Acemi Avcı

Hikâye bu ya, kurtlar Akşehir’e, hatta Hoca’nın mahallesine kadar iner olmuş. Hoca da kış kıyamet demeyip komşusuyla kurt avına çıkmış.

Neyse uzatmayalım, acemi avcı şansı, bir kurdu ininde kıstırmışlar. Komşusu hayvanı görmek için kafasını inin ağzından içeri sokmuş. Sokar sokmaz da ayakları halay tutar gibi zıplamaya oynamaya başlamış. Hoca, “Tamam,” diye düşünmüş, “işte bizim adam kurdu yakaladı. Avcı dediğin böyle olur. Bari yardım edeyim” diyerek adamın ayaklarından asılıp dışarı çıkarmış ki bir de ne görsün; komşunun kafası yok. Hoca’yı bir düşüncedir almış. Apar topar geri dönüp adamın karısına:

Hatırlıyor musun, demiş, ava çıkarken kocanın kafası yerinde miydi?






Bu Baş Tanıdık Ama…

Hoca’nın eşeğinin yuları çalınmış. Bir gün Akşehir pazarında dolaşırken, bakmış ki Karakaçan’ın yuları uyuz bir eşeğin boynunda.

– Yahu, demiş, bu eşeğin başı bizim olmasına bizim de gövdesini çıkaramadım.


Ne Değişir ki?

Nasreddin Hoca eve geldiğinde bakmış ki kansının surat beş karış. Kadıncağızın yüzünden düşen bin parça.

– Hayırdır hatun, bir şey mi oldu? deyince karısı:
– Hani, demiş, şu filancanın yeğeni vardı ya, gebeydi, doğururken ölmüş de cenaze evine gitmiştim, oradan geldim.

Hoca kansını inceden inceye süzdükten sonra:

– Hatun, demiş, ben senin düğün evinden gelişini de bilirim!


İsa Peygamberin Öğle Öğünü

Hoca bir köyde öğle vakti kalabalığa nasihatte bulunurken bir kadıncağız:

– Kurban olduğum Hoca, demiş, benim bir müşkülüm var, düşündükçe boğazımdan bir türlü nimet geçmiyor, hani şu göğün dördüncü katında bulunan İsa Efendi’mlz bu saatte ne yer ne içer acaba? Bir yemek getireni götüreni var mı?

Uzun süredir o köyde bulunan Hoca nın aklına, kimsenin kendisine aç mısın, yiyeceğin var mı, diye sormadığı gelmiş.

– Sen bırak cennet yemekleriyle beslenen İsa’yı da, demiş, soracaksan bu gariban Hoca’nın bunca zamandır ne yeyip içtiğini sor!

 


Ekmek Arası Kar

Hoca ya, iki geveze Akşehirli:

– Efendi, demişler, senin gibi büyük adamların mutlaka bir icadı olur. Sen neyi icat ettin?

Madana sükût gibi cevap olmaz ama, bunlar başka. Mutlaka bir şey demeli:

– Karla ekmek yemeyi icat ettim ama demiş Hoca, ben de pek beğenmedim!


Deli Dolu

Hoca, ağustos sıcağında yollara düşmüş. Konya’ya eşek bakmaya gidiyormuş. Yaz, ağustos sıcağı… Susuzluktan dili damağı kurumuş. Ne var ki çeşme akmıyormuş, kumasını bir tahtayla tıkamışlar. Kerbela susuzu kesilen Hoca, tıpaya var gücüyle asılmış. Asılmış asılmasına da tıpanın çıkmasıyla, yüzüne gözüne su fışkırması bir olmuş.

Hoca, bir çeşmeye, bir güneşten cayır cayır yanan bozkıra bakıp şöyle demiş:
– Bre deli çeşme. Bu bozkırda bile deli dolu aktığın için ağzını tıkamışlar!


Kırk Yıllık Dost

Timur, Akşehirliler adına Nasreddin Hoca’yı huzuruna kabul edip sorunlannı anlatmasını istemiş.
Timur’un karşısında iyice heyecanlanan Hoca, kırk yıllık dost gibi başlamış anlatmaya…
Hoca’nın kendisiyle samimi bir şekilde konuşmasına hiddetlenen Timur:

– Bak Efendi, demiş, sen kendini ne sanıyorsun ki dünyaya nam salan büyük bir hükümdarla böyle konuşuyorsun?

Nasreddin Hoca, hiç istifini bozmamış:

– Sen büyüksen, demiş, biz de küçüğüz!


Kavuğun Kerameti

Adamın biri, Nasreddin Hoca’ya bir gün, artık Grekçe mi, Frenkçe mi, Süryanice mi bilinmez, Hoca’nın yazısından anlamadığı bir kitap getirmiş. Hoca kitabı karıştırmış, adama geri verirken:

– Bunu ben bilmem, demiş, git bir de San Saltuk’a sor!

Adam aynlırken Hoca’ya ne dese beğenirsiniz:

– Bir de Hoca olacaksın, başındaki kavuktan utan!

Hoca, kavuğu çıkardığı gibi arkadan adamın başına geçirip:

– Be boşboğaz demiş, keramet kavuktaysa, al, sen oku!


Nefese Katransız Olmaz

Adamın biri, uyuz keçisinin sakalından tuttuğu gibj Hoca’ya getirmiş.

– Hocam, demiş, şuna bir okuyup üflesen, bir nefes etsen de hayvancağız kurtulsa!
– Tamam, demiş, Hoca, ben nefes edeyim ama sen yine de eve varınca o nefese bir miktar katran katmayı unutma!


İğneli Öğüt

Nasreddin Hoca kızını gelin ediyormuş. Nereden aklı na geldiyse düğün alayının ardından yetişip kızının kulağına:

– Evladım, demiş, sana benden baba öğüdü, dikiş dikerken sakın iğneye taktığın İpliğin arkasını düğümlemeyi unutma; iplik çıkar, iğne elinde kalır…