Hanım Korkusu

Nasreddin Hoca, Sivrihisar’a kızını ziyarete gitmiş. Lâkin, cimri karısından iyice bıkan Hoca, evine dönmeyi hiç istemiyormuş. Bir gün yere boylu boyunca uzanmış. Bunu gören kızı:

– Hayırdır babacığım, hastalandın mı, deyince:
– Anana dönmektense, demiş, bırak da rahatça öleyim!






Tavşanın Suyunun Suyu

Bilirsiniz ya yine de anlatalım: Hoca’ya bir köylü tavşan getirmiş. Rızkıyla gelen bu adamcağıza Hoca izzet-i ikramda bulunmuş, ağırlamış, evinde birkaç gün misafir etmiş. Bir hafta sonra aynı köylü kapıyı çalıp:

– Hocam, ben sana tavşan getiren köylüyüm, demez mi… Hoca içeri buyur etmiş, sofraya da tavşanın suyundan yapılan çorbayı getirmiş.

Yine birkaç gün sonra tanımadığı iki kişi Hoca’nın evine gelip:

– Biz, demişler, sana tavşan getiren filancanın akrabalarıyız.

Hoca onları da misafir etmiş. Adamlara ikram ettiği çorba için:

– Bakın, demiş, bu tavşanın suyunun suyu!

Neredeyse, Hoca’ya tavşan getiren köylünün bütün akrabaları böyle böyle Hoca’ya misafir olmuşlar. Hoca da bu işten epeyce yılmış. Bir gün yine saçı sakalına karışmış birkaç kişi kapısına dayanıp:

– Hoca, demişler, hani sana tavşan getiren bir köylü vardı ya, biz onun köyünden değiliz ama yakın köylüyüz. Uzaktan da akraba sayılırız.

Hoca onları da misafir etmiş etmesine de önlerine birer kase su koymuş.

– Hoca, demişler, bu nasıl tavşan suyu? Hoca hiç oralı olmadan:
– Bu, demiş, tavşanın suyunun suyunun suyu!


Ters Oğul

Hoca’nın oğlu ile başı dertteymiş. Ne söylerse, o tam tersini yapıyormuş. Evlat bu atsan atılmaz, satsan satılmaz hesabı, Hoca da çaresiz katlanıyormuş.

Bir gün, baba oğulun çuvalını eşeğe yükletip değirmenden gelirken, Hoca, şu yoldan gidelim deyince, oğul tam tersi yola eşeği dehlemiş. Önlerine çay çıkmış. Hoca bakmış ki çuval sol yana ağmış; suya düştü düşecek. Ne söylese oğlu aksini yapıyor ya:

Aman oğlum, demiş, çuval sağa kayıyor, düzeltiver!

Aksi oğlun o gün söz dinleyeceği tutmuş; babasının tam dediğini yapmaz mı… Çayda hamur bayramı!

Hoca ne dese haklı:

– Bre ters! Kırk yılda bir düzlüğün tuttu, undan eyledin bizi!


Kadın Aklıyla Yola Düşme

Hoca, evde otura otura her şeye karışır olmuş. Hanı mı bir şey yapmaya kalksa, onu öyle yap bunu böyle yap, deyip çileden çıkarıyormuş. Bir gün misafir geleceğin den kansı, Hocanın evde olmasını istememiş:

– Efendi, demiş, sen de hamama gidip şöyle bir kendine gelirsin!

Hoca, karısını dinleyip hamama gitmiş. Eve dönerken sağanak yağmura tutulmuş. Islanmayayım diye, üzerin de ne var ne yoksa çıkarıp koşmaya başlamış. Onu go. renler şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilmiyormuş. Hoca da onlara dönüp:

– Karı aklına uyup da, demiş, sakın ola bir şey yap. mayın. Yoksa, ya hamamda haşlanır ya yağmurda yaş|anırsınız; geriye de bir tek taşlanması kalır.


Sen Değirmen Der misin?

Hoca Konya’da dolaşırken görmüş ki büyük mü büyük, heybetli mİ heybetli bir bina yapılıyor. İnsanlar karınca misali çalışıyor. Hoca çalışmayı hayran hayran seyrederken boşboğaz işçilerden biri Hoca’ya:

– Burada ne arıyorsun, demesin mil Hoca gayet sakin:
– Binaya bakıyorum, demiş, ne ola ki?

Adam, bıyık altından gülerek:

– Değirmendir!

deyince, Hoca:

– Herhâlde, demiş, değirmende çalışan hayvanlar da değirmen kadar büyük oluyor!


Hoca’nın Kaynanası

Nasreddin Hoca’nın kayınvalidesi artık karşıdan karşıya geçerken mi, çamaşır yıkarken mi orasını kendisi bilir, ırmağa düşmüş. Sular kadını hoplata zıplata alıp götürmüş. Hoca da başlamış kaynanasını aramaya. Arıyor ama ne arayış, ırmağın aktığı yere değil çıktığı yere gidiyor.

– Hocam, demişler, ters tarafta arıyorsun.
– Siz onu tanımazsınız, demiş, Hoca, o dünyanın en ters kadınıdır, ırmağın da tersine gitmiştir!


İnecektim

Nasreddin Hoca, Akşehir’de dolaşırken eşeğinden düşmüş. Çocuklar hemen çevresini sanp Hocayla dalga geçmeye başlamışlar:

– Sizi gidi haylazlar, demiş Hoca, ne gülüyorsunuz, ben zaten inecektim!


Sığırcık Yavrusu

Hoca, eşiyle dostuyla evde oturmuş yarenlik ederken, oğlu, elinde patlıcanla içeri girip:

– Baba bak, demiş, gözü açılmadık sığırcık yavrusu!

Hoca dostlarına dönüp:

– Vallahi, ben öğretmedim, demiş, çocuk kendisi bulmuş!


Deli Dolu

Hoca, ağustos sıcağında yollara düşmüş. Konya’ya eşek bakmaya gidiyormuş. Yaz, ağustos sıcağı… Susuzluktan dili damağı kurumuş. Ne var ki çeşme akmıyormuş, kumasını bir tahtayla tıkamışlar. Kerbela susuzu kesilen Hoca, tıpaya var gücüyle asılmış. Asılmış asılmasına da tıpanın çıkmasıyla, yüzüne gözüne su fışkırması bir olmuş.

Hoca, bir çeşmeye, bir güneşten cayır cayır yanan bozkıra bakıp şöyle demiş:
– Bre deli çeşme. Bu bozkırda bile deli dolu aktığın için ağzını tıkamışlar!


Hilal

Nasreddin Hoca artık Akşehirli olmuş ama doğduğu köy Hortu’yu mu yoksa oradaki eşini dostunu mu özlemiş bilinmez, oruç ayını “sıla’’da geçireyim diye, onca yolu tüketip gece vakti köye girmiş. Bir de ne görsün, köylüler toplanmışlar; gökyüzüne bakıyorlar. Bunca insanın hilali görebilmek için toplandığını anlayınca söylemeden edememiş:

– Yahu, ne adamlarsınız, bizim Akşehir’de bunun de-ğirmen taşı gibisi bulunur gökyüzünde; kimse dönüp bakmaz!