Kirli Kuzgun




Hoca’nın pek âdeti de değil ya, bir gün Akşehir Gölü’ ne hanımıyla çamaşır yıkamaya gitmişler. Hanım yıkıyor, Hoca seriyor derken bir kara kuzguncuk ok gibi atılıp sabunu kaptığı gibi havalanmış. Kadıncağız ah vah etmeye kalkınca Hoca:

– Boşver hatun, demiş, ne sızlanıp duruyorsun, o bizden kirli, temizlensin gariban!

Komşuya Gitmem Komşusu, Hoca’dan eşeğini ödünç istemiş. Hoca da:

– Eşeğime sormam lazım, deyip ahıra gitmiş. Döndüğünde ne dese beğenirsiniz:
– Kusura bakma komşum. Sana gelmek istemedi. Şimdi senin hakkında ileri geri konuşur, benim de eşekliğim tutar, dedi.




Ters Oğul

Hoca’nın oğlu ile başı dertteymiş. Ne söylerse, o tam tersini yapıyormuş. Evlat bu atsan atılmaz, satsan satılmaz hesabı, Hoca da çaresiz katlanıyormuş.

Bir gün, baba oğulun çuvalını eşeğe yükletip değirmenden gelirken, Hoca, şu yoldan gidelim deyince, oğul tam tersi yola eşeği dehlemiş. Önlerine çay çıkmış. Hoca bakmış ki çuval sol yana ağmış; suya düştü düşecek. Ne söylese oğlu aksini yapıyor ya:

Aman oğlum, demiş, çuval sağa kayıyor, düzeltiver!

Aksi oğlun o gün söz dinleyeceği tutmuş; babasının tam dediğini yapmaz mı… Çayda hamur bayramı!

Hoca ne dese haklı:

– Bre ters! Kırk yılda bir düzlüğün tuttu, undan eyledin bizi!

Burnum Ensemden Belli

Hoca’ya bir gün:
– Burnunu göster, demişler.

Hoca tutmuş, işaret parmağını ense çukuruna koyup:
– İşte burnum, demiş.

– Yapma Hocam, demişler, tam da zıddını gösterdin?
– Biliyorum, demiş, Hoca. Bir şeyin zıddı bilinmezse kendisi hiç bilinip anlaşılmaz!

Bana mı Eşeğe mi İnanırsın?

Pinti komşusu, Hocanın eşeğini ödünç istiyormuş.

Bir vermiş, iki vermiş. Baktı ki baş edemeyecek, yine istediği bir gün:
– Tüh… Biraz önce başkasına verdim, diyerek geri 3 çevirmiş.

O sırada, ahırdaki eşek var gücüyle anırmaya başlamış, Komşusu:
– Bu senin eşeğin sesi değil mi, hani yoktu? demiş.

Hoca:
– Aşk olsun, demiş, Hoca, benim sözüme değil de eşeğin sözüne mi inanıyorsun?

Yerimi Beğenmedim

Bağ bozumu nasıl Hocasız olmazsa bağ dikimi Hoca’sız olur mu; Akşehir’in bağcıları çubuk dikerken Hoca da yanlarından ayrılmamış. Hatta:

– Çocuklar, demiş, beni de dikin bakalım, görelim ne meyve vereceğiz!

Hoca’yı beline kadar toprağa gömüp sulamışlar. Hoca’nın canı mı sıkılmış, yoksa ayakları mı buz tutmuş bilinmez; kendi kendini topraktan söküp çıkarmış.

– Hayırdır Hocam, demişler, köklerin ayaklanmış!
– Öyle, demiş Hoca, yerimi beğenmedim!

Acemi Avcı

Hikâye bu ya, kurtlar Akşehir’e, hatta Hoca’nın mahallesine kadar iner olmuş. Hoca da kış kıyamet demeyip komşusuyla kurt avına çıkmış.

Neyse uzatmayalım, acemi avcı şansı, bir kurdu ininde kıstırmışlar. Komşusu hayvanı görmek için kafasını inin ağzından içeri sokmuş. Sokar sokmaz da ayakları halay tutar gibi zıplamaya oynamaya başlamış. Hoca, “Tamam,” diye düşünmüş, “işte bizim adam kurdu yakaladı. Avcı dediğin böyle olur. Bari yardım edeyim” diyerek adamın ayaklarından asılıp dışarı çıkarmış ki bir de ne görsün; komşunun kafası yok. Hoca’yı bir düşüncedir almış. Apar topar geri dönüp adamın karısına:

Hatırlıyor musun, demiş, ava çıkarken kocanın kafası yerinde miydi?

Baltayı Kurtaralım

Hocanın son günlerde canı ciğer çekmiş. Gündüz ciğerci çırağıyla eve ciğer gönderiyormuş lâkin, akşam eve geldiğinde sofrada yine bulgur pilavı… Bir böyle, iki böyle derken, bir akşam dayanamayıp sormuş:
– Yahu hatun, ben de nefis sahibiyim, kaç gündür ciğer gönderiyorum eve, akşam yine aynı yemek; ne oluyor bu ciğerlere?
Kadın ne dese beğenirsiniz?
– Bana niye soruyorsun; şu hain kediye sor. Ne zaman pişirmeye kalksam fırsatını bulup kapıyor!

Hoca birden yerinden fırladığı gibi baltayı hanımının çeyiz sandığına kilitlemiş; derin bir nefes almış. Karısı şaşkın şaşkın:
– Hayırdır, Hoca, demiş baltayı kimden saklıyorsun?
– Kediden!
– Yapma Hoca, demiş, karısı, kedi baltayı ne yapsın?

Hoca bu; sıradan bir koca değil ki:
– Bana bak kadın, demiş, ciğer iki akçe idi, bu balta kırk akçe eder. Ya kedi kaparsa!

 

Yas Medeni

Bizim Hocanın karısı hakkın rahmetine kavuşmuş. Hoca birkaç gün yas tuttuktan sonra karaları çıkarmış; herkes gibi gülmeye, konuşmaya başlamış. Bu sırada eşeği ölmüş. Her gittiği yerde eşek de eşek… Aylar geçtiği hâlde eşeğin ölümünden duyduğu acıyı anlatıp duruyormuş.

– Yahu Hoca, demişler, ne biçim adamsın, eşeğe üzüldüğünün onda biri kadar karına üzülmedin, yas tutmadın.
– Olur mu, demiş, Hoca, karım vefat edince, siz demediniz mi üzüldüğün yeter, sana daha iyisini alırız diye. Eşeği kim alacak? Ben yas tutmayayım da kimler yas tutsun!

Boş Tencere

Nasreddin Hoca misafiri çok severmiş. Her akşam üç beş ahbabıyla gelir evde ne varsa, Allah ne verdiyse yerler içerlermiş.

Yine bir gün arkadaşlarıyla eve geldiğinde Hoca’nın karısı:
– Aman Hoca, demiş, gözünü seveyim, evde zırnık yiyecek yok. Komşulardan istemeye de yüzüm kalmadı. Şimdi ben ne yapayım?

Hoca eline bir boş tencere alıp misafirlerin yanına gelmiş.
– Dostlarım, demiş, evde yağ, pirinç, un… Bulunsaydı, işte bu tencerede size çorba yapacaktım!

Sahibinden Belli

Nasreddin Hoca’ya takılmayı seven biri:

– Hocam, demiş, hayırlı olsun, senin eşek kadı olmuş!

Hoca muzipçe gülümsemiş:

– Çok şükür. Eşeğim bile vaazımı can kulağıyla dinleyince kadı oldu!