, huysuz sürmelisi eşeğini satmak için pazara çıkarmış. Birisi sırtını okşayacak olmuş, eşek adamın kasıklarına yapıştırmış çifteyi. Bir diğeri dişine bakayım derken az kalsın adamın elini koparıyormuş. Sonunda Hoca’ya:

– Eşeğini çek pazardan, kimse almaz, demişler.
– Satmak için getirmemiştim zaten, demiş Hoca, elinden ne çektiğimi anlayasınız diye…





Sudan Çıkmış Yunus

Hoca, balık tutmaya merak sarmış. Hanımı:

– Sen bozkır çocuğusun Efendi, ne anlarsın sudan balıktan?

dese de Hoca dinlemiyor, eşeğine atladığı gibi gölün yolunu tutuyormuş. Bir gün yine balık tutmaya çabalarken, dengesi bozulup göle düşmüş. Yüzme bilmediğinden derin sularda debelendikçe batıyor, çırpındıkça batıyormuş. Neyse ki çevredekiler yetişip kurtarmışlar.

– Hocam, demişler, göle düşmek, eşekten düşmeye benzemez!

Islak sıçan kesilen Hoca kendi kendine söylenmiş:

– Fâni dünyada Yunus olmayı beceremedim. Bari Yunus balığı olayım dedim; onu da elime yüzüme bulaştırdım!


Ver Cüppemi Al Semerini

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkarıp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor. Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçan’a:

– Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!


İpe Un Serilir mi?

Hoca’nın pinti komşusu, her gün bir şey istemeye geliyormuş. O gün de ip istemiş. Hoca, içeri gidip biraz beklemiş.. Döndüğünde:

– Kusura bakma komşum, demiş, ipe un sermişler. Komşusu şaşırarak;
– ipe un serildiğini yeni duydum, demiş, hiç öyle şey olur mu?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Gönül vermeye razı olmayınca, bal gibi serilir!


Beş Parmak Altı Parmak

Nasreddin Hoca kaşık bulamamış mı nedir, “Bismillah” deyip sağ eliyle zerdeye dayanmış. Aynı yöntemi uygulayan bir hasis:

– Hoca demiş, afiyet olsun da neden beş parmağınla yiyorsun?

Hoca bu, hiç altta kalır mı?
– Altı parmağım olmadığından!


İnşallah Ben Geldim

Hoca, yarına şunları yapacağım, edeceğim, diye plan yaparmış. Plan yaparmış yapmasına da her şeyin nasip kısmet işi olduğunu iyi bilen hanımı onu uyarmaktan geri kalmazmış: “Hoca, inşallah de!”, “Hoca, insanlık hâli!” “Hoca, kader kısmet var!”, “Hoca, nasipten öte yol git.’ mez!”

Hoca bu, hanımının her sözüne itibar etmediği gibi bu sözlerine de itibar etmezmiş.

Günlerden bir gün, akşam yatmadan önce bizim Hoca kansına:

– Hatun, demiş, yarın güneş açarsa tarlaya, hava yağmurlu olursa oduna gideceğim.

Hanımı yine: “İnşallah de Hoca.” diye uyarmış ama uyarmasıyla cevabını alması bir olmuş.

– Be kadın, demiş, bunun inşallah) maşallahı mı var, yarın hava ya kapalı olacak ya açık. Ben de ya tarlaya gideceğim ya oduna!

Sabah uyanmış ki hava kapalı. Eşeğe bindiği gibi dağın yolunu tutmuş. Neyse uzatmayalım, odunu etmiş, tam eşeğe yükletecekken, bir grup haydut etrafını çevirip:

– Babalık, demişler, filan köyü biliyor musun?
– Biliyorum, demiş Hoca, ne olacak?
– O zaman düş önümüze bizi oraya götür.

Hoca yalvarmış yakarmış ama iş bildiğiniz gibi değil. Üstelik filan köy dedikleri çeyrek günlük yol. Kaçsa arkadan mızraklayacaklar, yere yatsa üstünü çiğneyecekler, bu melanet heriflerden kurtulmanın çaresi yok. Önlerine düşüp o köyü bulmuş ama gün de batmak üzere. Yayan yapıldak onca yolu yürüyüp sabaha karşı evin kapısını çalmış. Hanımı içeriden seslenmiş:

– Kim o?

Hoca yorgunluk akan bir sesle cevap vermiş:

– Aç hanım aç, inşallah ben geldim!


Zaten Yoktu

Hoca, uzun bir süre Bursa’da kalıp Akşehir’e dönerken, yolda konu komşu:

– Ah Hocam, karın aklını kaybetti, demişler.

Hoca, hiç oralı olmamış. Ah, vah bile dememiş.

Bu sefer:

– Hocam, anlamadın herhalde..

diye, şaşırmışlar. Nasreddin Hoca da:

– Anladım, anladım da. Anlamadığım; zaten yoktu ki olmayan bir şeyi nasıl kaybetti!


Tanrı Misafiri

Akşehir’de dolaşan, ne yaptığını, nerede yatıp kalktığını kimsenin bilmediği bir oğlancağız varmış. Sicili de ahvali de hani pek beyaz değilmiş. Hırlı gürlü birisiymiş. Gecenin bir yansı Hoca’nın kapısını çalıp:

– Efendi, Tanrı misafiriyim, demez mi!

Hoca gayet sakin:

– Yanlış kapıyı çaldın evlat, demiş, misafir Tanrı’nın misafiri de, ev Tanrı’nın evi değil!


Sana Göre Hava Hoş

Uyku tutmadığı bir gece, Hocayla karısı, camın önünde dışarıyı seyrederken, iki hırsızın kapı önünde dolandığını görmüşler. Hoca kulak kesilince duyduğundan dehşete kapılmış; tüyleri diken diken olmuş. Adamlar sesli sesli plan yapıyormuş:

– Şimdi kapıyı çilingirle açarız, sen Hoca’yı hançerle öldürürsün, ben kansının ağzını bağlarım, oğlağı bir güzel afiyetle yeriz, yükte hafif pahada ağır ne varsa, kadınla birlikte götürürüz…

Bu fısıldaşmayı duyan Hoca yüksek perdeden öksürünce hırsızlar kaçmış. Karısı:

– Ne o Hoca, demiş, korkudan öksürük mü tuttu?
– Sana göre hava hoş, demiş, Hoca, olan oğlakla bana olacaktı?


Fukara Malı

Nasreddin Hoca, her gün sabah namazından sonra ilk iş olarak bahçesine fidan dikiyormuş. Komşular bakmışlar ki fidanlar çoğalmıyor, sadece bir fidan var. Hoca’nın ne yaptığına dikkat kesilmişler.

Hoca, sabah diktiğini, akşam kökünden söküp alıyor, sabah yeniden dikiyormuş.

Komşular şaşkın:

– Hoca, demişler, Allah aşkına sen ne yapıyorsun?
– Ne olur ne olmaz, demiş Hoca, fakirin malı gözü önünde gerek!