Parayı Veren Düdüğü Çalar!

Hikâye bu ya. Hoca, eşeğiyle Akşehir sokaklarında düdük satmaya başlamış.
Düdüğü çok seven çocuklar, kapış kapış düdük alıyormuş.

Bir gün pinti bir komşusu:

– Hoca, demiş, şu düdüklerinden bir tane ödünç ver de bizim çocuk hevesini geçirsin.

Hoca yarım ağızla cevap vermiş:

– Parayı veren düdüğü çalar!





Sayılı Eşek

Hoca, tarla karın doyurmuyor, ne iş yapsam sermayeyi kediye yüklüyorum, deyip eşek satmaya niyetlenmiş, Elinde ne var ne yoksa satıp Konya’ya eşek almaya gitmiş, On tane eşek alıp birine binerek yola düşmüş. Sermaye bu ya, yolda, aman kaybolmasın diye İkide bir eşekleri sayıp duruyormuş. Ağacın gölgesinde sayarken 10, yolda giderken 9 eşek çıkınca Hoca’nın keyfi kaçmış, Bakmış kİ eşeğe her binişinde bir eşek eksik çıkıyor, ya yan gitmeye karar vermiş.
Akşehir’e on eşeğiyle vardığında, yayan yürümekten ayaklarının altı su topladığından ayakta zor duruyormuş. Hoca’yı bu hâlde görenler:

– Hayırdır Hocam. demişler, eşeklerine kıyamadım mı?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Sermaye göz önünde olmayınca azalıyor!


Ya Bal Kabağı Ağacı Olsaydı!

Bir gün Hoca, köyüne dönerken ulu bir ceviz ağacının altına soluklanmak için oturmuş. Ağacın yanında bal kabağı tarlası varmış. Hoca:

– Hey güzel Allah’ım, demiş, kavuğum kadar bal kabağının serçe parmağım kadar sapı var. Şu boylu poslu ağacın meyveleri eşeğin gözü kadar bile değil.

O böyle tefekkür ededursun, bir ceviz pat diye alnına düşmez mi? Alnı ceviz gibi şişmiş.

Hoca bir cevize, bir kabaklara bakıp:

– Güzel Allah’ım, demiş, sözümü geri aldım. Altında oturduğum ağacı ya bal kabağı ağacı yapsaydınl


Kurdun Kuyruğu

Artık, İmad ile mi, yoksa Kara Külah ile mi bilinmez, bizim Hoca kurt avına çıkmış. Av arkadaşı bir inde kurt yavrulan fark edip içeri girmiş. O sırada yavruların anası gelip ine girmeye kalkışmasın mı? Hoca, eyvah diyerek kurdun kuyruğundan yapışmış. O çekmiş, kurt hamle yapmış, derken toz dumana karışmış. Diğer avcı içeriden:

– Hocam, nedir bu toz duman, dediğinde;
– Kurdun kuyruğu koparsa, demiş Hoca, sen o zaman görürsün tozu da dumanı da!


Leyleği Kuşa Benzettim

Nasreddin Hoca’ya bir gün komşunun kızı, pencereden başını sarkıtıp:

– Hocam, demiş, leyleği havada görmek gezmeye yerde görmek yatmaya, bacada görmek de birine sevdalanıp baca gibi tütmeye delalet edermiş. Doğru mu bu?

Hikâye bu ya, o güne kadar hiç leylek görmemiş olan Nasreddin Hoca merakla sormuş:

– Leylek de ne oluyor?
– Bak Hocam, demiş komşu kızı, biri sizin bacada?

Hoca başını çevirip bacaya bakmış. Gözlerine inanamamış. Geri dönüp sezdirmeden bacaya çıkmış. Bir hamlede leyleği yakalayıp eve getirmiş. Kuş dese benziyor gibi ama, değil.
Eline makas mı almış, yoksa bıçak mı almış, orası bilinmez; hayvancağızın gagasını, bacağını, kanadını bir güzel düzelttikten sonra:

– Eh, demiş, şimdi kuşa benzedin!


Kuyruğu Kolay Yerde

Hikâye bu ya, Nasreddin Hocamız eşeğini satmak için pazara götürürken, bakmış ki eşeğin kuyruğu pislik ve çamur içinde. Yıkasa su yok, su bulsa kuyruk temizlenecek gibi değil. Bu hâliyle eşeği nasıl satsın. En iyisi kuyruğun kirli yerini kesmek! Hoca da öyle yapmış. Kuyruğu kestiği gibi heybeye yerleştirmiş. Neyse, uzatmayalım; eşeğe bir alıcı çıkmış. Beğenmiş de Karakaçan’ı. Ancak kuyruksuz olduğunu görünce pazarlığı yarıda bırakmaya niyetlenmiş. Durumu fark eden Hoca:

– Pazarlığı bozma demiş, eksiği kuyruk olsun, o kolay yerde!


Hırsızın Pabucu

Acemi bir hırsız koskoca Akşehir’de soyacak ev bulamamış olacak ki sabaha karşı Nasreddin Hoca’nın fakirhanesine girmiş. Aramış taramış, nafile, götürecek bir şey yok… Hoca durumu fark edip, önce, ses çıkarmasın diye adamın çıkardığı pabuçlarını saklamış, ardından da avazı çıktığı kadar “Hırsız var!” diye bağırmış. Komşular bir anda toplanıp hırsızı kaçarken yakalamışlar. Adam Hoca’yı görünce:

– Tamam, demiş, eve ben girdim ama pabucumu o çaldı!


Mademki Ekmeğin Var Ne Diye Yemiyorsun?

Hoca bir iş icabı Konya’ya gitmiş. İşi orada kalsın; şadırvanda abdest alırken olacak, kesesini düşürmüş. Meteliksiz kalmış. Konya’nın havasından mıdır, nedir açlıktan başı dönmeye başlamış. Ayakları Hoca’yı bir fırının önüne götürmüş.

Bir müddet ekmekleri seyrettikten sonra içeri girip fırıncıya:

– Arkadaş, demiş, senin mi bu fırın?
– Benim, demiş, fırıncı…

Ekmek mi yapıyorsun?

– Gördüğün gibi, evet.
– Şimdi, bu finn dolusu ekmeğin hepsi senin mi yani?
– Evet, benim… Ne oldu?
– Yahu, ne diye yemiyorsun?


Belinde Su Kabağı

Hoca’ya, ikide bir, eşi dostu “Kendini kaybetme Hoca.” diye takılırmış. Hoca bir gün, ana ata memleketi Sivrihisar’a gitmeye niyetlenmiş. Yine bir “kendini kaybetme” nasihatiyle karşılaşınca: “Aman kaybolmayayım.” diyerek beline bir su kabağı bağlamış… “Nedir bu?” diyen konu komşuya:

“Bundan böyle kaybolursam, Nasreddin Hoca olduğum belli olsun istedim.” demiş.

Daha Akşehir’i çıkmadan muzibin biri Hocanın belindeki kabağı kesip kendi beline bağlamış. Tesadüf bu ya çarşıda karşılaşmışlar. Bakmış ki, belinde kabak yok, kendi kabağı tanımadığı birinin belinde bağlı:

– Şu işe bak demiş, karşıdan gelen adam benim. O zaman ben kim oluyorum?


Pamuk Tarlası

Hoca’nın her zaman tıraş olduğu berber vefat edince bari demiş, halefine tıraş olayım. Adamcağız usturayı her vuruşta Hocanın yüzünü kesiyor, kestiği yere pamuk ya pıştınyormuş. Hoca, berberin elini, yüzünden uzaklaştırıp kapıya doğru yürüyünce adam:

– Hocam, demiş, nereye gidiyorsun, yarısı kaldı? Hoca, kapıdan çıkarken:
– Pamuk ektiğin yerin karşısına, demiş, keten ekmeye gidivorum.