Baltayı Kurtaralım

Hocanın son günlerde canı ciğer çekmiş. Gündüz ciğerci çırağıyla eve ciğer gönderiyormuş lâkin, akşam eve geldiğinde sofrada yine bulgur pilavı… Bir böyle, iki böyle derken, bir akşam dayanamayıp sormuş:
– Yahu hatun, ben de nefis sahibiyim, kaç gündür ciğer gönderiyorum eve, akşam yine aynı yemek; ne oluyor bu ciğerlere?
Kadın ne dese beğenirsiniz?
– Bana niye soruyorsun; şu hain kediye sor. Ne zaman pişirmeye kalksam fırsatını bulup kapıyor!

Hoca birden yerinden fırladığı gibi baltayı hanımının çeyiz sandığına kilitlemiş; derin bir nefes almış. Karısı şaşkın şaşkın:
– Hayırdır, Hoca, demiş baltayı kimden saklıyorsun?
– Kediden!
– Yapma Hoca, demiş, karısı, kedi baltayı ne yapsın?

Hoca bu; sıradan bir koca değil ki:
– Bana bak kadın, demiş, ciğer iki akçe idi, bu balta kırk akçe eder. Ya kedi kaparsa!

 






Tanrı mı Kul mu Paylaştırsın?

Nasreddin Hoca, çocuklarla çocuk olan birisi ya, bazen büyüklük yapar onları sevindirirmiş. Bir gün bağdan gelirken çocuklar etrafını çevirmişler. Hoca da ceviz torbasını olduğu gibi ortalarına atmış. Çocuklar hep birden torbanın üstüne atılmışlar. Beş on adım gitmeden, bir kavga, bir gürültü. Ne olacak canım, çocuklar ceviz kavgası yapıyor diye yoluna devam edecekmiş lâkin:

– Hocam, diye bağırmışlar, cevizi sen paylaştır!
– Tamam paylaştırayım da, demiş Hoca, Tanrı paylaştırması mı olsun bu, kul paylaştırması mı?

Hep bir ağızdan cevap vermişler!

– Tanrı paylaştırması!

Hoca cevizleri yeniden torbaya doldurmuş. Gözünü kapayıp eline ne geldiyse, kimine üç, kimine beş dağıtmış. Eee, torbada ceviz kalmayınca, kimine de hiç dağıtmış.

– Hocam, demişler, bu nasıl adalet böyle? Kimine az, kimine çok, kimine yok!

Hoca,

– Tanrı bu, demiş; kimine yağdınr, kimine baktırır. Hikmetinden sual olunmaz. Hem, demiş, torbayı biriniz kapsaydı şimdi toz olmaz mıydı?


Sen de Haklısın

Nasreddin Hoca, kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra:

– Hocam, Allah aşkına söyle, demiş, haklı değil miyim?

Hoca ne yapsın?

– Haklısın, demiş.

Ahbabı sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya, yok bana şöyle, yok böyle yaptı demeye. O da Hoca’ya sormuş:

– Haklı değil miyim?

Hoca:

– Vallahi çok haklısın, demiş.

Adam da sakinleşerek gitmiş. Tüm bunlara tanık olan Hoca’nın karısı bile bu işe şaşırmış kalmış.

– Senin kadılığında bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç öyle şey olur mu?

Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp:

– Hatun, demiş, sen de haklısın!


Ya İçinde Ben Olsaydım?

Hoca bakmış ki hava rüzgârlı. Hemen kurusun diye gömleğini yıkayıp bahçeye asmış. Akşamüzeri bir de ne görsün; gömlek ipten kopmuş, rüzgârın önünde bir o yana bir bu yana savruluyor.

– Hatun! diye ünlemiş. Vallahi bize kurban kesmek şart oldu.

Kadıncağız:

– Hayırdır Hoca, yine ne oldu, deyince. Hoca gömleği göstererek:
– Baksana, demiş, Ya içinde ben olsaydım!


İğneli Öğüt

Nasreddin Hoca kızını gelin ediyormuş. Nereden aklı na geldiyse düğün alayının ardından yetişip kızının kulağına:

– Evladım, demiş, sana benden baba öğüdü, dikiş dikerken sakın iğneye taktığın İpliğin arkasını düğümlemeyi unutma; iplik çıkar, iğne elinde kalır…


Pınar Başında Uyudum

Nasreddin Hoca Akşehir’den Sivrihisar’a giderken, bir ahbabına uğrayıp yorgunluk gidermek istemiş. Ev sahibiyle neredeyse Akşehir’den, Sivrihisar’dan, hatta memleket meselelerinden konuşmuşlar. Ancak, bir türlü Hoca’nın derdine çare olacak söze sıra gelmiyormuş. Yatmaya yakın ev sahibi:

– Hocam, demiş, susuz musun uykusuz musun?

Açlıktan midesi yapışan Hoca bu söze ne dese beğenirsiniz:

– Yolda bir pınar başında yeterince uyudum!

Pintinin Sorusu Kendini bilmez, pinti ve gevezenin biri, aklı sıra Hoca’nın açığını yakalamış gibi sormuş:

– Parayı neden bu kadar çok seviyorsun, Hocam?

Hoca, içinden, bu soruyu başkası sorsa batmaz ya deyip tutamamış dilini:

– Senin gibilere avuç açmamak için!


Sahte Binici

Bir gün Hoca’nın yolu bir hana düşmüş. Handakiler koyu bir sohbete dalmışlar. Memleketin sayılı binicileri anılarını anlatıyormuş. Hoca bu, o da kendini bu coşkulu sohbete kaptınp anlatmaya koyulmuş:

– Timur, bir gün yanında azgın mı azgın bir Arap atı ile çıkageldi. Atı yarına eyerleyin, diye buyurdu.

Lâkin neredeyse on asker ehli/eştirmeye çalıştıysa da bir türlü yola getiremedi. Dayanamadım, yardım edeyim, dedim.

Hoca lafını sürdürürken, hana çok iyi tanıdığı biri giri vermesin mi?… Hoca, ne yapsın, sözünü tamamlayıvermiş;

– Arap atı bu, tabi ben de dizginleyemedim!


Bana mı Eşeğe mi İnanırsın?

Pinti komşusu, Hocanın eşeğini ödünç istiyormuş.

Bir vermiş, iki vermiş. Baktı ki baş edemeyecek, yine istediği bir gün:
– Tüh… Biraz önce başkasına verdim, diyerek geri 3 çevirmiş.

O sırada, ahırdaki eşek var gücüyle anırmaya başlamış, Komşusu:
– Bu senin eşeğin sesi değil mi, hani yoktu? demiş.

Hoca:
– Aşk olsun, demiş, Hoca, benim sözüme değil de eşeğin sözüne mi inanıyorsun?


Evlilik Tanımı

Yıllardan beri evli olan Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam, evlilik nedir?

Evliliğinden iyice gına gelen Hoca:

– Ne olacak, demiş, aydınlıkta hırlama, karanlıkta horlama!


Kavuğun Kerameti

Adamın biri, Nasreddin Hoca’ya bir gün, artık Grekçe mi, Frenkçe mi, Süryanice mi bilinmez, Hoca’nın yazısından anlamadığı bir kitap getirmiş. Hoca kitabı karıştırmış, adama geri verirken:

– Bunu ben bilmem, demiş, git bir de San Saltuk’a sor!

Adam aynlırken Hoca’ya ne dese beğenirsiniz:

– Bir de Hoca olacaksın, başındaki kavuktan utan!

Hoca, kavuğu çıkardığı gibi arkadan adamın başına geçirip:

– Be boşboğaz demiş, keramet kavuktaysa, al, sen oku!