Zaten Yoktu

Hoca, uzun bir süre Bursa’da kalıp Akşehir’e dönerken, yolda konu komşu:

- Ah Hocam, karın aklını kaybetti, demişler.

Hoca, hiç oralı olmamış. Ah, vah bile dememiş.
Bu sefer:

- Hocam, anlamadın herhalde, diye, şaşırmışlar. Nasreddin Hoca:
- Anladım, anladım da. Anlamadığım; zaten yoktu ki olmayan bir şeyi nasıl kaybetti!

Yorgan Kavgası

Bir gece sabaha karşı Hoca’nın evinin önünde patırtı gürültü ayyuka çıkmış. Hoca bakmış birkaç kişi kıyasıya kavga ediyor. Hemencecik yorgana sarındığı gibi dışan fırlayıp adamları ayırmaya kalkmış. Kalkmış kalkmasına da herifler kavgayı bırakıp Hoca’nın sırtından yorganı kaptıkları gibi tüymüşler. Hoca otuz iki dişi mızıka çalarak eve dönmüş. Tir tir titreyen Hoca’ya karısı uykulu bir sesle sormuş:

- Kavga ne oldu?
- Ne olsun, demiş Hoca, yorgan gitti, kavga bitti!

Yok Devenin Başı

Nasreddin Hoca, hanımının eğirdiği iplikleri pazarda satmaya başlamış. Lâkin, esnaflık bu, sanıldığı kadar kolay değil. Nasip kısmet mi, Hoca’nın acemiliği mi ne zaman pazara gitse, astarı yüzünden pahalıya mal oluyormuş. Elinde avucunda ne varsa yok pahasına veriyormuş.
Bir gün, kurnaz iplikçiye bir ders vermek istemiş. İplikleri deve başına sarıp kocaman bir yumak yapmış. İplikçi işkillenmiş. Hoca’ya:

- Yumak da pek ağır, içinden başka bir şey çıkmasın, deyince, Hoca ne dese beğenirsiniz:
- Yok devenin başı! demiş.

Ertesi gün pazarda iplikçi Hoca’nın yakasından tutup:

- Sakalından utan, diye azarlayacak olmuş. Hoca bu, hiç altta kalır mı?
- Ne diyorsun birader, demiş, sen yumağın içini sordun ben de “Yok devenin başı.” dedim.

Yerimi Beğenmedim

Bağ bozumu nasıl Hocasız olmazsa bağ dikimi Hoca’sız olur mu; Akşehir’in bağcıları çubuk dikerken Hoca da yanlarından ayrılmamış. Hatta:

- Çocuklar, demiş, beni de dikin bakalım, görelim ne meyve vereceğiz!

Hoca’yı beline kadar toprağa gömüp sulamışlar. Hoca’nın canı mı sıkılmış, yoksa ayakları mı buz tutmuş bilinmez; kendi kendini topraktan söküp çıkarmış.

- Hayırdır Hocam, demişler, köklerin ayaklanmış!
- Öyle, demiş Hoca, yerimi beğenmedim!

Yeni Çarık

Nasreddin Hoca bir çift yeni çarık almış. Kıtlık zamanı ya, düğünde bayramda, okuntuda çokuntuda bu çarıkları giyermiş; çiftte çubukta eski çarıkları.

Bir gün çift sürerken, çakır dikeni sağ ayağına batmasın mı?

- Aklımı seveyim, demiş, Allah’ıma şükür ki yeni çarıklan giymemişim.

Ye Kürküm Ye

Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

- İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

- Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

Yas Medeni

Bizim Hocanın karısı hakkın rahmetine kavuşmuş. Hoca birkaç gün yas tuttuktan sonra karaları çıkarmış; herkes gibi gülmeye, konuşmaya başlamış. Bu sırada eşeği ölmüş. Her gittiği yerde eşek de eşek… Aylar geçtiği hâlde eşeğin ölümünden duyduğu acıyı anlatıp duruyormuş.

- Yahu Hoca, demişler, ne biçim adamsın, eşeğe üzüldüğünün onda biri kadar karına üzülmedin, yas tutmadın.
- Olur mu, demiş, Hoca, karım vefat edince, siz demediniz mi üzüldüğün yeter, sana daha iyisini alırız diye. Eşeği kim alacak? Ben yas tutmayayım da kimler yas tutsun!

Yanlışın Büyüğü

Bir zamanlar Akşehir’de ahalinin silah taşıması yasaklanmış. Subaşı ve adamlan kimde bir silah yakalasalar hesabını sorar olmuşlar. Hikâye bu ya, bizim Nasreddin Hoca da şöyle sağlam bir yatağanla yakalanmasın mı?

- Hoca, demiş subaşı, bilmiyor musun silah taşımak yasak. Bu kılıç da neyin nesi?
- Ne silahı, demiş, Hoca, ben bunu kitaplardaki yanlışları düzeltmek için kullanıyorum.

Öfkeden deliye dönen subaşı:

- Yahu Hoca, demiş, hiç kılıçla kitap yanlışının düzeltildiği görülmüş mü?
- Sen bilmezsin, demiş, Hoca, kitaplarda öyle büyük yanlışlar var ki kazıyıp düzeltmek için kılıç bile az gelir!

Karanlık

Nasreddin Hoca evde tespihini kaybetmiş. Bakmış ki ev zifiri karanlık, tespihini sokakta aramaya başlamış. Hoca’nın yerde bir şey aradığını görenler:

- Hayırdır Hoca, ne arıyorsun?
- Evde tespihimi kaybettim, onu arıyorum.

- İlahi Hoca, evde neden aramıyorsun?
- Ne yapayım? Orası karanlık!