Hırsızın Pabucu

Acemi bir hırsız koskoca Akşehir’de soyacak ev bulamamış olacak ki sabaha karşı Nasreddin Hoca’nın fakirhanesine girmiş. Aramış taramış, nafile, götürecek bir şey yok… Hoca durumu fark edip, önce, ses çıkarmasın diye adamın çıkardığı pabuçlarını saklamış, ardından da avazı çıktığı kadar “Hırsız var!” diye bağırmış. Komşular bir anda toplanıp hırsızı kaçarken yakalamışlar. Adam Hoca’yı görünce:

– Tamam, demiş, eve ben girdim ama pabucumu o çaldı!





Doymak da Bir Tatmak da Bir

Hoca bağa gidip eşeğine iki küfe üzüm yüklemiş. Gelirken onlarca çocuk Hoca’nın etrafını çevirip üzüm istemiş. Herkese bir salkım vermiş ama küfeler de nerdeyse boşalmış hani. Çocuk hâlden anlar mı:

– Cimri adamsın Hoca, demiş her biri, bir salkım az değil mi?
– Çocuklar, demiş. Hoca, doymak da bir tatmak da bir.


Niçin Ağlamayayım Niçin Gülmeyeyim?

Çorbayı kendisi yapmış ya, kaynar olduğunu unutmuş mu nedir; Hoca’dan önce davranıp ateş gibi sıcak aşı kaşıklayan Hoca’nın karısı başlamış ağlamaya. Niçin ağladığını soran Hoca’ya da:

– Ah Hoca Efendi, demiş, rahmetli babam bu çorbayı çok severdi. Aklıma geldi de ondan ağlarım.

Hoca, hanımının içtenliğine hayran kalmış kalmasına da ilk kaşıkta çorba ağzından midesine kızgın yağ gibi akmış. Hoca’nın yüzü ekşimiş, gözlerinden yaş gelmiş. Bu sefer karısı sormuş:

– Sana ne oldu Efendi, sen niye ağlıyorsun?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Uğursuz babanın ölüp meymenetsiz kızının kalışına ağlıyorum!


Biraz da Ben Öleyim

Hocayı bir ahbabı iftara davet etmiş. Sofra tamam kurulmuş, kulaklar ezanda iken ortaya iftar aşı konmuş. Ev sahibi kepçe gibi bir kaşık alırken, Hoca’ya da çay kaşığına yakın bir kaşık vermişler. Ezan okunur okunmaz ev sahibi o kocaman kaşıkla peş peşe iftar aşını cennetlik mideye indiriyor, her seferinde “Oh, öldüm!” diyormuş.

Hoca bakmış olacak gibi değil; yemek bitti bitecek, bitmese bile bu küçücük kaşıkla sahura kadar yese iftarı edemeyecek. Sonunda dayanamayıp o kocaman kaşığı adamın elinden kaptığı gibi yemeğe daldırmış:

– Senin öldüğün yeter, biraz da ben öleyim!


Sayılı Eşek

Hoca, tarla karın doyurmuyor, ne iş yapsam sermayeyi kediye yüklüyorum, deyip eşek satmaya niyetlenmiş, Elinde ne var ne yoksa satıp Konya’ya eşek almaya gitmiş, On tane eşek alıp birine binerek yola düşmüş. Sermaye bu ya, yolda, aman kaybolmasın diye İkide bir eşekleri sayıp duruyormuş. Ağacın gölgesinde sayarken 10, yolda giderken 9 eşek çıkınca Hoca’nın keyfi kaçmış, Bakmış kİ eşeğe her binişinde bir eşek eksik çıkıyor, ya yan gitmeye karar vermiş.
Akşehir’e on eşeğiyle vardığında, yayan yürümekten ayaklarının altı su topladığından ayakta zor duruyormuş. Hoca’yı bu hâlde görenler:

– Hayırdır Hocam. demişler, eşeklerine kıyamadım mı?

Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Sermaye göz önünde olmayınca azalıyor!


Yanlışın Büyüğü

Bir zamanlar Akşehir’de ahalinin silah taşıması yasaklanmış. Subaşı ve adamlan kimde bir silah yakalasalar hesabını sorar olmuşlar. Hikâye bu ya, bizim Nasreddin Hoca da şöyle sağlam bir yatağanla yakalanmasın mı?

– Hoca, demiş subaşı, bilmiyor musun silah taşımak yasak. Bu kılıç da neyin nesi?
– Ne silahı, demiş, Hoca, ben bunu kitaplardaki yanlışları düzeltmek için kullanıyorum.

Öfkeden deliye dönen subaşı:

– Yahu Hoca, demiş, hiç kılıçla kitap yanlışının düzeltildiği görülmüş mü?
– Sen bilmezsin, demiş, Hoca, kitaplarda öyle büyük yanlışlar var ki kazıyıp düzeltmek için kılıç bile az gelir!


Boy Abdesti

Elde münasebetsiz mi yok; kum gibi mübarek… işte bunlardan bir tanesi:

– Hocam, sen bu işleri bilirsin, Akşehir Gölü’nde boy abdesti alırken ne yana döneyim, diye sormasın mı?

Hoca:
– Madem bana sordun, demiş, elbisenin olduğu tarafa dön!


Ben Seni Kurtaramam

Kınamayın canım, hevestir bu, herkeste olur. İşte Nasreddin Hoca zamanında, baykuş sesli bir adamcağız da müezzinliğe özenmiş, üstelik ezan vakti de değil ama olsun, çıkmış minareye; ezan okumaya çalışırken, Hoca aşağıdan ikaz etmiş:

– Hey evlat, başının çaresine bak; öyle dalsız budaksız bir ağaç ki çıktığın, seni kurtaran olmaz!


Dostlar Alışverişte Görsün

Nasreddin Hoca bir zamanlar yumurtacı esnaflığına soyunmuş. Ne var ki, on para saydığı yumurtayı dokuz paraya satıyormuş.

Bakmışlar, Hoca iflas edecek.
– Ne yapıyorsun Hocam, demişler, bu külliyen zarar; artık alıp eksik satıyorsun.

Hoca:
– Sağ olun dostlarım, demiş, ben yaptığımı biliyorum; dostlar alışverişte görsün.


Gençliğini de Bilirim

Eşekten başka binek hayvanı tanımayan bizim Hoca bir gün sahiden ata binmek istemiş. Sağdan atlamış olmuyor, soldan sıçramış olmuyor; hasılı o kadar uğraş, masına rağmen ata binememiş. Kendi kendine: “Hey gidi gençlik!” diye mırıldanmış. Sonra sağına soluna bakınıp kimsenin olmadığını görünce kendi kendine:

– Sakalından utan bari, demiş, ben senin gençliğim de bilirim!