Yas Medeni

Bizim Hocanın karısı hakkın rahmetine kavuşmuş. Hoca birkaç gün yas tuttuktan sonra karaları çıkarmış; herkes gibi gülmeye, konuşmaya başlamış. Bu sırada eşeği ölmüş. Her gittiği yerde eşek de eşek… Aylar geçtiği hâlde eşeğin ölümünden duyduğu acıyı anlatıp duruyormuş.

– Yahu Hoca, demişler, ne biçim adamsın, eşeğe üzüldüğünün onda biri kadar karına üzülmedin, yas tutmadın.
– Olur mu, demiş, Hoca, karım vefat edince, siz demediniz mi üzüldüğün yeter, sana daha iyisini alırız diye. Eşeği kim alacak? Ben yas tutmayayım da kimler yas tutsun!






Hırsıza Taşındım

Bir gün Hoca, evine hırsız girdiğini görmüş. Hiç rahatsız etmemiş. Hırsız, evde ne varsa çuvalına doldurup çıkmış. Hoca da evine kadar onu takip etmiş. Hırsız, kapısını açmış, içeri girmiş, tam kapatacakken, Hoca da dalmış içeri. Adam şaşkın:

– Ben seni tanımıyorum. Herhâlde yanlış eve geldin, deyince Hoca:
– Buraya taşındığıma göre, demiş, tanışacağız artık.

 


Bayram

Kıtlığın, yoksulluğun kol gezdiği bir zamanda Nasreddin Hoca bir köye varmış ki ne görsün: Kazan kazan yahniler, sini sini pilavlar; millet gülüp eğleniyor, bir şenlik bir şenlik…

– Bre, demiş, bu kıtlık zamanında bu ne?
– Deme Hoca, demişler, bugün bayramımız var, bütün bunlar o yüzden, gördüğün, göreceğin, göreceğimiz hepsi bu. Yoksulluk bizde de var.

Hoca içini çekerek:
– Keşke, demiş, her gün böyle bayram olsa!


Namazımı Kılmadan Olmaz

Bizim Hoca nın dostlan, ne zamandır yapmıyorduk şu Hoca’ya bir oyun oynayalım, diye, Hoca’yı derdest edip teneşir tahtasına yatırmışlar. Hoca da doğrusu oyunu bozmak istememiş. Kara Külah’ı getirip:

– Üstat, demişler, Hocamız, hakkın rahmetine ka vuştu, cenaze namazını kıldırmak sana kaldı. Az önce Hoca’yı sağ salim çarşıda gören Kara Külah:

– Oyunu bırakın, demiş, ne cenaze namazı!

O sırada kalabalığın arkasındaki teneşir tahtasından doğrulan Hoca:

– Olmaz arkadaş, demiş, namazımı kıldırmadan bir yere gidemezsin!


Bir Kile Hikâyesi

Nasıl olmuşsa olmuş, Hoca odundan gelirken bir tavşan yakalamış. Tavşanı torbaya koyduğu gibi ağzını bağlamış. Eve getirdikten sonra çarşıya çıkıp eşine dostuna:

– Akşam misafirim olun, demiş, size çok tuhaf bir şey göstereceğim.

Hoca çarşıda dolaşa dursun, Hoca’nın hatuncuğu bu torbada ne ola ki diye torbanın ağzını açınca; tavşan artık kapıdan mı çıkmış, pencereden mi atlamış bilinmez, sırra kadem basmış. Kadın da, Hoca ne der, korkusuyla torbaya arpa ölçeğini koyup ağzını bağlamış; eski yerine bırakmış.
Akşam, o çok tuhaf şeyi görmek isteyen Akşehirliler merakla Hoca’nın evine toplanmışlar. Hoca herkesin gözü önünde torbanın ağzını çözüp ters çevirince, arpa ölçeği teker meker ortaya yuvarlanmış.

Hoca hiç bozuntuya vermeden:
– İşte, demiş, bunun on dolusu bir kile eder!


İlk Gün Hediyesi

Bizim Hoca, şehla gözlü bir hatuncukla dünya evine girmiş. Ağzımız tatlansın diye eve bir tabak kaymak getirmiş. Karısı ne dese beğenirsiniz:

– A beyim, ne gerek vardı iki tabak kaymağa, bir tabak neyimize yetmiyordu; beraber rızıklanırdık…

Hoca’nın keyfi yerinde. Ancak hatuncuk:

– Aşk olsun, ilk günden misafir de ne oluyor, deyince, Hoca:
– Hop… Hatun, demiş, tamam, her şeyi iki görebilirsin ama, ben bir taneyim.


Sus

Hoca, latife olsun diye komşusunun kazını kavuğunun içine saklamış. Onlar kaz arayadursunlar; Hoca, aman kaz boğulmasın, bir bakayım dediğinde kaz hazretleri “sus” diye ses çıkarmasın mı:

– Vay köftehor, demiş Hoca, ben ona söyleyecekken o bana söylüyor!


Tanrı’nın Laneti Benim Üstüme!

Konu komşu toplanmış, Hıdırellez ziyafetinde neler yapacaklarını konuşuyormuş. Herkes bir ağızdan:

– Yaprak sarması benim üstüme!
– Tandır benim üstüme!
– Kaymaklı baklava benim üstüme!

derken, Hoca’dan ses seda çıkmadığını fark etmişler. Sormuşlar:

– Hocam, sen ne getirirsin?

Hoca cevap vermiş;

– Böyle bir ziyafetten zamansız ayrılırsam, Tanrı’nın laneti de benim üstüme!


Katranla Eşek At Olur mu?

Nasreddin Hoca, balıkçıların kayıklarını funda yakıp dağladıktan sonra, katranladıklarını görünce sormuş:

– Yaptığınız şey neye yarar?
– Kayığın hızı artar, demişler.

Hoca öğrendi ya, eşeği rüzgâr gibi dağ bayır uçurmanın, atla yarıştırmanın hayaliyle eve dönmüş. Döndüğü gibi fundayı yakmış, katranı hazırlamış… Karakaçan’ı dağlar dağlamaz, hayvancağız fırtına gibi ahınn kapısından öyle bir çıkmış ki tutabilene aşk olsun! Kapı bile arkasından sürüklenmiş. Hoca yoldaki toz bulutuna bakıp:

– Dağlamakla böyle oluyorsa, demiş, katranlayınca Arap atı olur!


Mevsimlerin Hası

Nasreddin Hoca, kocakarı soğuklarının başladığı günlerde komşusuyla havadan sudan konuşurken, komşu su:

– İnsanoğlu nankör Hocam. Yaz gelince yandım diye, kış gelince dondum diye kıyameti koparıyoruz.

Bir türlü mevsim beğenmiyoruz, deyince, soğuktan parmak uçlan bile uyuşan Hoca:

– Bahara bir kusur bulan var mı? demiş.