Altın Ne Kadar Eksik

Adamın biri Akşehir çarşısında akşam yürüyüşüne çıkan Hoca ya bir altın uzatarak:

– Hocam, demiş, sende bulunur, şunu bozuver!

Hoca da ne hikmetse cebinde beş kuruş olmadığını söyleyememiş. Vaktim yok, acelem var dediyse de, adam inatçı çıkmış, illa Hocaya bozduracak. Sonunda Hoca:

– Ver bakalım sarıkızı deyip altını adamın elinden al-mış.

Elinde evirip çevirdikten sonra: “Kardeşlik, demiş, bu altın eksik altın!”

Dedik ya adam inatçı diye, bu sefer: “Ne kadar eksikse o kadar boz” diye sırnaşmasın mı, Hoca çileden çıkmış:

– Bak adamım, demiş, bu altın o kadar eksik ki, bir altın daha verirsen ancak tamamlanır!






Tavşanın Suyunun Suyu

Bilirsiniz ya yine de anlatalım: Hoca’ya bir köylü tavşan getirmiş. Rızkıyla gelen bu adamcağıza Hoca izzet-i ikramda bulunmuş, ağırlamış, evinde birkaç gün misafir etmiş. Bir hafta sonra aynı köylü kapıyı çalıp:

– Hocam, ben sana tavşan getiren köylüyüm, demez mi… Hoca içeri buyur etmiş, sofraya da tavşanın suyundan yapılan çorbayı getirmiş.

Yine birkaç gün sonra tanımadığı iki kişi Hoca’nın evine gelip:

– Biz, demişler, sana tavşan getiren filancanın akrabalarıyız.

Hoca onları da misafir etmiş. Adamlara ikram ettiği çorba için:

– Bakın, demiş, bu tavşanın suyunun suyu!

Neredeyse, Hoca’ya tavşan getiren köylünün bütün akrabaları böyle böyle Hoca’ya misafir olmuşlar. Hoca da bu işten epeyce yılmış. Bir gün yine saçı sakalına karışmış birkaç kişi kapısına dayanıp:

– Hoca, demişler, hani sana tavşan getiren bir köylü vardı ya, biz onun köyünden değiliz ama yakın köylüyüz. Uzaktan da akraba sayılırız.

Hoca onları da misafir etmiş etmesine de önlerine birer kase su koymuş.

– Hoca, demişler, bu nasıl tavşan suyu? Hoca hiç oralı olmadan:
– Bu, demiş, tavşanın suyunun suyunun suyu!


Acemi Avcı

Hikâye bu ya, kurtlar Akşehir’e, hatta Hoca’nın mahallesine kadar iner olmuş. Hoca da kış kıyamet demeyip komşusuyla kurt avına çıkmış.

Neyse uzatmayalım, acemi avcı şansı, bir kurdu ininde kıstırmışlar. Komşusu hayvanı görmek için kafasını inin ağzından içeri sokmuş. Sokar sokmaz da ayakları halay tutar gibi zıplamaya oynamaya başlamış. Hoca, “Tamam,” diye düşünmüş, “işte bizim adam kurdu yakaladı. Avcı dediğin böyle olur. Bari yardım edeyim” diyerek adamın ayaklarından asılıp dışarı çıkarmış ki bir de ne görsün; komşunun kafası yok. Hoca’yı bir düşüncedir almış. Apar topar geri dönüp adamın karısına:

Hatırlıyor musun, demiş, ava çıkarken kocanın kafası yerinde miydi?


Taşıma Ücreti

Nasreddin Hoca, Akşehir pazarından haftalık alışverişini yaptıktan sonra bir hamal tutmuş. Hamal, Hocayı atlatıp küfeyle birlikte sırra kadem basmış. Tesadüf bu ya, Hoca, aylar sonra pazarda aynı hamalı görmesin mi? Aman görünmeyeyim diyerek telaşla saklanmış.

Eve gelip karısına durumu anlattığında kadın:

– Niye yakalamadın?

deyince, Hoca ne dese beğenirsiniz:

– Bre akılsız kadın, ya benden bunca zamaniık taşıma ücretini isterse!


Oynar Ceviz Sesine

Hoca’nın karısı doğum sancısına tutulmuş. Tutulmuş ama sancı çekilir gibi değil. Bir yandan inliyor, bir yandan bağırıyormuş:

– Ölüyorum Efendi, kurtar beni bu sancıdan!

Hoca bir koşu ambara gidip bir el torbası ceviz getir miş. Başlamış torbayı sallayıp cevizleri şakırdatmaya. Karısı:

– Ne yapıyorsun Hoca, deyince, ne dese beğenirsiniz?
– Çocuk ceviz sesine dayanamaz, oynamak için çıkar!


Sesi Yarın Çıkar

Hoca ile öğrencisi İmad, gece evlerine dönerken, hırsızların bir kapının demirini kesmeye çalıştığını görmüşler.

İmad:

– Hocam, demiş, bu adamlar böyle ne yapıyor?
– Rebap çalıyorlar, diye cevap vermiş Hoca.

İmad:

– Hayret! Hiç sesi çıkmıyor, deyine Hoca sessizce ce vap vermiş.*
– Onun sesi yarın çıkar.


Ya Ayva Getirseydim!

Hoca, Timur’a hediye etmek için bahçesindeki ağaçtan, en güzel ayvaları bir sepete koyup düşmüş yola. Hoca’yı üstünde bayramlık kıyafeti, kolunda sepetle görenler, merakla sormuşlar:

– Hayırdır, Hoca, nereye gidiyorsun?

Hoca böbürlene böbürlene cevaplamış:

– Hünkâr’a hediye götürüyorum. Bakın mübarekler ay parçası gibi.

Muzibin birisi:

– Aman Hocam sen ne yapıyorsun, demiş, Timur’a hiç ayva götürülür mü? Her şeyden nem kapan bir adam. Al Hünkâr’ım, ayvayı ye mi diyeceksin?

Hoca’nın canı sıkılmış, hak vermiş. Peki, demiş:

– Ne götüreyim o zaman?

Timur’un aşçısını tanıyan birisi:

– İncir götür, demiş.

Hoca sepetteki ayvaları sokaktakilere dağıtıp incir almış, Timur’un huzuruna çıkmış:

– Akşehir’in en güzel incirlerini getirdim, sıhhatinize iyi gelir, deyince, Aksak Timur Hazretleri:
– Getir bakalım şu sepeti önüme koy, geç karşıma dikil demiş.

Hoca, memnun karşısına dikilince Timur, incirleri Hoca’ nın kafasına kafasına fırlatmaya başlamış. Bir yandan da bağırıyormuş:

– Hiç kimse sana incirden nefret ettiğimi söylemedi mi?

İncirler kafasına geldikçe Hoca da:

– Çok şükür Allah’ım!

deyip duruyormuş. Timur şaşırmış:

– Adama bak, demiş, üzüleceğine şükrediyor!

Hoca şükretmeye devam ederek söylenmiş:

– Ya ayva getirseydim!


İnşallah Bir Şey Bulur

Bir gece Nasreddin Hoca’yı karısı korkuyla uyandırmış. Duyulur duyulmaz bir sesle:

– Hoca! Hoca! Evde hırsız var!

Hoca uykusunun bölünmesinden rahatsız:

– İyi ya, demiş, belki çalacak bir şey bulur da elinden alırız!


Taş Hesabı

Nasreddin Hoca, bir Ramazan günü evinin önüne oturmuş, bir çömleğe taşları tekrar tekrar sayıp koyuyormuş. Muzip bir komşusu:

– Bu ne iş Hocam, seni gören taş değil mücevher saydığını sanır, deyince Hoca, Ramazan’ın kaçı olduğunu anlamak için çömleğe taş doldurduğunu söylemiş.

Muzip komşu boş durur mu? Ertesi gün çömleğe gizlice bir avuç taş koyup, Hoca’ya sormuş:

– Hocam, mübarek Ramazan’ın kaçıncı günü?

Hoca hemen çömleğindeki taşları döküp saymaya başlamış. Saymış, saymış. Taşlar bir türlü bitmek bilmiyormuş. 150’ye gelince şaşırmış tekrar saymış, bu sefer 170 çıkmış. Bakmış olmayacak, komşusuna:

– Bugün Ramazan’ın 62’si demiş.

Adam gülerek:

– Ne yapıyorsun Hoca’m, 30 günlük Ramazan ne zaman 62 oldu?

deyince, Hoca:

– O benim hesabım, demiş, çömlek hesabına bak saydın görürdün!


Zaten Yoktu

Hoca, uzun bir süre Bursa’da kalıp Akşehir’e dönerken, yolda konu komşu:

– Ah Hocam, karın aklını kaybetti, demişler.

Hoca, hiç oralı olmamış. Ah, vah bile dememiş.

Bu sefer:

– Hocam, anlamadın herhalde..

diye, şaşırmışlar. Nasreddin Hoca da:

– Anladım, anladım da. Anlamadığım; zaten yoktu ki olmayan bir şeyi nasıl kaybetti!