Öküzün Gençliği

Aksak Umur Hazretleri şanına yakışır bir cirit oyunu düzenlemiş. Herkes seçme atına atlayıp gelirken, bizim Hoca da atlamış öküzün sırtına. Doğru meydana sürmüş… Herkes, yine Hoca yapacağını yaptı diye kahkahaya boğulurken, Hünkâr:

– Yahu Hoca, demiş, cirit oyunu çeviklik ister, bu öküz de neyin nesi?

Nasreddin Hoca düşmemek için sıkıca tutunup cevap vermiş:

– A Hünkâr’ım, siz bunu buzağıyken görmeliydiniz!






Sözünün Eri

Gençliğin faziletlerinden bahsedildiği bir sırada, Hoca’ dan yaşça genç birisi, Hoca’ya yaşını sormuş.

– Kırk!

demiş, Hoca.

Aradan üç yıl mı geçmiş, beş yıl mı geçmiş, benzer bir sohbette aynı adam, aynı soruyu sorunca Hoca da aynı cevabı vermiş:

– Kırk!
– Etme Hocam, yıllar önce de kırk demiştin

diye itiraz edecek olmuşlar. Hoca bu, hiç altta kalır mı:

– Söz bir Allah bir; bilirsiniz Hoca sözünün eridir!


İsa Peygamberin Öğle Öğünü

Hoca bir köyde öğle vakti kalabalığa nasihatte bulunurken bir kadıncağız:

– Kurban olduğum Hoca, demiş, benim bir müşkülüm var, düşündükçe boğazımdan bir türlü nimet geçmiyor, hani şu göğün dördüncü katında bulunan İsa Efendi’mlz bu saatte ne yer ne içer acaba? Bir yemek getireni götüreni var mı?

Uzun süredir o köyde bulunan Hoca nın aklına, kimsenin kendisine aç mısın, yiyeceğin var mı, diye sormadığı gelmiş.

– Sen bırak cennet yemekleriyle beslenen İsa’yı da, demiş, soracaksan bu gariban Hoca’nın bunca zamandır ne yeyip içtiğini sor!

 


Katır Nereyi İsterse

Katır inatçı olur derler ya, doğrudur. Allah cümlemizi katır tekmesinden de katır inadından da korusun diyelim ve Hoca’nın başına ne gelmiş, ona bakalım:

Nasreddin Hoca, eşeği ölünce yenisini alana kadar ödünç bir katır almış. Huyunu suyunu bilmediği hayvan, inatçı katırların padişahı mübarek. İp, Hoca’nın elinde ama var gücüyle asılsa bile yönünü çeviremiyormuş. Bir gün katır, üzerindeki Nasreddin Hoca’nın kadılığını filan dinlemeden almış başını giderken, yolda karşılaştığı bir dostu:

– Nereye gidiyorsun, diye sorunca, Hoca, düşmemek için sıkıca tutunarak cevap vermiş:
– Katırın istediği yere!


Acemi Avcı

Hikâye bu ya, kurtlar Akşehir’e, hatta Hoca’nın mahallesine kadar iner olmuş. Hoca da kış kıyamet demeyip komşusuyla kurt avına çıkmış.

Neyse uzatmayalım, acemi avcı şansı, bir kurdu ininde kıstırmışlar. Komşusu hayvanı görmek için kafasını inin ağzından içeri sokmuş. Sokar sokmaz da ayakları halay tutar gibi zıplamaya oynamaya başlamış. Hoca, “Tamam,” diye düşünmüş, “işte bizim adam kurdu yakaladı. Avcı dediğin böyle olur. Bari yardım edeyim” diyerek adamın ayaklarından asılıp dışarı çıkarmış ki bir de ne görsün; komşunun kafası yok. Hoca’yı bir düşüncedir almış. Apar topar geri dönüp adamın karısına:

Hatırlıyor musun, demiş, ava çıkarken kocanın kafası yerinde miydi?


Bilmenin Üç Yolu

Nasreddin Hoca bir cuma günü, kürsüye çıkınca:
– Ey Müslümanlar, demiş, bugün size ne anlatacağımı biliyor musunuz?

Cemaat şaşkın, cevap vermiş:
– Bilmiyoruz!

Hoca’nın, madem bilmiyorsunuz, o hâlde konuşmaya gerek yok demesiyle kürsüden inmesi bir olmuş. Kimse bu işin hikmetini çözememiş. Cemaat kendi arasında, bir dahaki sefere Hoca aynı soruyu sorarsa; “Biliyoruz.” diyelim kararma varmış.

Hoca, ertesi cuma günü kürsüde tekrar aynı soruyu sorunca verilen karar üzerine cemaat:
– Biliyoruz! cevabını vermiş. Hoca:
– O hâlde konuşmama hacet kalmadı, diyerek yine kürsüden inmiş.

Bir sonraki cuma vaazında Hoca’mız, cemaate yine aynı soruyu sorunca, önceden anlaştıkları üzere bazısı “Biliyoruz.” bazısı “Bilmiyoruz.” demişler. Hoca bağdaş kurduğu kürsüden inerken cemaate seslenmiş:

– İyi ya, bilenler bilmeyenlere anlatsın!


Tanrı’nın Laneti Benim Üstüme!

Konu komşu toplanmış, Hıdırellez ziyafetinde neler yapacaklarını konuşuyormuş. Herkes bir ağızdan:

– Yaprak sarması benim üstüme!
– Tandır benim üstüme!
– Kaymaklı baklava benim üstüme!

derken, Hoca’dan ses seda çıkmadığını fark etmişler. Sormuşlar:

– Hocam, sen ne getirirsin?

Hoca cevap vermiş;

– Böyle bir ziyafetten zamansız ayrılırsam, Tanrı’nın laneti de benim üstüme!


Ağzım Hiç Kapanmadı

Neylersiniz, yoksulluk zor zanaat. Hocamız kıt kanaat geçindiği bir yılın kara kışında bakmış ki arpa saman yazı getirmeyecek, eşeğin arpasını her gün biraz kısmaya başlamış. Kısa kısa hayvancağızın yemi günlük bir avuç arpa olmuş. Bir gün ahıra girdiğinde Karakaçanın nalları diktiğini gören Hoca:

– Yazık oldu, demiş, tam açlığa alışacakken!

 


Dünya Kaç Arşın?

Bir gün Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam, dünya kaç arşın?

Tesadüf bu ya, o sırada yoldan bir cenaze geçiyormuş.

– Bakın demiş, dünyanın kaç arşın olduğunu öğrenen biri gidiyor.


Bir Kile Hikâyesi

Nasıl olmuşsa olmuş, Hoca odundan gelirken bir tavşan yakalamış. Tavşanı torbaya koyduğu gibi ağzını bağlamış. Eve getirdikten sonra çarşıya çıkıp eşine dostuna:

– Akşam misafirim olun, demiş, size çok tuhaf bir şey göstereceğim.

Hoca çarşıda dolaşa dursun, Hoca’nın hatuncuğu bu torbada ne ola ki diye torbanın ağzını açınca; tavşan artık kapıdan mı çıkmış, pencereden mi atlamış bilinmez, sırra kadem basmış. Kadın da, Hoca ne der, korkusuyla torbaya arpa ölçeğini koyup ağzını bağlamış; eski yerine bırakmış.
Akşam, o çok tuhaf şeyi görmek isteyen Akşehirliler merakla Hoca’nın evine toplanmışlar. Hoca herkesin gözü önünde torbanın ağzını çözüp ters çevirince, arpa ölçeği teker meker ortaya yuvarlanmış.

Hoca hiç bozuntuya vermeden:
– İşte, demiş, bunun on dolusu bir kile eder!