Çağırıyorum Ama Gelmiyor

Nasreddin Hoca, cuma vaazı için kürsüye çıkmış. “Ey cemaat…” diye söze başlamış. Fakat gerisi bir türlü gelmemiş. Düşünmüş, taşınmış, aklına bir türlü gerisi gelmiyor. Sonunda bakmış ki olmuyor:
– Ey cemaat, demiş. Çağırıyorum, ama aklıma bir şey gelmiyor.

Hoca’nın hâline gülen cemaatten biri:
– Hocam, demiş, aklına oradan inmek de mi gelmiyor?






Kıyamet Zamanı

Hoca’ya kıyamet ne zaman kopacak, diye sormasınlar mı.

– Hangi kıyamet?

demiş, Hoca.

– Hocam, demişler, biz bir tane biliyoruz, kaç tane kıyamet var?
– Sizin bildiğiniz kıyamet başka, demiş, Hoca:

-Benim bildiğim iki kıyamet var; hatun ölünce küçüğü, ben ölün ce büyüğü kopacak!


Uzar mı Uzamaz mı?

Nasreddin Hoca bir gün Akşehir pazarında gezerken, ahalinin kılıç satan bir adamın çevresinde toplandığını görmüş. Adam, kılıçları için demediğini bırakmıyormuş:

– Ey Müslümanlar, bu elimdeki kılıç düşmana sallayınca 5 arşın uzar.

Hoca bakmış, herkes kapış kapış kılıç alıyor. Ertesi gün evdeki maşayı kapıp pazara gelmiş ve bağırmaya başlamış:

– Bu elimdeki maşa, düşman karşısında 10 arşın uzar.
– İlahi Hoca, demişler, Allah’ın maşası hiç uzar mı?

Hoca fırsatı buldu ya şimdi taşı gediğine koymaz mı?

– Kılıcın uzadığına inanırsınız da maşanın uzadığına neden inanmazsınız? Bu maşa kadının eline geçsin de görün uzuyor mu, uzamıyor mu?


Ey “İp”

Nasreddin Hoca, bir cuma günü kürsüde vaaz verirken, yine aklına ne geldiyse birdenbire:

– Ey Müslümanlar, demiş, oğlunuz olursa adını sakın Eyüp koymayın!

Cemaat birbirine bakmış. Birisi:

– Hocam, sebeb-i hikmeti ne ola ki, diye sorunca;
– Ne olacak demiş, Hoca, ahali dilinde “Eyip” olur; söylene söylene “ip”i kopar!


Cenaze Evi

Hoca’nın komşusu ölmüş. Cenaze, mezarlığa götürülürken, karısı başlamış ağıt yakmaya:

Gittiğin yerin adı var,
Ne tuzu var ne tadı var,
Ne odun ne ocağı var,
Böyle nereye gidersin!

Hoca, karısına dönüp:
– Hanım, demiş, galiba cenaze bizim eve geliyor!


İnek Yerine Eşek

Nasreddin Hoca karısının “İnek de inek isterim!” ısrarına dayanamayıp bir inek almış. İnek almış ama, ahır zaten Karakaçan’a dar geliyor, ne yapacağını şaşırmış. Hani hatuncuğu da ineğin üzerine titriyormuş. Zavallı eşek kapının ağzında daracık yere sıkışmış, kabir azabı çekiyor.

Hoca bir gün sabretmiş, iki gün sabretmiş, bakmış olacak gibi değil. Başlamış beddua etmeye:

– Güzel Allah’ım, şu ineğin canını bir an önce al da eşeğimi azaptan kurtar!

Bir sabah alaca karanlıkta ahıra girmiş ki ne görsün? Eşek nallan dikmiş; inek keyifli keyifli geviş getiriyor.

– Yarabbi, demiş, bağışla ama şaşırdım kaldım; “eşek” ile “ineği” birbirinden ayıramamışsın!


Paranın Sesi

Hoca’nın kadılığında, huzuruna iki kişi gelmiş. Biri di-ğerini şikâyet ederek;

– Ocağına düştüm Hocam, demiş, ben bu adamdan davacıyım. Herifçioğlu odun kesiyordu, baltayı her vuruşunda “hınk” dedim, sonra da “hınk”ın ücretini istedim, vermedi. Ödesin bana borcunu!

Nasreddin Hoca odun kesiciden birkaç akçe istemiş. Adam direnecek olmuş ama, nafile, karşısındaki kadı; çaresiz vermiş. Hoca akçeleri yukarıdan yere bıraktıktan sonra tekrar toplayıp odun kesiciye vermiş. “Hınk” diyen adama da:

– Hakkını aldın, demiş, bir daha karşıma çıkma!
– Ben yalnız sesini duydum, demiş, “hınk” diyen adam. Hoca ne dese beğenirsiniz:
– Odun keserken “hınk” diyenin hakkı paranın sesidir!


Leyleği Kuşa Benzettim

Nasreddin Hoca’ya bir gün komşunun kızı, pencereden başını sarkıtıp:

– Hocam, demiş, leyleği havada görmek gezmeye yerde görmek yatmaya, bacada görmek de birine sevdalanıp baca gibi tütmeye delalet edermiş. Doğru mu bu?

Hikâye bu ya, o güne kadar hiç leylek görmemiş olan Nasreddin Hoca merakla sormuş:

– Leylek de ne oluyor?
– Bak Hocam, demiş komşu kızı, biri sizin bacada?

Hoca başını çevirip bacaya bakmış. Gözlerine inanamamış. Geri dönüp sezdirmeden bacaya çıkmış. Bir hamlede leyleği yakalayıp eve getirmiş. Kuş dese benziyor gibi ama, değil.
Eline makas mı almış, yoksa bıçak mı almış, orası bilinmez; hayvancağızın gagasını, bacağını, kanadını bir güzel düzelttikten sonra:

– Eh, demiş, şimdi kuşa benzedin!


Kadın Aklıyla Yola Düşme

Hoca, evde otura otura her şeye karışır olmuş. Hanı mı bir şey yapmaya kalksa, onu öyle yap bunu böyle yap, deyip çileden çıkarıyormuş. Bir gün misafir geleceğin den kansı, Hocanın evde olmasını istememiş:

– Efendi, demiş, sen de hamama gidip şöyle bir kendine gelirsin!

Hoca, karısını dinleyip hamama gitmiş. Eve dönerken sağanak yağmura tutulmuş. Islanmayayım diye, üzerin de ne var ne yoksa çıkarıp koşmaya başlamış. Onu go. renler şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilmiyormuş. Hoca da onlara dönüp:

– Karı aklına uyup da, demiş, sakın ola bir şey yap. mayın. Yoksa, ya hamamda haşlanır ya yağmurda yaş|anırsınız; geriye de bir tek taşlanması kalır.


Ben Yıldıza Bakarım

Nasreddin Hoca, bir gün talebelerine:

– Çocuklar, demiş, Konya ile Akşehir’in havası aynı olur.
– Hocam, demişler, yanlışın olmasın.
– Ne yanlışı, demiş Hoca, Akşehir’de ne kadar yıldız varsa Konya’da da o kadar var!