Nasıl Bilirsiniz?

Nasreddin Hoca’nın hanımı ölmüş. Cenaze namazı kılınmış. İmam, dualar bittikten sonra cemaate:

– Ey Müslümanlar, demiş, merhumeyi nasıl bilirsiniz?

Herkes bir ağızdan karşılık vermiş:

– İyi biliriz!

Hoca, imamın kulağına eğilip:

– Kimi kimden soruyorsun be adam, demiş, sen onu bana sor!





Ye Kürküm Ye

Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.


Paranın Sesi

Hoca’nın kadılığında, huzuruna iki kişi gelmiş. Biri di-ğerini şikâyet ederek;

– Ocağına düştüm Hocam, demiş, ben bu adamdan davacıyım. Herifçioğlu odun kesiyordu, baltayı her vuruşunda “hınk” dedim, sonra da “hınk”ın ücretini istedim, vermedi. Ödesin bana borcunu!

Nasreddin Hoca odun kesiciden birkaç akçe istemiş. Adam direnecek olmuş ama, nafile, karşısındaki kadı; çaresiz vermiş. Hoca akçeleri yukarıdan yere bıraktıktan sonra tekrar toplayıp odun kesiciye vermiş. “Hınk” diyen adama da:

– Hakkını aldın, demiş, bir daha karşıma çıkma!
– Ben yalnız sesini duydum, demiş, “hınk” diyen adam. Hoca ne dese beğenirsiniz:
– Odun keserken “hınk” diyenin hakkı paranın sesidir!


Ya Ayva Getirseydim!

Hoca, Timur’a hediye etmek için bahçesindeki ağaçtan, en güzel ayvaları bir sepete koyup düşmüş yola. Hoca’yı üstünde bayramlık kıyafeti, kolunda sepetle görenler, merakla sormuşlar:

– Hayırdır, Hoca, nereye gidiyorsun?

Hoca böbürlene böbürlene cevaplamış:

– Hünkâr’a hediye götürüyorum. Bakın mübarekler ay parçası gibi.

Muzibin birisi:

– Aman Hocam sen ne yapıyorsun, demiş, Timur’a hiç ayva götürülür mü? Her şeyden nem kapan bir adam. Al Hünkâr’ım, ayvayı ye mi diyeceksin?

Hoca’nın canı sıkılmış, hak vermiş. Peki, demiş:

– Ne götüreyim o zaman?

Timur’un aşçısını tanıyan birisi:

– İncir götür, demiş.

Hoca sepetteki ayvaları sokaktakilere dağıtıp incir almış, Timur’un huzuruna çıkmış:

– Akşehir’in en güzel incirlerini getirdim, sıhhatinize iyi gelir, deyince, Aksak Timur Hazretleri:
– Getir bakalım şu sepeti önüme koy, geç karşıma dikil demiş.

Hoca, memnun karşısına dikilince Timur, incirleri Hoca’ nın kafasına kafasına fırlatmaya başlamış. Bir yandan da bağırıyormuş:

– Hiç kimse sana incirden nefret ettiğimi söylemedi mi?

İncirler kafasına geldikçe Hoca da:

– Çok şükür Allah’ım!

deyip duruyormuş. Timur şaşırmış:

– Adama bak, demiş, üzüleceğine şükrediyor!

Hoca şükretmeye devam ederek söylenmiş:

– Ya ayva getirseydim!


Horoz Yolu Bilmezse

Hoca, tavukçuluğa başlamış. Temmuz sıcağının kg. vurduğu günlerde, tavuklannı satmak için Akşehir’den Düşmüş Konya yollarına.

Lâkin cehennem sıcağında yol uzadıkça uzamış. Hoca bu ya, hayvancıklar sıcaktan telef olmasın diye kafesten yola salmış. Tavuklar ipten kurtulmuş gibi gıdaklaya rak sağa sola dağılmış. Hoca ne yapsın? Sopasını kaptığı gibi horozu kovalamaya başlamış. Bir taraftan da bağırıyormuş.

– Bre ahmak! Zifir karanlıkta sabahın olacağını bilirsin de Konya’nın yolunu niçin bilmezsin?


Boğazımda Yangın Var

Nasreddin Hoca bir gün yemekte ihtiyatı elden bırakmış. Çok acıktığından mı, yoksa üşüdüğünden mi bilinmez; yüzüne tüten sütlü bulgur tasını ağzına dayadığı gibi içmeye kalkmış. Kalkmış ama tası elinden fırlatmasıyla soluğu kapıda alması bir olmuş. Bir yandan avuç avuç kar yutuyor, bir yandan bağırıyormuş:

– Yetişin ey Müslümanlar, boğazımda yangın var.


Teke Burcu

Hocaya durup dururken hangi burçtansın diye sormuşlar:

– Teke, demiş Hoca.
– Kuzum Hoca, demişler, böyle bir burç da yıldız da yok.
– Olsun, demiş Hoca, çocukluğumda rahmetli annem senin burcun oğlak derdi, oğlak o zamandan bu zamana teke oldu!

Terbiye, Buzağı İken Verilir Hoca’nın ineği buzağılamış. Buzağı serpildikçe Ho ca’yı da canından bezdirmeye başlamış. Ahıra bağiasa ipinden kurtuluyor, kaşla göz arasında alıp başını gidiyormuş.
Bir gün yaramaz buzağı, Hoca’nın bahçede bin bir emekle yetiştirdiği ne kadar domates, fasulye varsa hepsini çiğnemiş, talan etmiş. Tabi, Hoca’nın da iyice sabrını taşırmış. Hoca, bastonunu kaptığı gibi ahırdaki ineği evire çevire dövmeye başlamış.

Hoca’nın hanımı şaşırmış kalmış. Hoca’yı sakinleştirmeye çalışmış.

– Yahu Efendi, ineğin ne günahı var da, hıncını ondan alıyorsun. Suçlu bahçede. Git, buzağı ile kozunu paylaş, deyince, Hoca:

– Yok hanım, demiş, suçun büyüğü inekte. Ağaç yaşken eğilir. Yavrusuna iyi terbiye verseydi, öyle orayı burayı talan etmezdi, elleme, bu inek bu köteği hak etti!


Pamuk Tarlası

Hoca’nın her zaman tıraş olduğu berber vefat edince bari demiş, halefine tıraş olayım. Adamcağız usturayı her vuruşta Hocanın yüzünü kesiyor, kestiği yere pamuk ya pıştınyormuş. Hoca, berberin elini, yüzünden uzaklaştırıp kapıya doğru yürüyünce adam:

– Hocam, demiş, nereye gidiyorsun, yarısı kaldı? Hoca, kapıdan çıkarken:
– Pamuk ektiğin yerin karşısına, demiş, keten ekmeye gidivorum.


Fukara Malı

Nasreddin Hoca, her gün sabah namazından sonra ilk iş olarak bahçesine fidan dikiyormuş. Komşular bakmışlar ki fidanlar çoğalmıyor, sadece bir fidan var. Hoca’nın ne yaptığına dikkat kesilmişler.

Hoca, sabah diktiğini, akşam kökünden söküp alıyor, sabah yeniden dikiyormuş.

Komşular şaşkın:

– Hoca, demişler, Allah aşkına sen ne yapıyorsun?
– Ne olur ne olmaz, demiş Hoca, fakirin malı gözü önünde gerek!


O Ayağın Abdesti Yok

Hikâye bu ya, güya Hocamız abdest alırken sol ayağına su yetişmemiş. Bakmış namazı kaçıracak;
teyemmüme de vakit yok. Namaza öylece durmuş. Namaza durmuş ama tek ayak üzerinde kılıyor. Namazdan sonra bir dostu:

– Ne yapıyorsun Hocam, demiş, namazın erkanı mı değişti?
– Değişmedi de, demiş Hoca, sol ayağımın abdesti yok!