Sahte Binici

Bir gün Hoca’nın yolu bir hana düşmüş. Handakiler koyu bir sohbete dalmışlar. Memleketin sayılı binicileri anılarını anlatıyormuş. Hoca bu, o da kendini bu coşkulu sohbete kaptınp anlatmaya koyulmuş:

– Timur, bir gün yanında azgın mı azgın bir Arap atı ile çıkageldi. Atı yarına eyerleyin, diye buyurdu.

Lâkin neredeyse on asker ehli/eştirmeye çalıştıysa da bir türlü yola getiremedi. Dayanamadım, yardım edeyim, dedim.

Hoca lafını sürdürürken, hana çok iyi tanıdığı biri giri vermesin mi?… Hoca, ne yapsın, sözünü tamamlayıvermiş;

– Arap atı bu, tabi ben de dizginleyemedim!





Gençliğini de Bilirim

Eşekten başka binek hayvanı tanımayan bizim Hoca bir gün sahiden ata binmek istemiş. Sağdan atlamış olmuyor, soldan sıçramış olmuyor; hasılı o kadar uğraş, masına rağmen ata binememiş. Kendi kendine: “Hey gidi gençlik!” diye mırıldanmış. Sonra sağına soluna bakınıp kimsenin olmadığını görünce kendi kendine:

– Sakalından utan bari, demiş, ben senin gençliğim de bilirim!


Bana mı Eşeğe mi İnanırsın?

Pinti komşusu, Hocanın eşeğini ödünç istiyormuş.

Bir vermiş, iki vermiş. Baktı ki baş edemeyecek, yine istediği bir gün:
– Tüh… Biraz önce başkasına verdim, diyerek geri 3 çevirmiş.

O sırada, ahırdaki eşek var gücüyle anırmaya başlamış, Komşusu:
– Bu senin eşeğin sesi değil mi, hani yoktu? demiş.

Hoca:
– Aşk olsun, demiş, Hoca, benim sözüme değil de eşeğin sözüne mi inanıyorsun?


Dünyanın Dengesi Bozulur

Elde soru mu yok; Hocaya sormuşlar:

– Hocam, sabahları insanlar niye bir o yana bir bu yana gider?
– Olur mu, demiş, Hoca, hepsi aynı yöne gitse dünyanın dengesi bozulur. Allah korusun bir yana devriliverir.


Sağım Solum Görünmüyor

Nasreddin Hoca bir talebesiyle seyahate çıkmış. Geceyi geçirmek için bir hana yerleşmişler. Hoca tam uykuda iken talebesi, Hoca’yı uyandırıp:

– Hocam, demiş, hacet gidereceğim; sağında mum olacaktı verir misin?

– Yahu kardeş, demiş, Hoca, bu karanlıkta sağımı solumu ben nereden bileyim!


Ya Sen Ya Ben

Nasreddin Hoca, Timur’un Akşehir’de halka yaptığı eziyeti bir türlü içine sindiremiyormuş. Kendine ne değen ne dokunan varmış amma, iş bununla bitmiyor ki.

Nasıl olsa o yalnızca kendinin değil, yalnızca Akşehir’in de değil, yedi düvelin Hoca’sı! Haksızlık var ve dur demek lazım. Hoca’nın bunları düşünmesiyle soluğu Timur’un karşısında alması bir olmuş.

– Yetti artık, demiş, buradan gidecek misin, gitmeyecek misin?

Aksak Timur bütün aksaklığını ve aksiliğini suratında toplayıp Hoca’ya, öfkeyle:

– Haddini bil Hoca, demiş, sen kimi nereden kovmaya cüret ediyorsun?

Hoca gayet sakin:

– Uyarmadı deme, demiş, ben yapacağımı bilirim! Timur, küçümser bir edayla gürlemiş:
– Sen kimsin ki, ne yapacaksın?
– Ne mi yapacağım, demiş Hoca, eğer sen gitmezsen, Akşehirlileri toplayıp ben buradan gideceğim. Bunu söyler, bunu bilirim!


Hırsızın Pabucu

Acemi bir hırsız koskoca Akşehir’de soyacak ev bulamamış olacak ki sabaha karşı Nasreddin Hoca’nın fakirhanesine girmiş. Aramış taramış, nafile, götürecek bir şey yok… Hoca durumu fark edip, önce, ses çıkarmasın diye adamın çıkardığı pabuçlarını saklamış, ardından da avazı çıktığı kadar “Hırsız var!” diye bağırmış. Komşular bir anda toplanıp hırsızı kaçarken yakalamışlar. Adam Hoca’yı görünce:

– Tamam, demiş, eve ben girdim ama pabucumu o çaldı!


Bulma Zevki

Hoca bir gün eşeğini kaybetmiş. Önüne gelene soruyor kim bulursa, müjdelik olarak eşeği, bulana vereceğini söylüyormuş.

Herkes eşek aramaya çıkadursun, Hoca’ nın bir dostu:
– Etme Hocam, demiş, madem bulana vereceksin eşeği, niye arıyorsun?

Hoca cevap vermiş:
– Bulma zevkini tatmayan vermeden anlayamaz.


Teke Burcu

Hocaya durup dururken hangi burçtansın diye sormuşlar:

– Teke, demiş Hoca.
– Kuzum Hoca, demişler, böyle bir burç da yıldız da yok.
– Olsun, demiş Hoca, çocukluğumda rahmetli annem senin burcun oğlak derdi, oğlak o zamandan bu zamana teke oldu!

Terbiye, Buzağı İken Verilir Hoca’nın ineği buzağılamış. Buzağı serpildikçe Ho ca’yı da canından bezdirmeye başlamış. Ahıra bağiasa ipinden kurtuluyor, kaşla göz arasında alıp başını gidiyormuş.
Bir gün yaramaz buzağı, Hoca’nın bahçede bin bir emekle yetiştirdiği ne kadar domates, fasulye varsa hepsini çiğnemiş, talan etmiş. Tabi, Hoca’nın da iyice sabrını taşırmış. Hoca, bastonunu kaptığı gibi ahırdaki ineği evire çevire dövmeye başlamış.

Hoca’nın hanımı şaşırmış kalmış. Hoca’yı sakinleştirmeye çalışmış.

– Yahu Efendi, ineğin ne günahı var da, hıncını ondan alıyorsun. Suçlu bahçede. Git, buzağı ile kozunu paylaş, deyince, Hoca:

– Yok hanım, demiş, suçun büyüğü inekte. Ağaç yaşken eğilir. Yavrusuna iyi terbiye verseydi, öyle orayı burayı talan etmezdi, elleme, bu inek bu köteği hak etti!


Kırk Yıllık Dost

Timur, Akşehirliler adına Nasreddin Hoca’yı huzuruna kabul edip sorunlannı anlatmasını istemiş.
Timur’un karşısında iyice heyecanlanan Hoca, kırk yıllık dost gibi başlamış anlatmaya…
Hoca’nın kendisiyle samimi bir şekilde konuşmasına hiddetlenen Timur:

– Bak Efendi, demiş, sen kendini ne sanıyorsun ki dünyaya nam salan büyük bir hükümdarla böyle konuşuyorsun?

Nasreddin Hoca, hiç istifini bozmamış:

– Sen büyüksen, demiş, biz de küçüğüz!