İnecektim

Nasreddin Hoca, Akşehir’de dolaşırken eşeğinden düşmüş. Çocuklar hemen çevresini sanp Hocayla dalga geçmeye başlamışlar:

– Sizi gidi haylazlar, demiş Hoca, ne gülüyorsunuz, ben zaten inecektim!





Ne Değişir ki?

Nasreddin Hoca eve geldiğinde bakmış ki kansının surat beş karış. Kadıncağızın yüzünden düşen bin parça.

– Hayırdır hatun, bir şey mi oldu? deyince karısı:
– Hani, demiş, şu filancanın yeğeni vardı ya, gebeydi, doğururken ölmüş de cenaze evine gitmiştim, oradan geldim.

Hoca kansını inceden inceye süzdükten sonra:

– Hatun, demiş, ben senin düğün evinden gelişini de bilirim!


İlk Tökezleyen At

Konya tarafında bir derebeyi, huzuruna çağırdığına ilk önce kadınları sorarmış. Cevapları beğenmezse kör ku yuya attırırmış.

Hoca’nın da yolu Konya’ya düştüğünde derebeyi j|e karşılaşmış. Derebeyi, Hoca’yı bilgelere benzetmiş, örn rüm boyunca aradığım cevabı belki bu yaşlı verir diye rek, Hoca’yı kadınlar hakkında soru yağmuruna tutmuş İlk önce verdiği cevaplar derebeyinin pek hoşuna gitmiş Hoca, adamın rahat hâline kanıp soru sormaya kalkmış

– Beyim, demiş, senin gibi bir yiğit bu yaşa kadar tek kalır mı?

Bu soru adamı o kadar kızdırmış ki Hoca kör kuyunun serinliğini teninde duymaya başlamış.

– Öyle demek istemedim, demiş, senin gibi yiğidin istese binlerce cariyesi olur. Hem ilk tökezleyen atın bası kesilmez!


Ben Ona Karışmam

Hoca hastalanmış, yatağa düşmüş. Çıkıp Akşehir’de efkâr dağıtamaz hâle gelmiş. Hoca’nın karısının yâreni olan mahallenin kadınları, Hoca hastayken de âdetlerini sürdürmüşler. İçlerinden birisi:

– İlmine kurban olduğum, demiş, Allah hayırlısını’ versin, senin ardından ne söyleyelim, nasıl ağlayalım?

Hoca yattığı yerden mırıldanmış:

Armudu soyarak gitti
Dünyaya doyarak gitti
Hâlden bilmez kadınların,
Dırdırını duyarak gitti,

deyin de artık ağlar mısınız, güler misiniz ben ona karışmam demiş.


Utancımdan Saklandım

Nasreddin Hoca’nın evine hırsız girmiş. Girmiş girmesine de ev tam takır, kuru bakır. İlaç için çalacak bir şey yok. Eyvah, hırsıza mahcup olacağım diye düşündüğünden midir nedir; Hoca bir dolaba saklanmış. Hırsız, oraya bakarken buraya bakarken, dolabı açınca Hoca’yı karşısında görmez mi!

– Sen… demeye kalmadan Hoca sözü hırsızın ağzından almış:
– Korkma ahbap, demiş, çalacak bir şeyler bulamayacağın için utancımdan saklandım!


Hamam Parası

Hoca ne zamandır hamama gitmiyormuş. Şöyle dört başı mamur, tenine yakışır bir hamam sefası yapmak niyetiyle hamamın yolunu tutmuş. Hamam ashabından kim tanır ki Nasreddin Hocayı?Mübarekler gün yüzü mü görüyorlar, el içine mi çıkıyorlar? Bakmışlar hırpani kılıklı bir âdemoğlu; ilgilenmemişler bile. Verdikleri tasın bakırı çıkmış vaziyette; tuttukları peştamal eski mi eski… Hoca işini bitirip çıkarken aynacıya on akçe bırakmış. Hamamcılar paşalar gibi uğurlamışlar Hocayı ama, hoş karşılamayınca hoş uğurlama neye yarasın…

Ertesi hafta Hoca yine hamama gitmiş. Bu sefer Hoca’ yı el üstünde tutmuşlar. Hizmetin kusursuzunu yapmışlar; hürmetin kusursuzunu etmişler. Hoca kurunmuş, taranmış, çıkarken aynacıya bir akçe bırakmış. Söylemeyi de unutmamış:

– Yanlış anlamayın çocuklar, bugünün ücretini geçen hafta ödemiştim; bu bir akçe geçen haftanın ücreti!


Sonra Karışmam

Bizim Hoca’ya, rüyasında komşu kadınlar kız istiyorlar, düğünü yazın yapalım, güzün yapalım hesabı yapıyorlar; hani, Hoca da kızı beğense bari, ne gezer,

çare yok adamcağızı ikinci kez evlendiriyorlar… Derken Hoca’nın uyanmasıyla yataktan fırlaması bir olmuş. Hemen kansını uyandırmış:

– Kalk hatun, demiş, beni zorla evlendiriyorlar; sonra karışmam!


Fark Meselesi

Nasreddin Hoca, vaaz ve nasihatte bulunmak, ilmihal bilgileri öğretmek üzere Konya’nın bir köyüne davet edilmiş; Kolay mı üç gün üç gece eşek sırtında o köye ulaşmak. Köye varır varmaz da sağ olsun köy ağası Hoca’yı misafir etmiş. Hoş beş ettikten sonra:

– Hocam, demiş, Tin Suresi’ni okur musun?

Hoca euzü besmele çekip sureyi okumuş. Ardından ev sahibi de okuduktan sonra:

– Hocam, demiş, elli dört farzı sayar mısın?

Hoca lahavle çekip elli dört farzı saymış. Ev sahibi de saymış. Bu minval üzere bir müddet önce Hoca, sonra ev sahibi okumuşlar saymışlar, okumuşlar saymışlar. Sonunda ev sahibi:

– Gördün mü Hocam, demiş, senin bildiğini ben de pekâlâ biliyorum; ne fark var aramızda?

Hoca, dişlerini gıcırdatarak:

– Öyle büyük bir fark yok aslında, demiş, üç günlük yoldan geldim; açım ve uykusuzum. Senin göbeğin, keyfin hepsi yerli yerinde. İşte fark buradan kaynaklanıyor!


Bayram

Kıtlığın, yoksulluğun kol gezdiği bir zamanda Nasreddin Hoca bir köye varmış ki ne görsün: Kazan kazan yahniler, sini sini pilavlar; millet gülüp eğleniyor, bir şenlik bir şenlik…

– Bre, demiş, bu kıtlık zamanında bu ne?
– Deme Hoca, demişler, bugün bayramımız var, bütün bunlar o yüzden, gördüğün, göreceğin, göreceğimiz hepsi bu. Yoksulluk bizde de var.

Hoca içini çekerek:
– Keşke, demiş, her gün böyle bayram olsa!


Bu Baş Tanıdık Ama…

Hoca’nın eşeğinin yuları çalınmış. Bir gün Akşehir pazarında dolaşırken, bakmış ki Karakaçan’ın yuları uyuz bir eşeğin boynunda.

– Yahu, demiş, bu eşeğin başı bizim olmasına bizim de gövdesini çıkaramadım.