Elin Sözü ile Bildiğinden Şaşma




Hoca, bir gün, oğlu eşeğin üzerinde, kendi arkada pazardan gelirken, görenler kınamışlar:

– Ataya hiç saygı kalmadı, demişler, adamcağızın yü-rümekten tabanları su toplamış, oğlu keyif sürüyor.

Hoca, oğlunu indirip eşeğe kendisi binmiş.

Timur birden sormuş:

– Eşekle senin aranda ne fark var?

Hoca şöyle gözlerini kısarak bir Timur’a bir de kendine bakmış:

– İki arşın. Hünkârım!




Altın Ne Kadar Eksik

Adamın biri Akşehir çarşısında akşam yürüyüşüne çıkan Hoca ya bir altın uzatarak:

– Hocam, demiş, sende bulunur, şunu bozuver!

Hoca da ne hikmetse cebinde beş kuruş olmadığını söyleyememiş. Vaktim yok, acelem var dediyse de, adam inatçı çıkmış, illa Hocaya bozduracak. Sonunda Hoca:

– Ver bakalım sarıkızı deyip altını adamın elinden al-mış.

Elinde evirip çevirdikten sonra: “Kardeşlik, demiş, bu altın eksik altın!”

Dedik ya adam inatçı diye, bu sefer: “Ne kadar eksikse o kadar boz” diye sırnaşmasın mı, Hoca çileden çıkmış:

– Bak adamım, demiş, bu altın o kadar eksik ki, bir altın daha verirsen ancak tamamlanır!

Ver Cüppemi Al Semerini

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkarıp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor. Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçan’a:

– Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!

Fukara Malı

Nasreddin Hoca, her gün sabah namazından sonra ilk iş olarak bahçesine fidan dikiyormuş. Komşular bakmışlar ki fidanlar çoğalmıyor, sadece bir fidan var. Hoca’nın ne yaptığına dikkat kesilmişler.

Hoca, sabah diktiğini, akşam kökünden söküp alıyor, sabah yeniden dikiyormuş.

Komşular şaşkın:

– Hoca, demişler, Allah aşkına sen ne yapıyorsun?
– Ne olur ne olmaz, demiş Hoca, fakirin malı gözü önünde gerek!

Hoca’nın Tehdidi

Hoca, bir yabancı kasabada misafirken heybesini çaldırmış. Heybe de heybe hani, az bulunur cinstenmiş. O önemli değil de adamcağız eşyasını neye koysun. Başla, mış tehdide:

– Heybemi bulmazsanız ben ne yapacağımı bilirim.

Bir değil, beş değil, Hoca heybe bulunana kadar ya. pacağını yalnızca kendisinin bildiğini söyleyip durmuş. Çok şükür, sonunda heybe bulunmuş.

– Hocam, demişler, heybe buiunmasaydı ne yapa çaktın?
– Ne mi yapacaktım demiş, Hoca, eski kilimi bozup heybe yapacaktım!

Mavi Boncuk

Hikâye bu ya, Nasreddin Hocanın iki hatuncuğu varmış. Kadınlar birbirlerini kıskanırlar, hangimizi daha çok seviyorsun diye adamcağızın başının etini yerlermiş. Hoca iki tane mavi boncuk almış. Birbirinden habersiz, ikisini de ayrı ayrı çağınp “Bak,” demiş, “bu mavi boncuk en çok seni sevdiğimin işareti!” Ne zaman Hoca’ya:

– Gönlün ikimizden hangisinde, diye, sorsalar, Hoca:
– Mavi boncuk kimdeyse benim gönlüm ondadır, dermiş.

 

Deli Dolu

Hoca, ağustos sıcağında yollara düşmüş. Konya’ya eşek bakmaya gidiyormuş. Yaz, ağustos sıcağı… Susuzluktan dili damağı kurumuş. Ne var ki çeşme akmıyormuş, kumasını bir tahtayla tıkamışlar. Kerbela susuzu kesilen Hoca, tıpaya var gücüyle asılmış. Asılmış asılmasına da tıpanın çıkmasıyla, yüzüne gözüne su fışkırması bir olmuş.

Hoca, bir çeşmeye, bir güneşten cayır cayır yanan bozkıra bakıp şöyle demiş:
– Bre deli çeşme. Bu bozkırda bile deli dolu aktığın için ağzını tıkamışlar!

Pınar Başında Uyudum

Nasreddin Hoca Akşehir’den Sivrihisar’a giderken, bir ahbabına uğrayıp yorgunluk gidermek istemiş. Ev sahibiyle neredeyse Akşehir’den, Sivrihisar’dan, hatta memleket meselelerinden konuşmuşlar. Ancak, bir türlü Hoca’nın derdine çare olacak söze sıra gelmiyormuş. Yatmaya yakın ev sahibi:

– Hocam, demiş, susuz musun uykusuz musun?

Açlıktan midesi yapışan Hoca bu söze ne dese beğenirsiniz:

– Yolda bir pınar başında yeterince uyudum!

Pintinin Sorusu Kendini bilmez, pinti ve gevezenin biri, aklı sıra Hoca’nın açığını yakalamış gibi sormuş:

– Parayı neden bu kadar çok seviyorsun, Hocam?

Hoca, içinden, bu soruyu başkası sorsa batmaz ya deyip tutamamış dilini:

– Senin gibilere avuç açmamak için!

Kuyruğu Kolay Yerde

Hikâye bu ya, Nasreddin Hocamız eşeğini satmak için pazara götürürken, bakmış ki eşeğin kuyruğu pislik ve çamur içinde. Yıkasa su yok, su bulsa kuyruk temizlenecek gibi değil. Bu hâliyle eşeği nasıl satsın. En iyisi kuyruğun kirli yerini kesmek! Hoca da öyle yapmış. Kuyruğu kestiği gibi heybeye yerleştirmiş. Neyse, uzatmayalım; eşeğe bir alıcı çıkmış. Beğenmiş de Karakaçan’ı. Ancak kuyruksuz olduğunu görünce pazarlığı yarıda bırakmaya niyetlenmiş. Durumu fark eden Hoca:

– Pazarlığı bozma demiş, eksiği kuyruk olsun, o kolay yerde!

Beş Parmak Altı Parmak

Nasreddin Hoca kaşık bulamamış mı nedir, “Bismillah” deyip sağ eliyle zerdeye dayanmış. Aynı yöntemi uygulayan bir hasis:

– Hoca demiş, afiyet olsun da neden beş parmağınla yiyorsun?

Hoca bu, hiç altta kalır mı?
– Altı parmağım olmadığından!