Kırk Yıllık Dost




Timur, Akşehirliler adına Nasreddin Hoca’yı huzuruna kabul edip sorunlannı anlatmasını istemiş.
Timur’un karşısında iyice heyecanlanan Hoca, kırk yıllık dost gibi başlamış anlatmaya…
Hoca’nın kendisiyle samimi bir şekilde konuşmasına hiddetlenen Timur:

– Bak Efendi, demiş, sen kendini ne sanıyorsun ki dünyaya nam salan büyük bir hükümdarla böyle konuşuyorsun?

Nasreddin Hoca, hiç istifini bozmamış:

– Sen büyüksen, demiş, biz de küçüğüz!




Boş Tencere

Nasreddin Hoca misafiri çok severmiş. Her akşam üç beş ahbabıyla gelir evde ne varsa, Allah ne verdiyse yerler içerlermiş.

Yine bir gün arkadaşlarıyla eve geldiğinde Hoca’nın karısı:
– Aman Hoca, demiş, gözünü seveyim, evde zırnık yiyecek yok. Komşulardan istemeye de yüzüm kalmadı. Şimdi ben ne yapayım?

Hoca eline bir boş tencere alıp misafirlerin yanına gelmiş.
– Dostlarım, demiş, evde yağ, pirinç, un… Bulunsaydı, işte bu tencerede size çorba yapacaktım!

Yalancı Şahidin Eşeği

Hoca her zaman kadı olacak değil ya bu sefer de kadının arkadaşı olmuş. Bir gün ziyaret ettiğinde kadı bir yalancı şahidin davasına bakıyormuş. Yalancı şahide eşeğe ters bindirilip şehirde dolaştırılma cezası verilmiş. Ceza verilmiş ama o sırada eşek bulunamamış. Çaresiz Hoca’dan rica etmişler. O gün akşama kadar Hoca eşeğini beklemiş.

Bir hafta sonra Hoca bir şey danışmak için kadıya vardığında, ne görsün, aynı yalancı şahit için yine eşek aranıyor. Hoca, anlamış ki kendinden yine eşek istenecek. Bu gedikli yalancıya dönüp:

– Bana bak hemşehrim, demiş, ya yalancı şahitliği bırak ya kendine bir eşek al!

Pamuk Tarlası

Hoca’nın her zaman tıraş olduğu berber vefat edince bari demiş, halefine tıraş olayım. Adamcağız usturayı her vuruşta Hocanın yüzünü kesiyor, kestiği yere pamuk ya pıştınyormuş. Hoca, berberin elini, yüzünden uzaklaştırıp kapıya doğru yürüyünce adam:

– Hocam, demiş, nereye gidiyorsun, yarısı kaldı? Hoca, kapıdan çıkarken:
– Pamuk ektiğin yerin karşısına, demiş, keten ekmeye gidivorum.

Geçinmeye Niyetim Yok Adını Ne Yapayım!

Hoca yolunu kaybeden yaşlı bir teyzeye yardım etmiş. Kadıncağızın çenesi de hani biraz düşükmüş. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
– Ömrün uzun olsun evladım, adın ne idi?
– Nasreddin.
– Evli misin?
– Evleneli 20 yıl oldu.
– Onun adı ne kuzum?
– Bilmem.
– Adam 20 yıllık karısının adını bilmez mi?
– Geçinmeye niyeti olmazsa, bilmez!

Senin Fil Yalnız Kalmasın

Aksak Timur, Akşehir’e gelirken yanında bir de erkek fil getirmiş. Fil bu, bağ bahçe tanımıyor, önüne gelen yeri talan ediyormuş. Bununla kalsa iyi, Akşehirliler fili beslemek için ambarda, kilerde ne varsa tüketmişler. Bakmışlar böyle olmayacak, Hoca’ya:

– Aman Hocam, demişler, Hünkâr seni dinler; bir konuş da şu fil belasını başımızdan alsın.
– O zaman demiş, Hoca, toparlanın, o aksak mendebura derdimizi birlikte anlatalım.

Hoca önde, Akşehirliler arkada, huzura çıkmak için yola düşmüşler. Otağın kapısına gelindiğinde Hoca arkasına bakmış ki in cin top oynuyor. Bir Allah bir kendisi! Ben yapacağımı biliyorum, diyerek huzura çıkmış.Timur sormuş:

– Hayırdır, Hoca, yine ne istiyorsun?
– Hünkârım, demiş Hoca, Akşehirli sizin fili çok sevdi; ancak yalnızlığına üzülüp duruyor, ferman buyursanız da yanına bir de dişi fil getirseler.

Timur memnun:

– Çok yaşa Hoca, demiş, bunu nasıl düşünemedim. Var git müjdeyi hemen ver.

Hoca, otağın kapısından çıkınca, sağa sola saklanan Akşehirliler etrafını sarmışlar:

– Müjde bekleriz Hoca, fil ne zaman gidiyor?

Hoca müjdeyi vermiş:

– Alın size müjde, dişisi de yarın geliyor!

Sarığın Kusuru

Nasreddin Hoca sarığını sarınmak için epeyce uğraşmış; kan ter İçinde kalmış. Ne kadar uğraştıysa ucunu arkaya getirememiş. Şart olsun seni satarım sarık, dediyse de sarık bu, söz yemin dinler mi? Şart olmuş ve sarığı aldığı gibi Akşehir’in pazarına çıkmış. Neyse, bir müşteri sarığı alacak olmuş. Hoca:

– Yine al da, demiş, söylemedi deme, bu sarık hem suçlu hem kusurlu, ucu arkaya gelmiyor!

Sen Yüzme Bilirsin

Hikâye bu ya, Hoca’nın, biri geçkince diğeri genç ve güzel iki karısı varmış.
Bir gün ikisi birden sormasın mı!

– Akşehir Gölünde kayıkla gezerken kayık devrilse. önce hangimizi kurtarırsın?

Hoca, ikisini de süzdükten sonra geçkin olana:

– Hatun, demiş, sen biraz yüzme bilirsin, değil mİ?

Zaten Yoktu

Hoca, uzun bir süre Bursa’da kalıp Akşehir’e dönerken, yolda konu komşu:

– Ah Hocam, karın aklını kaybetti, demişler.

Hoca, hiç oralı olmamış. Ah, vah bile dememiş.

Bu sefer:

– Hocam, anlamadın herhalde..

diye, şaşırmışlar. Nasreddin Hoca da:

– Anladım, anladım da. Anlamadığım; zaten yoktu ki olmayan bir şeyi nasıl kaybetti!

Cenaze Evi

Hoca’nın komşusu ölmüş. Cenaze, mezarlığa götürülürken, karısı başlamış ağıt yakmaya:

Gittiğin yerin adı var,
Ne tuzu var ne tadı var,
Ne odun ne ocağı var,
Böyle nereye gidersin!

Hoca, karısına dönüp:
– Hanım, demiş, galiba cenaze bizim eve geliyor!