Kuzu mu Oğlak mı?

Bizim Nasreddin Hoca’nın cins mi cins, semiz mi semiz bir kuzucuğu varmış. Komşusunun da zayıf, cılız bir oğlakçığı. Gel gelelim komşusu, hemen her gün, Hoca’ dan kuzu ziyafeti çekmesini istermiş. Hoca dayanamayıp kuzuya kıymış. Afiyetle yemişler. Adam da minnet altında kaldığını mı düşünmüş nedir, oğlağı kestiği gibi yahni yapıp aklınca ziyafet çekmiş. Keşke çekmez olaydı, her yerde herkese Hoca ya oğlak ziyafeti çektiğini söyleyip dururmuş. Anlatıla söylene oğlak o kadar büyümüş, o kadar güzelleşmiş ki bir gün Hoca dayanamayıp:

– Şeytan diyor ki, demiş, çıkar oğlakla kuzunun postunu…





Sana Vade Vereyim…

Hoca’nın müsrif mi müsrif bir ahbabı varmış. Şu gün öderim, diye borç alır, günü geçtiği hâlde ödeyemezmiş. Böyle böyle Hoca’dan epeyce borç almış. Bir gün yine:

– Hocam, demiş, vade ile biraz borç versen…

Hoca:

– Kusura bakma, demiş, borç veremem ama istediğin kadar vade verebilirimi


İkimize de Ne?

Adamın biri Hoca’nın yolunu çevirmiş. Ağzı sulanarak İştahlı iştahlı:

– Hoca’nın, demiş, az önce bir sininin üzerinde iki kızarmış kaz götürdüler. Hoca umursamaz:
– Bana ne? deyince adam:
– İyi de sizin eve götürdüler! demiş.

Hoca, aynı umursamazlıkla cevap vermiş:

– Sana ne!


Sağlığında Dinlemezdi Ölünce de Dinlemez

Hoca’nın kadılığında, şehrin subaşısı ile aralarına kara kedi girmiş. Kara kedi dediysem o cinsinden değil. Subaşı verdiği sözü tutmayınca Hoca da bütün köprüleri atmış. Hasılı birbirlerini pek sevmezlermiş. Takdir bu ya, önce subaşı Hakk’ın rahmetine kavuşmuş. Cenazeyi kıldırmak da bir ucundan tutup kaldırmak da Hocaya kalmış. Cemaat, Hoca’ya:

– Mübarek adam, ne bekliyorsun, telkin ver de evimize dağılalım,

dediğinde, Hoca:

– Nafile, demiş, subaşı beni burda dinlemiyordu, orda hiç dinlemez!


Ağzım Hiç Kapanmadı

Hocayı bir eve akşam sohbetine davet etmişler. Davet iyi de toplulukta bulunan bir boşboğaz havadan sudan, ileriden geriden konuştukça konuşuyor, sözü kimseye bırakmıyormuş. Bırakın Hocanın sohbet etmesini, söz sırası bile gelmemiş adamcağıza, üstelik uykusu gelmiş, üst üste esnemeye başlamış. Nihayet gecenin bir yarısı herkes evine dağılmayı düşünürken, sazı elinden bırakmayan geveze:
– Hocam hiç ağzını açmadın, deyince,

Hoca:
– Sen görmedin, demiş, o kadar açtım ki az kalsın avurtlanm yırtılacaktı!

Avurt: halk dilinde yüz, yanak boşluğu anlamlarına gelir.


Bir Nar, Bir Cevap

Hoca, eşeğiyle evine dönerken bir dervişe rastlamış. Dervişin heybesinin Bursa narıyla dolu olduğunu gören Hoca’nın canı nar çekmiş. Tanış olursam belki ikram eder umuduyla dervişe selam verip sormuş:

– Erenler, nereden gelip nereye gidersin?
– Nereden geldiğim de nereye gittiğim de önemsiz, demiş, derviş. Kendimi arıyorum!

Aklı nar heybesinde olan Hoca, dervişin sözünü fırsat bilip:
– Eğer, demiş, her bilgi karşılığında bir nar verirsen, kendini bulmana yardım ederim.
Dünya malına yüz çeviren adamcağız; dünyadan ahiretten, geçmişten gelecekten birçok soru sormuş. Hoca da sorulan, nar karşılığında, güzel güzel yanıtlamış. Derken, en can alıcı soru sorulunca, Hoca’nın ağzını bıçak açmaz olmuş.

Derviş:
– Herhalde bilemedin, deyince,

Hoca:
– Sen öyle san, demiş. Heybede nar kalmayınca bende cevap tükendi!


Kıyamet Zamanı

Hoca’ya kıyamet ne zaman kopacak, diye sormasınlar mı.

– Hangi kıyamet?

demiş, Hoca.

– Hocam, demişler, biz bir tane biliyoruz, kaç tane kıyamet var?
– Sizin bildiğiniz kıyamet başka, demiş, Hoca:

-Benim bildiğim iki kıyamet var; hatun ölünce küçüğü, ben ölün ce büyüğü kopacak!


Sahte Binici

Bir gün Hoca’nın yolu bir hana düşmüş. Handakiler koyu bir sohbete dalmışlar. Memleketin sayılı binicileri anılarını anlatıyormuş. Hoca bu, o da kendini bu coşkulu sohbete kaptınp anlatmaya koyulmuş:

– Timur, bir gün yanında azgın mı azgın bir Arap atı ile çıkageldi. Atı yarına eyerleyin, diye buyurdu.

Lâkin neredeyse on asker ehli/eştirmeye çalıştıysa da bir türlü yola getiremedi. Dayanamadım, yardım edeyim, dedim.

Hoca lafını sürdürürken, hana çok iyi tanıdığı biri giri vermesin mi?… Hoca, ne yapsın, sözünü tamamlayıvermiş;

– Arap atı bu, tabi ben de dizginleyemedim!


Ekmek Arası Kar

Hoca ya, iki geveze Akşehirli:

– Efendi, demişler, senin gibi büyük adamların mutlaka bir icadı olur. Sen neyi icat ettin?

Madana sükût gibi cevap olmaz ama, bunlar başka. Mutlaka bir şey demeli:

– Karla ekmek yemeyi icat ettim ama demiş Hoca, ben de pek beğenmedim!


Tanrı’nın Laneti Benim Üstüme!

Konu komşu toplanmış, Hıdırellez ziyafetinde neler yapacaklarını konuşuyormuş. Herkes bir ağızdan:

– Yaprak sarması benim üstüme!
– Tandır benim üstüme!
– Kaymaklı baklava benim üstüme!

derken, Hoca’dan ses seda çıkmadığını fark etmişler. Sormuşlar:

– Hocam, sen ne getirirsin?

Hoca cevap vermiş;

– Böyle bir ziyafetten zamansız ayrılırsam, Tanrı’nın laneti de benim üstüme!