Doğuran Kazan

Bilirsiniz ya Hoca, mal canlısı bir komşusundan kazan istemiş. İşi bittikten sonra da bir tencere güzeliyle birlikte kazanı komşusuna götürmüş.
– Sağ ol komşu, demiş, bu kazanın, bu da yavrusu’ doğurdu!

Komşunun canına minnet, fırsatı kaçırır mı tencereyi aldığı gibi mutfağa yerleştirmiş. Gel zaman git zaman Hoca komşudan tekrar kazan istemiş. İlkinde gönülsüz veren komşu be sefer seve seve getirmiş kazanı. Getirmiş ama, bir gün değil, beş gün değil Hoca’dan kazan gelmiyor. Hem tencereyi de ikilemek beklentisi içinde.

Dayanamayıp Hoca’ya:
– Hocam, demiş, işin bittiyse şu kazanı getirsen.
– Başın sağ olsun, demiş, Hoca, senin kazan öldü.
– Allah aşkına Hoca, demiş komşusu, kazan bu, ölür mü hiç?
– Niye ölmesin, demiş Hoca, bilirsin doğuran, ölür!





Sağım Solum Görünmüyor

Nasreddin Hoca bir talebesiyle seyahate çıkmış. Geceyi geçirmek için bir hana yerleşmişler. Hoca tam uykuda iken talebesi, Hoca’yı uyandırıp:

– Hocam, demiş, hacet gidereceğim; sağında mum olacaktı verir misin?

– Yahu kardeş, demiş, Hoca, bu karanlıkta sağımı solumu ben nereden bileyim!


Mescit Duası

Nasreddin Hocanın koca ömründe ilk defa devlete bir işi düşmüş. Aksilik bu ya, işi bir türlü olmamış. Bir komşusu:

– Hocam, demiş, Ulu Cami’de kırk ikindi kılarsan, o anda işin olur!

Hoca da kırk gün Ulu Cami’ye taşınıp dualar etmiş. Kırkıncı günden sonra bir kırk gün daha geçmiş ama işi olmamış.

Bir gün, sıradan bir mescitte ikindi namazını kıldıktan sonra, komşusu müjdeyi vermez mi?

– Gözün aydın Hocam, duaların kabul oldu!

Hoca, doğru Ulu Cami’ye gidip:

– Ululuğundan utan, demiş, yazıklar olsun sana, evladın kadar olamadın!


Kuzu mu Oğlak mı?

Bizim Nasreddin Hoca’nın cins mi cins, semiz mi semiz bir kuzucuğu varmış. Komşusunun da zayıf, cılız bir oğlakçığı. Gel gelelim komşusu, hemen her gün, Hoca’ dan kuzu ziyafeti çekmesini istermiş. Hoca dayanamayıp kuzuya kıymış. Afiyetle yemişler. Adam da minnet altında kaldığını mı düşünmüş nedir, oğlağı kestiği gibi yahni yapıp aklınca ziyafet çekmiş. Keşke çekmez olaydı, her yerde herkese Hoca ya oğlak ziyafeti çektiğini söyleyip dururmuş. Anlatıla söylene oğlak o kadar büyümüş, o kadar güzelleşmiş ki bir gün Hoca dayanamayıp:

– Şeytan diyor ki, demiş, çıkar oğlakla kuzunun postunu…


Paranın Sesi

Hoca’nın kadılığında, huzuruna iki kişi gelmiş. Biri di-ğerini şikâyet ederek;

– Ocağına düştüm Hocam, demiş, ben bu adamdan davacıyım. Herifçioğlu odun kesiyordu, baltayı her vuruşunda “hınk” dedim, sonra da “hınk”ın ücretini istedim, vermedi. Ödesin bana borcunu!

Nasreddin Hoca odun kesiciden birkaç akçe istemiş. Adam direnecek olmuş ama, nafile, karşısındaki kadı; çaresiz vermiş. Hoca akçeleri yukarıdan yere bıraktıktan sonra tekrar toplayıp odun kesiciye vermiş. “Hınk” diyen adama da:

– Hakkını aldın, demiş, bir daha karşıma çıkma!
– Ben yalnız sesini duydum, demiş, “hınk” diyen adam. Hoca ne dese beğenirsiniz:
– Odun keserken “hınk” diyenin hakkı paranın sesidir!


Namazımı Kılmadan Olmaz

Bizim Hoca nın dostlan, ne zamandır yapmıyorduk şu Hoca’ya bir oyun oynayalım, diye, Hoca’yı derdest edip teneşir tahtasına yatırmışlar. Hoca da doğrusu oyunu bozmak istememiş. Kara Külah’ı getirip:

– Üstat, demişler, Hocamız, hakkın rahmetine ka vuştu, cenaze namazını kıldırmak sana kaldı. Az önce Hoca’yı sağ salim çarşıda gören Kara Külah:

– Oyunu bırakın, demiş, ne cenaze namazı!

O sırada kalabalığın arkasındaki teneşir tahtasından doğrulan Hoca:

– Olmaz arkadaş, demiş, namazımı kıldırmadan bir yere gidemezsin!


Rahmetten Kaçmıyorum

Yağmurlu bir havada Hocamız camdan dışarıyı seyrederken Kara Külah’ın koşar adım eve doğru geldiğini görmüş. Pencereyi açtığı gibi:

– Utan, demiş, Allah’ın rahmeti bu, ne diye kaçıyorsun?

Etme bulma dünyası ya, gel zaman git zaman aynı durum Hoca’nın başına gelmiş. Bardaktan boşanıyor mübarek. Hoca bir an önce ıslanmadan eve ulaşmanın telaşındayken, Kara Külah pencereyi açıp:

– Hoca, demiş, hani ne oldu; Allah’ın rahmetinden kaçılmaz diyordun?
– Ben sen miyim, demiş, Hoca, hem ne kaçması, telaşım o rahmete basmamak için benim!


Hırsızın Pabucu

Acemi bir hırsız koskoca Akşehir’de soyacak ev bulamamış olacak ki sabaha karşı Nasreddin Hoca’nın fakirhanesine girmiş. Aramış taramış, nafile, götürecek bir şey yok… Hoca durumu fark edip, önce, ses çıkarmasın diye adamın çıkardığı pabuçlarını saklamış, ardından da avazı çıktığı kadar “Hırsız var!” diye bağırmış. Komşular bir anda toplanıp hırsızı kaçarken yakalamışlar. Adam Hoca’yı görünce:

– Tamam, demiş, eve ben girdim ama pabucumu o çaldı!


Tek Ayaklı Kaz

Timur, bir gün Akşehir’e gelmiş. Hoca, Hünkâr’a armağan olarak bir kaz kızartıp düşmüş yollara. Lâkin, mübarek buram buram koktukça, midesi de kazınmaya başlamış. Daha fazla dayanamamış, kazın bir budunu afiyetle yemiş.

Aksak Timur, sofrasına gelen tek butlu kazı görünce köpürmüş, kendine hakaret saymış.

– Yahu Hoca, demiş, kazın öbür budu nerede?

Hoca ne yapsın? Yolda yedim dese olmayacak. Ne söyleyeceğini bilememiş. Gözü güneşin altında ayaklarını gizleyerek yatan kaz sürüsüne takılmış.

– Akşehir’de kazlar tek ayaklıdır, deyivermiş.

Timur, Hoca’nın yalan söylediğini anlamış anlamasına ama belli etmemiş. Biraz sonra davulların, dümbeleklerin çalmasını emretmesiyle, kızılca kıyamet kopmuş. Kaz sürüsü hep birlikte ayaklanıp oraya buraya kaçışmaya başlamış.

– Bak Hoca, demiş, Timur, Akşehir’in kazları dümbelek sesini duyunca iki ayaklı oldular.

Hoca’nın dilini tutması mümkün mü?

– Hünkâr’ım, demiş, onca tantana senin için yapılsaydı dört ayaklı olurdun!


Sancı Gidince

Hoca’nın karısı gebeymiş. Doğum yaklaştı ya, her gün her gece: “Sancım geldi” diye yaygarayı koparıyormuş. Hoca tam hekime gideceği zaman ise: “Yok yok geçti!” diyerek Hoca’yı başından ayırmıyormuş. Sancı geldi, sancı gitti meselesi Hoca’nın canını iyiden iyiye sıkmış.

Yine bir gün gece yarısı sancısı tutmuş. Hoca telaş içinde doktora koşturacağı zaman, yine “Sancım geçti” demez mi, hekimin yolunu tutan Hoca:

– Bizim hatun az önce sancılanmıştı ama geçti, demiş. sakın ola bize geleyim deme!