Ördek Çorbası

Hoca efkâr dağıtmak için Akşehir Gölü sahiline şöyle bir açılmış. Tebdili mekân iştah açar derler, doğrudur, gö| havasından olacak, iyiden iyiye acıkmış. Çıkınında öküz gönüne dönmüş ekmek kırıntılarından başka yiyecek de yok. Islatmadan yemek mümkün değil. Ekmeği göle ba nıp yemeye başlamış.

Hocayı uzaktan izleyen bir çoban dostu, ne yaptığın, sormaz mı? Hoca, Akşehir Gölünde serinleyen ördekleri ima ederek:

– Ne yapayım, demiş, ördek çorbası içiyorum!






İpe Un Serilir mi?

Hoca’nın pinti komşusu, her gün bir şey istemeye geliyormuş. O gün de ip istemiş. Hoca, içeri gidip biraz beklemiş.. Döndüğünde:

– Kusura bakma komşum, demiş, ipe un sermişler. Komşusu şaşırarak;
– ipe un serildiğini yeni duydum, demiş, hiç öyle şey olur mu?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Gönül vermeye razı olmayınca, bal gibi serilir!


Ey “İp”

Nasreddin Hoca, bir cuma günü kürsüde vaaz verirken, yine aklına ne geldiyse birdenbire:

– Ey Müslümanlar, demiş, oğlunuz olursa adını sakın Eyüp koymayın!

Cemaat birbirine bakmış. Birisi:

– Hocam, sebeb-i hikmeti ne ola ki, diye sorunca;
– Ne olacak demiş, Hoca, ahali dilinde “Eyip” olur; söylene söylene “ip”i kopar!


Seni Azrail Beğensin

Nasreddin Hoca hastalık yüzünden yatağa öyle bir mıhlanmış ki ölüm korkusu aklından çıkmaz olmuş. Baş ucunda bekleyen kansına:

– Hatun demiş, tak takıştır, sür sürüştür, giyin kuşan yanıma gel.
– Düğüne mi gidiyoruz ayol, demiş, karısı, sen yataktan bile kalkamıyorsun!
– Yok, demiş Hoca, öyle değil, Azrail gelmek üzere, geldiğinde belki seni beğenir de…


Bu Baş Tanıdık Ama…

Hoca’nın eşeğinin yuları çalınmış. Bir gün Akşehir pazarında dolaşırken, bakmış ki Karakaçan’ın yuları uyuz bir eşeğin boynunda.

– Yahu, demiş, bu eşeğin başı bizim olmasına bizim de gövdesini çıkaramadım.


Ben Seni Kurtaramam

Kınamayın canım, hevestir bu, herkeste olur. İşte Nasreddin Hoca zamanında, baykuş sesli bir adamcağız da müezzinliğe özenmiş, üstelik ezan vakti de değil ama olsun, çıkmış minareye; ezan okumaya çalışırken, Hoca aşağıdan ikaz etmiş:

– Hey evlat, başının çaresine bak; öyle dalsız budaksız bir ağaç ki çıktığın, seni kurtaran olmaz!


Ver Cüppemi Al Semerini

 

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkarıp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor. Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçan’a:

– Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!


Hilal

Nasreddin Hoca artık Akşehirli olmuş ama doğduğu köy Hortu’yu mu yoksa oradaki eşini dostunu mu özlemiş bilinmez, oruç ayını “sıla’’da geçireyim diye, onca yolu tüketip gece vakti köye girmiş. Bir de ne görsün, köylüler toplanmışlar; gökyüzüne bakıyorlar. Bunca insanın hilali görebilmek için toplandığını anlayınca söylemeden edememiş:

– Yahu, ne adamlarsınız, bizim Akşehir’de bunun de-ğirmen taşı gibisi bulunur gökyüzünde; kimse dönüp bakmaz!


Dünyanın Dengesi Bozulur

Elde soru mu yok; Hocaya sormuşlar:

– Hocam, sabahları insanlar niye bir o yana bir bu yana gider?
– Olur mu, demiş, Hoca, hepsi aynı yöne gitse dünyanın dengesi bozulur. Allah korusun bir yana devriliverir.


Sancı Gidince

Hoca’nın karısı gebeymiş. Doğum yaklaştı ya, her gün her gece: “Sancım geldi” diye yaygarayı koparıyormuş. Hoca tam hekime gideceği zaman ise: “Yok yok geçti!” diyerek Hoca’yı başından ayırmıyormuş. Sancı geldi, sancı gitti meselesi Hoca’nın canını iyiden iyiye sıkmış.

Yine bir gün gece yarısı sancısı tutmuş. Hoca telaş içinde doktora koşturacağı zaman, yine “Sancım geçti” demez mi, hekimin yolunu tutan Hoca:

– Bizim hatun az önce sancılanmıştı ama geçti, demiş. sakın ola bize geleyim deme!