Vakit Varken Ağlamak Lazım

Hocanın karısı hastalanmış; yatağa düşmüş. Hoca her gün karısının baş ucuna oturur, Yunus Emre’nin dediği gibi yaşın yaşın ağlarmış. Konu komşu Hoca’ya:

– İnşallah iyileşir, demişler, ne diye çocuklar gibi ağlayıp duruyorsun?
– Olmaz, demiş, Hoca, bilirsiniz ben meşgul bir adamım, yarın bir şey olur, ağlamaya fırsat bulunmaz, bırakın da vakit varken doyasıya ağlayayım!

 





Sana Göre Hava Hoş

Uyku tutmadığı bir gece, Hocayla karısı, camın önünde dışarıyı seyrederken, iki hırsızın kapı önünde dolandığını görmüşler. Hoca kulak kesilince duyduğundan dehşete kapılmış; tüyleri diken diken olmuş. Adamlar sesli sesli plan yapıyormuş:

– Şimdi kapıyı çilingirle açarız, sen Hoca’yı hançerle öldürürsün, ben kansının ağzını bağlarım, oğlağı bir güzel afiyetle yeriz, yükte hafif pahada ağır ne varsa, kadınla birlikte götürürüz…

Bu fısıldaşmayı duyan Hoca yüksek perdeden öksürünce hırsızlar kaçmış. Karısı:

– Ne o Hoca, demiş, korkudan öksürük mü tuttu?
– Sana göre hava hoş, demiş, Hoca, olan oğlakla bana olacaktı?


Gençliğini de Bilirim

Eşekten başka binek hayvanı tanımayan bizim Hoca bir gün sahiden ata binmek istemiş. Sağdan atlamış olmuyor, soldan sıçramış olmuyor; hasılı o kadar uğraş, masına rağmen ata binememiş. Kendi kendine: “Hey gidi gençlik!” diye mırıldanmış. Sonra sağına soluna bakınıp kimsenin olmadığını görünce kendi kendine:

– Sakalından utan bari, demiş, ben senin gençliğim de bilirim!


Baş Başa Yemek

Nasreddin Hoca gün boyu gelenden gidenden, sorandan sual edenden yorgun düşmüş. Eve gelip sofraya oturduklarında karısına:

– Hatun, demiş, çıkar şu yazmayı başından!

Karısı, yazmayı çıkarmış ama sormadan da edememiş:
– Efendi, demiş, bayram değil seyran değil, baş başa yemek yiyoruz, nerden icap etti şimdi bu?

O günkü kalabalığın uğultusu hâlâ kulaklarında olan Hoca:
– Bak hatun, demiş, sen yazmayı çıkardın melekler kaçtı, ben “Bismillah” dedim şeytanlar kaçtı; şimdi baş başa bir yemek yiyelim!


Öküzün Gençliği

Aksak Umur Hazretleri şanına yakışır bir cirit oyunu düzenlemiş. Herkes seçme atına atlayıp gelirken, bizim Hoca da atlamış öküzün sırtına. Doğru meydana sürmüş… Herkes, yine Hoca yapacağını yaptı diye kahkahaya boğulurken, Hünkâr:

– Yahu Hoca, demiş, cirit oyunu çeviklik ister, bu öküz de neyin nesi?

Nasreddin Hoca düşmemek için sıkıca tutunup cevap vermiş:

– A Hünkâr’ım, siz bunu buzağıyken görmeliydiniz!


Uyku İlacı

Bizim Hoca talebeleriyle Kuduri adlı kitabı okurken bir kadıncağız:

– Hocam, demiş, ocağına düştüm, bizim ufaklığı geceleri uyku tutmuyor, bir muskacık yazsan da uyuşa!

Hoca, önündeki kitabı kapayıp al bunu demiş, yastığının altına koy!

– Böyle muska olur mu, diyecek olmuş kadın.
– Muska değil ama, demiş, Hoca, ondan daha etkili. Kitaba başlayınca mollalarım hemen esnemeye başlıyor!


Horoz Yolu Bilmezse

Hoca, tavukçuluğa başlamış. Temmuz sıcağının kg. vurduğu günlerde, tavuklannı satmak için Akşehir’den Düşmüş Konya yollarına.

Lâkin cehennem sıcağında yol uzadıkça uzamış. Hoca bu ya, hayvancıklar sıcaktan telef olmasın diye kafesten yola salmış. Tavuklar ipten kurtulmuş gibi gıdaklaya rak sağa sola dağılmış. Hoca ne yapsın? Sopasını kaptığı gibi horozu kovalamaya başlamış. Bir taraftan da bağırıyormuş.

– Bre ahmak! Zifir karanlıkta sabahın olacağını bilirsin de Konya’nın yolunu niçin bilmezsin?


O Ayağın Abdesti Yok

Hikâye bu ya, güya Hocamız abdest alırken sol ayağına su yetişmemiş. Bakmış namazı kaçıracak;
teyemmüme de vakit yok. Namaza öylece durmuş. Namaza durmuş ama tek ayak üzerinde kılıyor. Namazdan sonra bir dostu:

– Ne yapıyorsun Hocam, demiş, namazın erkanı mı değişti?
– Değişmedi de, demiş Hoca, sol ayağımın abdesti yok!


Kör Dövüşü

Hoca, eşeğiyle pazara giderken yoluna çıkan üç kör, sadaka istemiş. Hoca da altın akçe, ufaklık büyüklük cebinde ne varsa birinin avucuna doldurup:

– Aranızda paylaşırı, demiş.

Adamcağızlar parayı aralarında paylaşmak için çekişmeye başlamışlar. Sana az, bana çok derken, para yerlere saçılmış, körler birbirine girmiş, son sözü söylemek yi ne Nasreddin Hoca’ya kalmış:

– Demek kör dövüşü böyle oluyor, bilseydim vermezdim!


Doymak da Bir Tatmak da Bir

Hoca bağa gidip eşeğine iki küfe üzüm yüklemiş. Gelirken onlarca çocuk Hoca’nın etrafını çevirip üzüm istemiş. Herkese bir salkım vermiş ama küfeler de nerdeyse boşalmış hani. Çocuk hâlden anlar mı:

– Cimri adamsın Hoca, demiş her biri, bir salkım az değil mi?
– Çocuklar, demiş. Hoca, doymak da bir tatmak da bir.