Kırk Yıllık Sirke

Adamcağızın birine hekim, kırk yıllık sirke tavsiye etmiş. Kimde bulunur, kimin var derken Hoca’ya göndermişler. Adam bizimkinin kapısını çalıp:

– Hocam, demiş, sende kırk yıllık sirke bulunur diyorlar, doğru mu?
– Doğru.
– İlaç İçirt, versen…
– Veremem, demiş, Hoca, isteyene verseydim kırk yıllık sirke bende bulunur muydu?





Islanmamanın Sırrı

Bir gün Aksak Timur Hazretleri, Nasreddin Hoca’sız ava çıkmak istememiş. Herkes av atma binerken Hoca’ya da Timur’un emriyle deh derim yürümez bir at vermişler. Allah’ın işi; avda sağanak bastırmasın mı? Herkes dörtnala geri dönerken, Hoca bakmış, ıslanacak, elbiselerini çıkardığı gibi altına almış. Hünkâr’ın otağının kapısında giyinmiş kuşanmış, kupkuru elbisesiyle içeri girmiş. Hünkâr Hoca’ya bakıp:

– Yağmur iliklerimize işledi, demiş, o atın üzerinde sen nasıl kuru kaldın?
– Sultan’ım, demiş, Hoca, kulunuza bağışladığınız at yağmurdan hızlı çıktı, üzerime tek damla düşürmeden beni buraya getirdi.

Hikâye bu ya, Timur gene Nasreddin Hoca’yı ava çağırmış. Kendi atını Hoca’ya vermiş, Hoca’ya bağışladığı ata da kendisi binmiş. Yine yağmur başlamasın mı? Geri dön emriyle herkes uçarcasına otağa dönerken Timur Hazretleri tepeden tırnağa ıslanmış, sucuk gibi olmuş. Geldiğinde Hoca’ya:

– Utanmıyor musun, demiş, sen beni kandırmaya. Hani yağmurdan hızlıydı bu at?

Hoca gülerek cevap vermiş:

– A sevgili Hünkârım, elbiseni çıkarıp altına alsaydın ya!


Ördek Çorbası

Hoca efkâr dağıtmak için Akşehir Gölü sahiline şöyle bir açılmış. Tebdili mekân iştah açar derler, doğrudur, gö| havasından olacak, iyiden iyiye acıkmış. Çıkınında öküz gönüne dönmüş ekmek kırıntılarından başka yiyecek de yok. Islatmadan yemek mümkün değil. Ekmeği göle ba nıp yemeye başlamış.

Hocayı uzaktan izleyen bir çoban dostu, ne yaptığın, sormaz mı? Hoca, Akşehir Gölünde serinleyen ördekleri ima ederek:

– Ne yapayım, demiş, ördek çorbası içiyorum!


Salı Namazı

Hoca, cüppeyi giyinmiş, sarığı sarınmış, Karakaçana binmiş giderken, bir ahbabı:

– Hayrola Hocam, demiş, nereye böyle?
– Cuma’ya gidiyorum!
– Nasıl olur, bugün salı!

Hoca, Karakaçan’ı gösterip:

– Bu emektarın işi belli olmaz, demiş, ancak yetişirim!


İnşallah Bir Şey Bulur

Bir gece Nasreddin Hoca’yı karısı korkuyla uyandırmış. Duyulur duyulmaz bir sesle:

– Hoca! Hoca! Evde hırsız var!

Hoca uykusunun bölünmesinden rahatsız:

– İyi ya, demiş, belki çalacak bir şey bulur da elinden alırız!


Kuzu mu Oğlak mı?

Bizim Nasreddin Hoca’nın cins mi cins, semiz mi semiz bir kuzucuğu varmış. Komşusunun da zayıf, cılız bir oğlakçığı. Gel gelelim komşusu, hemen her gün, Hoca’ dan kuzu ziyafeti çekmesini istermiş. Hoca dayanamayıp kuzuya kıymış. Afiyetle yemişler. Adam da minnet altında kaldığını mı düşünmüş nedir, oğlağı kestiği gibi yahni yapıp aklınca ziyafet çekmiş. Keşke çekmez olaydı, her yerde herkese Hoca ya oğlak ziyafeti çektiğini söyleyip dururmuş. Anlatıla söylene oğlak o kadar büyümüş, o kadar güzelleşmiş ki bir gün Hoca dayanamayıp:

– Şeytan diyor ki, demiş, çıkar oğlakla kuzunun postunu…


Geç Yiğidim Geç

Nasreddin Hoca, mezarlıkta bir köpeğin mezar taşına siydiğini görünce: “Bre melun, utanmıyor musun mezarı kirletmeye!” diyerek, sopasıyla köpeği uzaklaştırmak istemiş. Keyfi bozulan hayvan, Hoca’ya dişlerini gösterip hırlayınca, Hoca bakmış pabuç pahalı, sözü değiştirmiş:

– Geç yiğidim, geç, sözüm sana değil!


Hilal

Nasreddin Hoca artık Akşehirli olmuş ama doğduğu köy Hortu’yu mu yoksa oradaki eşini dostunu mu özlemiş bilinmez, oruç ayını “sıla’’da geçireyim diye, onca yolu tüketip gece vakti köye girmiş. Bir de ne görsün, köylüler toplanmışlar; gökyüzüne bakıyorlar. Bunca insanın hilali görebilmek için toplandığını anlayınca söylemeden edememiş:

– Yahu, ne adamlarsınız, bizim Akşehir’de bunun de-ğirmen taşı gibisi bulunur gökyüzünde; kimse dönüp bakmaz!


Ya Tutarsa!

Hoca, Akşehir Gölü’nün kıyısına oturmuş. Çevresindekiler bir de bakmışlar ki Hoca, çömleğinden çıkardığı kaşık kaşık yoğurdu göle boşaltıp karıştırmıyor mu? Şaşkınlıkla sormuşlar:

– Hocam, ne yapıyorsun öyle?
– Göle yoğurt çalıyorum!
– Göl hiç yoğurt tutar mı?
– Ya tutarsa?


Sana Vade Vereyim…

Hoca’nın müsrif mi müsrif bir ahbabı varmış. Şu gün öderim, diye borç alır, günü geçtiği hâlde ödeyemezmiş. Böyle böyle Hoca’dan epeyce borç almış. Bir gün yine:

– Hocam, demiş, vade ile biraz borç versen…

Hoca:

– Kusura bakma, demiş, borç veremem ama istediğin kadar vade verebilirimi