Çekirdeğin Parası

Hoca, artık Yemen hurması mıdır, Medine hurması mıdır, yoksa Acem hurması mıdır bir kilo hurma almış. Eve gelir gelmez de başlamış çekirdekleriyle birlikte yemeye.

Karısı:
– İlahi Efendi, demiş, sen ki gün görmüş bir ulu kişisin; hiç hurma çekirdeğiyle yenir mi?

Hoca bir yandan hurmaları tıkıştırırken ağız ucuyla:
– Ne diyorsun hatun, demiş, hurmacı çekirdekleriyle tarttı, onun da parasını ödedim!





Doğuran Kazan

Bilirsiniz ya Hoca, mal canlısı bir komşusundan kazan istemiş. İşi bittikten sonra da bir tencere güzeliyle birlikte kazanı komşusuna götürmüş.
– Sağ ol komşu, demiş, bu kazanın, bu da yavrusu’ doğurdu!

Komşunun canına minnet, fırsatı kaçırır mı tencereyi aldığı gibi mutfağa yerleştirmiş. Gel zaman git zaman Hoca komşudan tekrar kazan istemiş. İlkinde gönülsüz veren komşu be sefer seve seve getirmiş kazanı. Getirmiş ama, bir gün değil, beş gün değil Hoca’dan kazan gelmiyor. Hem tencereyi de ikilemek beklentisi içinde.

Dayanamayıp Hoca’ya:
– Hocam, demiş, işin bittiyse şu kazanı getirsen.
– Başın sağ olsun, demiş, Hoca, senin kazan öldü.
– Allah aşkına Hoca, demiş komşusu, kazan bu, ölür mü hiç?
– Niye ölmesin, demiş Hoca, bilirsin doğuran, ölür!


Akçeli Kötek

Hoca, pazarda dolaşırken biri ensesine okkalı bir tokat atmış. Hoca, adamdan davacı olmuş, birlikte kadıya gitmişler. Oysa, adam Kadının akrabasıymış. Kadı:
– Bir tokadın cezası bir akçedir. Git, getir, demiş.

Adam gidiş o gidiş… Hoca da ne yapsın? Kadının ensesine bir tokat indirdikten sonra:
– Kadılığını akraba hatırına kullanırsan, demiş, kötekten sen de nasibini alırsın. Getireceği bir akçeyi benim attığım bu tokadın cezası olarak sen al!


İnecektim

Nasreddin Hoca, Akşehir’de dolaşırken eşeğinden düşmüş. Çocuklar hemen çevresini sanp Hocayla dalga geçmeye başlamışlar:

– Sizi gidi haylazlar, demiş Hoca, ne gülüyorsunuz, ben zaten inecektim!


Ördek Çorbası

Hoca efkâr dağıtmak için Akşehir Gölü sahiline şöyle bir açılmış. Tebdili mekân iştah açar derler, doğrudur, gö| havasından olacak, iyiden iyiye acıkmış. Çıkınında öküz gönüne dönmüş ekmek kırıntılarından başka yiyecek de yok. Islatmadan yemek mümkün değil. Ekmeği göle ba nıp yemeye başlamış.

Hocayı uzaktan izleyen bir çoban dostu, ne yaptığın, sormaz mı? Hoca, Akşehir Gölünde serinleyen ördekleri ima ederek:

– Ne yapayım, demiş, ördek çorbası içiyorum!


Minare Başı Hamam

Nasreddin Hoca, henüz “hoca” olmadığı zamanın birinde hamama gitmiş. Efkârlanmış mı nedir, bir bozlak tutturup yeri göğü inletmiş. Söylediği uzun hava kulağına o kadar güzel gelmiş ki hamamdan çıkar çıkmaz soluğu minarede almış. Bu vakitsiz ezanı dinleyen ahali aşağıdan:

– Hoca, diye bağırmış, ağzının içinde baykuş mu var; kendine acımıyorsan kulaklarımıza acı!

Hoca, yukarıdan bulunduğu yeri göstererek cevap vermiş:

– İçinizden bir hayırsever çıksa da buraya bir hamam yaptırsaydı, o zaman görürdünüz Nasreddin Hoca’da ne ses var!

 


Ben Öbür Dünyadanım

Artık toz mu olmuş, toprak mı olmuş, yoksa ayıp bir şey mi bulaşmış, nedir, Hoca’nın mintanı kirlenmiş. Kirlenmiş de ya yolda belde birisi görüp ayıplarsa: “Sakalından, kavuğundan utan, derse…” diye Hoca yol üzerindeki mezarlığa sapmış. Boş bir mezarın içinde soyunup temizlenirken, rüzgâr mintanını alıp kaçmasın mı…

Mezarlıkta bir o yana bir bu yana, mintan önde Hoca arkada kovalamaca sürerken bir de ne olsa beğenirsiniz; yoldan geçen bir taifenin atları ürkmesin mi? Attan güç bela inen birkaç süvari Hoca’nın etrafını çevirip hesap sormaya başlamışlar:

– Bre kendini bilmez, az kaldı bir kazaya kurban gidecektik. İn misin, cin misin mezarlıkta çırılçıplak ne koşturup duruyorsun?

Hoca bakmış, iş kolay değil, postu deldirmek var işin ucunda.

– Durun çocuklar, demiş, ne inim ne cinim ne de bildiğiniz hortlağım. Ben ölmüş bir kişiyim, öbür dünyanın ahalisindenim. Orayı kirletmeyeyim diye abdest bozmaya çıktım. Siz işinize bakın; hemen geri dönerim.


Nasıl Bilirsiniz?

Nasreddin Hoca’nın hanımı ölmüş. Cenaze namazı kılınmış. İmam, dualar bittikten sonra cemaate:

– Ey Müslümanlar, demiş, merhumeyi nasıl bilirsiniz?

Herkes bir ağızdan karşılık vermiş:

– İyi biliriz!

Hoca, imamın kulağına eğilip:

– Kimi kimden soruyorsun be adam, demiş, sen onu bana sor!


Oktan Sonra Çakşır Gerek

Timur, keskin nişancılar arasında bir yanşma düzenlemiş. Hoca’yı da hedef tahtası olarak seçmişler. Yarışmacılardan biri okunu, Hoca’nın koltuk altından, diğeri bacaklarının arasından, üçüncüsü de kavuğunun üzerine koyduğu elmadan geçirmiş.

Hoca, yanşma boyunca bir heykel gibi durmuş.

Hünkâr, yarışmacılara ödül verirken Hoca’ya da mintan, kavuk ve para verilmesini emretmiş.

Hoca:

– Emir verin Hünkâr’ım, demiş, bir de çakşır versinler!


Bana mı Eşeğe mi İnanırsın?

Pinti komşusu, Hocanın eşeğini ödünç istiyormuş.

Bir vermiş, iki vermiş. Baktı ki baş edemeyecek, yine istediği bir gün:
– Tüh… Biraz önce başkasına verdim, diyerek geri 3 çevirmiş.

O sırada, ahırdaki eşek var gücüyle anırmaya başlamış, Komşusu:
– Bu senin eşeğin sesi değil mi, hani yoktu? demiş.

Hoca:
– Aşk olsun, demiş, Hoca, benim sözüme değil de eşeğin sözüne mi inanıyorsun?