Gençliğini de Bilirim

Eşekten başka binek hayvanı tanımayan bizim Hoca bir gün sahiden ata binmek istemiş. Sağdan atlamış olmuyor, soldan sıçramış olmuyor; hasılı o kadar uğraş, masına rağmen ata binememiş. Kendi kendine: “Hey gidi gençlik!” diye mırıldanmış. Sonra sağına soluna bakınıp kimsenin olmadığını görünce kendi kendine:

– Sakalından utan bari, demiş, ben senin gençliğim de bilirim!





Ye Kürküm Ye

Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.


Ya Ayva Getirseydim!

Hoca, Timur’a hediye etmek için bahçesindeki ağaçtan, en güzel ayvaları bir sepete koyup düşmüş yola. Hoca’yı üstünde bayramlık kıyafeti, kolunda sepetle görenler, merakla sormuşlar:

– Hayırdır, Hoca, nereye gidiyorsun?

Hoca böbürlene böbürlene cevaplamış:

– Hünkâr’a hediye götürüyorum. Bakın mübarekler ay parçası gibi.

Muzibin birisi:

– Aman Hocam sen ne yapıyorsun, demiş, Timur’a hiç ayva götürülür mü? Her şeyden nem kapan bir adam. Al Hünkâr’ım, ayvayı ye mi diyeceksin?

Hoca’nın canı sıkılmış, hak vermiş. Peki, demiş:

– Ne götüreyim o zaman?

Timur’un aşçısını tanıyan birisi:

– İncir götür, demiş.

Hoca sepetteki ayvaları sokaktakilere dağıtıp incir almış, Timur’un huzuruna çıkmış:

– Akşehir’in en güzel incirlerini getirdim, sıhhatinize iyi gelir, deyince, Aksak Timur Hazretleri:
– Getir bakalım şu sepeti önüme koy, geç karşıma dikil demiş.

Hoca, memnun karşısına dikilince Timur, incirleri Hoca’ nın kafasına kafasına fırlatmaya başlamış. Bir yandan da bağırıyormuş:

– Hiç kimse sana incirden nefret ettiğimi söylemedi mi?

İncirler kafasına geldikçe Hoca da:

– Çok şükür Allah’ım!

deyip duruyormuş. Timur şaşırmış:

– Adama bak, demiş, üzüleceğine şükrediyor!

Hoca şükretmeye devam ederek söylenmiş:

– Ya ayva getirseydim!


Helva

Akşehir’in çarşısında dolaşırken, Hoca’nın canı helva çekmiş. Canı çekmiş çekmesine de, ne yapsın, cepte metelik yok. İlk dükkâna girip sormuş:
– Un var mı?
– Var.
– Şeker?
– Var!
– Yağ?
– O da var.
– Eee, mübarek, ne duruyorsun, helva yapsana!


Aklın Varsa Akşehir Gölü’ne

Hikâye bu ya, Hoca yoldan çalı çırpı mı toplamış, yoksa geven mi kesmiş; eşeğe yüklediği gibi evin yolunu tut-muş. Tutmuş ama, içini kemiren şüpheden de bir türlü kurtulmak mümkün değil. Bir eşek yükü zahmet çektiği bu odun bozuntusu ot, ya ocağa atınca adam gibi tutuşmazsa? Sınamayı kurt yemez deyip sınayayım derken, yüküyle birlikte eşeği de alev almaz mı? Hayvancağız var gücüyle kendi yangınından kaçmaya başlayınca, Hoca arkadan bağırmış:

– Aklın varsa, Akşehir Gölü’ne!


Ya Şimdi Minarede Olsaydım!

Hoca eşeğe binmiş, Akşehir’den Konya’ya giderken, öyle şiddetli bir yer sarsıntısı olmuş ki Hoca hemen eşekten indiği gibi secdeye kapanmış. Sebebini soran yol arkadaşına, Allah’a şükrederek karşılık vermiş:

– Ya şimdi minarede olsaydım!


Hırsızın Hiç mi Suçu Yok?

Bir gece Hoca’nın eşeğini çalmışlar. Eşeksiz, Nasreddin Hoca ne yapsın? Fukara, önüne gelene yalnızca bu adi hırsızlık vakasını değil, çalınan eşeğinin faziletlerini de anlatıp duruyormuş.
Kim yanar Hoca’nın eşeğine? Her ağızdan bir avaz:

– Kış uykusuna mı yattın Hoca?
– Kapıya niye parmaklık yapmadın?
– Kapıyı kilitlemeyi mi unuttun yoksa?

Hoca dayanamamış:

– Bre, demiş, domuzdan yana mısınız, benden yana mısınız? Hırsızın hiç mi suçu yok?


İpe Un Serilir mi?

Hoca’nın pinti komşusu, her gün bir şey istemeye geliyormuş. O gün de ip istemiş. Hoca, içeri gidip biraz beklemiş.. Döndüğünde:

– Kusura bakma komşum, demiş, ipe un sermişler. Komşusu şaşırarak;
– ipe un serildiğini yeni duydum, demiş, hiç öyle şey olur mu?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Gönül vermeye razı olmayınca, bal gibi serilir!


Acemi Avcı

Hikâye bu ya, kurtlar Akşehir’e, hatta Hoca’nın mahallesine kadar iner olmuş. Hoca da kış kıyamet demeyip komşusuyla kurt avına çıkmış.

Neyse uzatmayalım, acemi avcı şansı, bir kurdu ininde kıstırmışlar. Komşusu hayvanı görmek için kafasını inin ağzından içeri sokmuş. Sokar sokmaz da ayakları halay tutar gibi zıplamaya oynamaya başlamış. Hoca, “Tamam,” diye düşünmüş, “işte bizim adam kurdu yakaladı. Avcı dediğin böyle olur. Bari yardım edeyim” diyerek adamın ayaklarından asılıp dışarı çıkarmış ki bir de ne görsün; komşunun kafası yok. Hoca’yı bir düşüncedir almış. Apar topar geri dönüp adamın karısına:

Hatırlıyor musun, demiş, ava çıkarken kocanın kafası yerinde miydi?


Yoğurtlu Pekmez

Nasreddin Hoca’nın canı ne zamandır yoğurtlu pekmez çekiyormuş. Bir türlü nasip olmamış. Nerdeyse bir yıl geçtiği hâlde yoğurtlu pekmezi yiyemeyen Hoca, kendi kendine mırıldanmış:

– Yoğurt bulunur pekmez bulunmaz, pekmez bulunur yoğurt bulunmaz, ikisi bulunur bu sefer de Nasreddin Hoca bulunmaz!