Kuzu mu Oğlak mı?

Bizim Nasreddin Hoca’nın cins mi cins, semiz mi semiz bir kuzucuğu varmış. Komşusunun da zayıf, cılız bir oğlakçığı. Gel gelelim komşusu, hemen her gün, Hoca’ dan kuzu ziyafeti çekmesini istermiş. Hoca dayanamayıp kuzuya kıymış. Afiyetle yemişler. Adam da minnet altında kaldığını mı düşünmüş nedir, oğlağı kestiği gibi yahni yapıp aklınca ziyafet çekmiş. Keşke çekmez olaydı, her yerde herkese Hoca ya oğlak ziyafeti çektiğini söyleyip dururmuş. Anlatıla söylene oğlak o kadar büyümüş, o kadar güzelleşmiş ki bir gün Hoca dayanamayıp:

– Şeytan diyor ki, demiş, çıkar oğlakla kuzunun postunu…





Mademki Ekmeğin Var Ne Diye Yemiyorsun?

Hoca bir iş icabı Konya’ya gitmiş. İşi orada kalsın; şadırvanda abdest alırken olacak, kesesini düşürmüş. Meteliksiz kalmış. Konya’nın havasından mıdır, nedir açlıktan başı dönmeye başlamış. Ayakları Hoca’yı bir fırının önüne götürmüş.

Bir müddet ekmekleri seyrettikten sonra içeri girip fırıncıya:

– Arkadaş, demiş, senin mi bu fırın?
– Benim, demiş, fırıncı…

Ekmek mi yapıyorsun?

– Gördüğün gibi, evet.
– Şimdi, bu finn dolusu ekmeğin hepsi senin mi yani?
– Evet, benim… Ne oldu?
– Yahu, ne diye yemiyorsun?


Bir Oğlun Oldu

Hoca’nın karısı ilk çocuğuna gebeymiş. Gebelik ki ne gebelik! Canı ne çektiyse Hoca bulup buluşturmuş, hatuncağızı kuş sütüyle beslemiş. Kadın da nazlı mı nazlı. Doğrusu Hoca’ya yaptırmadığı şey kalmamış.

Bir gün Hoca bir iş için gittiği Konya’dan dönüşünde, cimri komşusu:
– Hocam, demiş, nur topu gibi bir oğlun oldu, gözlerin aydın olsun; müjdeliğimi isterim!
– Git işine be adam demiş. Hoca, oğlum olduysa benim oldu, bundan sana ne?


Rahmetten Kaçmıyorum

Yağmurlu bir havada Hocamız camdan dışarıyı seyrederken Kara Külah’ın koşar adım eve doğru geldiğini görmüş. Pencereyi açtığı gibi:

– Utan, demiş, Allah’ın rahmeti bu, ne diye kaçıyorsun?

Etme bulma dünyası ya, gel zaman git zaman aynı durum Hoca’nın başına gelmiş. Bardaktan boşanıyor mübarek. Hoca bir an önce ıslanmadan eve ulaşmanın telaşındayken, Kara Külah pencereyi açıp:

– Hoca, demiş, hani ne oldu; Allah’ın rahmetinden kaçılmaz diyordun?
– Ben sen miyim, demiş, Hoca, hem ne kaçması, telaşım o rahmete basmamak için benim!


Elin Sözü ile Bildiğinden Şaşma

Hoca, bir gün, oğlu eşeğin üzerinde, kendi arkada pazardan gelirken, görenler kınamışlar:

– Ataya hiç saygı kalmadı, demişler, adamcağızın yü-rümekten tabanları su toplamış, oğlu keyif sürüyor.

Hoca, oğlunu indirip eşeğe kendisi binmiş.

Timur birden sormuş:

– Eşekle senin aranda ne fark var?

Hoca şöyle gözlerini kısarak bir Timur’a bir de kendine bakmış:

– İki arşın. Hünkârım!


Öküzün Gençliği

Aksak Umur Hazretleri şanına yakışır bir cirit oyunu düzenlemiş. Herkes seçme atına atlayıp gelirken, bizim Hoca da atlamış öküzün sırtına. Doğru meydana sürmüş… Herkes, yine Hoca yapacağını yaptı diye kahkahaya boğulurken, Hünkâr:

– Yahu Hoca, demiş, cirit oyunu çeviklik ister, bu öküz de neyin nesi?

Nasreddin Hoca düşmemek için sıkıca tutunup cevap vermiş:

– A Hünkâr’ım, siz bunu buzağıyken görmeliydiniz!


Peşin Paraya Gülmek

Nasreddin Hoca bir ahbabından borç almış. Elde avuçta olsa Hoca hemen ödeyecek ama yoksulluğun iki gözü de kör olsun. Daha vadesi gelmeden adam alacağı için Hoca’nın kapısını aşındırmaya başlamış. Bir böyle iki böyle derken yine bir gün adam borcunu istediğinde;

– Şu anda yok ama, demiş, çok yakında ödeyeceğim,

Böylesi düşman başına, adam yüzsüz mü yüzsüz:

– Söyle Hoca, ne zaman vereceksin, kimden bulup vereceksin!
– Evin önüne çalı ektim!
– Niye?
– Koyun sürüsü geçerken yünleri çalıya takılacak.
– Sonra?
– Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım.
– Eee?
– Ne e’si be adam, sordun ya, senin paranı o zaman öyle ödeyeceğim.

Buna kim gülmez; adam da kasıklarını tuta tuta gülünce Hoca:

– Gidi hâlden bilmez, demiş, peşin parayı gördün ya gül bakalım!


Ya Üstünde Peştamal Olmasaydı!

Bir gün Hoca, Timur’la hamamda yıkanırken Timur sormuş:
Pazar olsa, köle diye satılsam.
Kaça akçe verirler, ederim nedir? diye biten bir dörtlük okuyup,

– Hoca demiş, sahi, ben kaç akçe ederim?

Hoca, ilk defa görüyormuş gibi Hünkâr ı süzdükten sonra:

– Elli akçeden fazla değil, demiş.
– Ne diyorsun demiş, Timur, üstümdeki peştamal elli akçe eder!

Hoca ne cesaretle cevap verdiyse vermiş:

– İyi ki üstünde o elli akçelik peştamal var, ya olmasaydı!


Oktan Sonra Çakşır Gerek

Timur, keskin nişancılar arasında bir yanşma düzenlemiş. Hoca’yı da hedef tahtası olarak seçmişler. Yarışmacılardan biri okunu, Hoca’nın koltuk altından, diğeri bacaklarının arasından, üçüncüsü de kavuğunun üzerine koyduğu elmadan geçirmiş.

Hoca, yanşma boyunca bir heykel gibi durmuş.

Hünkâr, yarışmacılara ödül verirken Hoca’ya da mintan, kavuk ve para verilmesini emretmiş.

Hoca:

– Emir verin Hünkâr’ım, demiş, bir de çakşır versinler!


Mevsimlerin Hası

Nasreddin Hoca, kocakarı soğuklarının başladığı günlerde komşusuyla havadan sudan konuşurken, komşu su:

– İnsanoğlu nankör Hocam. Yaz gelince yandım diye, kış gelince dondum diye kıyameti koparıyoruz.

Bir türlü mevsim beğenmiyoruz, deyince, soğuktan parmak uçlan bile uyuşan Hoca:

– Bahara bir kusur bulan var mı? demiş.